şükela:  tümü | bugün
  • kişinin, bir süre sonra başkalarının (özellikle şu veya bu sebeple kendinden üstün gördüğü insanların) ona ilişkin beklentilerine denk düşen davranışlar sergilemesi. öğretmenin bir öğrencinin başarılı veya başarısız olacağı yönündeki beklentisinin, o öğrenciyi başarılı veya başarısız kılması bir örnek olarak verilebilir.
    (bkz: kendi kendini gerçekleştiren kehanet)
  • birnevi ominius grief sayılabilir
  • bu konuda örnek verebileceğim bir tanıdığım var... kendisi oss sınavına girmeden önce tek düşündüğü şey bu kadar basit bir sınavdan geçemezse nasıl rezil olacağı yönündeydi, kaç puan alacağı yada kazanacağı yerden bile önemli olmuştu bu kişi için... oss'ye girdi ve 1-2 puan ile barajı geçememişti.
  • pygmalion adlı oyunda da bu etkiyi ifade eden dialoglar vardır.oyundaki karakterlerden profesör higgins çiçekçi kız mis doolittle a her zaman bir çiçekçi gibi arkadaşı pickering ise bir hanımefendi gibi davranırlar.ve mis doolittle şu sözü söyler:" bir hanımefendi ile çiçekçi kız arasındaki fark nasıl davrandıkları değil, onlara karşı nasıl davranıldığıdır."
  • insan kaynakları manyakları, bunu da bir yönetim tarzı olarak kullanmaya başlamışlar bile. buyrun:

    "... the goal of this procedure is to build the trainee's self-efficacy through "small wins" by starting with easily mastered subtasks and gradually increasing difficulty and complexity until the trainee feels confident of performing the whole task."

    beleş ve dandik çeviri: yani bir arkadaşı alıyorlar, ilk önce boş kaleye gol attırıyorlar bol bol. "sen kralsın; hani büyük konuşmayayım ama dünyadaki en iyi golcü olabilirsin" falan diyerek iyice bir gaza getiriyorlar arkadaşı. arkadaşın da kendisinden beklentisi ve kendisine güveni yeterince yükselince, 4 defansın üzerinden rövaşataya bile kalkmaya başlıyor artık.

    ahan da bu da bir başkası:

    "... furhermore, managers should be trained in how to use the technique of positive self-modeling, which involves trainees' watching videotapes of themselves performing a task, with the mistakes removed through editing."

    kişisel yorumum: vay anam vay neler donmus serhat ya

    kaynağımız da burası: s.s. white and e.a locke, "problems with the pygmalion effect and some proposed solutions", leadership quarterly, vol.11, no.3, pp. 389-415
  • self fulfilling prophecy olarak da bilinir.
  • kişinin neyi beklerse onun gerçekleşmesi olasılığının yükselmesidir. yani bireylerin düşünceleri davranışlarına yön verir, sonuçta ön yargımız ya da beklentimiz sonucu etkiler.
  • bende olduğunu düşündüğüm etki.

    bir ara deli olduğuma da inandırdıydım kendimi ama sonra "deli olduğumu düşündüğüme göre deli değilim! heheh" deyip yırttıydım. iyi de "bir delinin ne düşündüğünü anlayabilirmiş gibi yapan akıllıların uydurduğu bu fikir, bir deliyi deli olmadığına ikna edebilir mi?" o konu bir yana dursun hazır "bir pygmalion asla bir pygmalion olduğunu bilmez" diye bir lafta yok bence bende bu durum var iddiasını ortaya atabilirim.

    konuşmaya başladığımdan beri "bu çocuk çok zeki! acayip" diyolar benim için. ilk çocuk olduğumdan ebeveynlerin görmemişliği sonucu oluşmuş bir durum bu. bir laf ediyorsun "oha! büyümüşte küçülmüş!" "yok artık" falan oluyorlar. anlatılıyor falan bu tüm sülaleye, çevreye. bu gazla yetişince zeki olmak bir yükümlülük oluyor insanın sırtında. sonra bir bakmışsın küçük çaplı bir "nasrettin hoca" olmuşsun. tüm arkadaş çevren-akrabalar-hatta okulda hocalar falan senin fıkralarını anlatıyorlar birbirlerine. üstelik bir çoğu gerçek bile değil. ya da sen hatırlamıyorsun. biri çıkıyor "ya geçen sen şey dedin ya ne güldüydük arkadaş" diyor. durup "sen kimsin abi?"(dayılanma değil gerçekten adamı hatırlamıyorum) diyorsun.

    zeki miyim? ıq testlerine, edebiyat-matematik yarışmalarına falan göre öyle. zeka bu mu? belki. tübitak bilmem ne ödülüm var ama liseyi falan boşver 1 yıl önce üniversitede benimle aynı sınıfta okuyan sınıf arkadaşlarımın yarısının ismini-yüzünü hatırlayamıyorum. ama asıl şaşırtıcı olan ilkokul 3 te ödev yapmayı bırakmış bir daha eve iş getirmemiş bir öğrenci olarak üniversiteyi (ftr) kazanmama kimsenin şaşırmaması. bir kere bile bana ders çalış denmedi. bizimkilere göre "o zaten yapar" çocuktum hep. yazdıkça hatırlıyorum ilkokulda bana bozulmuş tv'yi tamir ettirmişti bunlar. gizli bir tarikata falan mı üyeler nedir?

    birinci ağızdan "var böyle bir etki" diyorum ve bence bendeki tüm garipliklerin sebebi olabilir. ondan sonra "3 ay ortadan kaybolmak ne demek?" diyorlar. "her yağmur yağdığında sokağa çıkıp ıslanmak garip" "okulu saçma bulup son sene bırakmak manyaklık" diyolar.... beni siz delirttiniz kardeş.

    "siz siz olun insanlardan bir şeyler beklemeyin bırakın onlar size verebildikleri kadarını versinler."

    psikanalitik edit; al işte aynı baskıdan ötürü entryi özlü sözle bitirdim. bi de kendi lafımı tırnak içine alarak bakın ne ağır laf etmişim havası yaratmışım. ciddi bir baskı var üstümde.