şükela:  tümü | bugün
  • mario vargas llosa'nin bir romanidir. peru'da 50lerde islenen bir cinayeti ve bu cinayeti arastirmaya calisanlarin seruvenini ele almaktadir
  • orjinal adı quién mato a palomino molero olan mario vargas llosa nın 1950'lerin peru sunda işlenen bir cinayetin izini süren iki taşra polisinin hikayesini, yer yer içinizi acıtarak yer yer gülümseterek anlattığı kitabı. çok iyi kurgulanmış, sade bir polisiye.
  • llosa’nın solculuk dönemlerinin sistemi, eşitsizliği eleştirdiği, sınıfı sorguladığı yıllarının önemli romanı.

    --- spoiler ---

    siyasi yapıları, çalkantıları, sınıflı yapıları itibariyle türkiye'ye çok benzeyen güney amerika ülkelerinden birinde (peru), 1950'li yıllarda bir er vahşice öldürülüyor. olayın üzerinin kapatılmak istenmesi, halkın devlete güveninin kalmaması, polis/asker/derin güçler ilişkileri ne kadar da tanıdık geliyor değil mi? sonunda iki jandarmanın “fazla kurcaladıkları için” bir yerlere sürülmesi…

    büyük romancılar kuşağının yaşayan belki de son temsilcisi llosa’nın güçlü anlatımı da buna eklenince ortaya nefis bir roman çıkmış bence. lituma’nın sürüldüğü o dağ kasabasında maceraları devam edecek, llosa lituma en los andes romanında hikayeyi devam ettirecektir.
    --- spoiler ---
  • “orospu çoçukları.” lituma midesindekilerin boğazına doğru yürüdüğünü duyuyordu. “zavallı çocuk, sana neler yapmışlar böyle?”
    oğlan bir keçiboynuzu ağacına asılıp bıçakla doğranmıştı. öyle akıl almaz bir durumdaydı ki, bir cesetten çok bir korkuluğa, kırık dökük bir kuklaya benziyordu. onu öldürdükten sonra ya da öldürmeden önce dilim dilim doğramışlardı: burnu, ağzı ortadan yarılmıştı, kurumuş kanlar, çürükler, kesikler, sigara yanıklarından yüzü delibozuk bir haritaya dönmüştü. iğdiş etmeye bile çalışmışlardı. lituma taşaklarının baldırlarına kadar sarktığını görüyordu. ayakları çıplaktı, belden aşağısında hiçbir şey yoktu, gövdesinin üst yanını parça parça doğranmış bir tişört örtüyordu. genç, ince, esmer ve kemikli biriydi. yüzünün üzerinde vızıldayan sineklerin oluşturduğu dolambacın altında siyah ve kıvırcık saçları parlıyordu.” —— böyle başlıyor llosa’nın cinayet romanı. 1950’lerin peru’sunda geçiyor. çok sert başlıyor olsa da, sıradan bir cinayet soruşturması bu. katilin kim olduğunu ve işbirlikçilerini hemen tahmin ediyorsunuz. ama llosa’nın yaptığı zaten çözmesi zor, kurgusu karışık bir polisiye hikayesi yaratmak değil. anlatmak istediği çok farklı bir şey. palomino molero’yu kim öldürdü” ırkçılık, ensest ilişkiler, fuhuş, güçlünün kazandığı zayıfın ezildiği, korku, geçim sıkıntısı gibi alt temalarıyla yozlaşmış bir toplumda, dürüst olmaya/kalmaya çalışmanın ne kadar zor olduğunu anlatıyor.