şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: rabia)
  • (bkz: #56594915)
  • geceleri evinin çatısında ibadet ederken, " ey rabb'im, yıldızlar ışıyıp duruyor, insanlar uyuyor, sultanlar kapılarını kapamış durumda ve her aşık sevgilisiyle baş başa ; ben ise burada seninleyim."
    bir diğer ibadetini gerçekleştirirken,
    " ey rabb'im eğer sana cehennem korkusuyla ibadet ediyorsam beni cehennemde yak, eğer sana cennet umuduyla ibadet ediyorsam beni cennetine sokma ama eğer sana senin hatrın için ibadet ediyorsam beni ezeli güzelliğinden mahrum bırakma."
    dediği rivayet edilir.
  • islamın yitiği, az bilinen kadın evliyalardan. dünyada ne kadar aciz görünse de hakikat nazarında, manevi anlamda adeta dişi bir aslandır. çünkü iman hem nurdur, hem kuvvettir. çünkü hakiki imanı elde eden, kainata dahi meydan okuyabilir.

    basra'da, dindar bir babanın fakir bir evladı olarak dünyaya gelmiş ve henüz genç bir kız iken ikisini de kaybetmiş, yoksulluğu ve kimsesizliği sonuna kadar yaşamıştır rabia.
    zaten dünya hayatı zor geçmeyen bir kimsenin allah katında yükselmesi hiç de kolay değildir.

    süfyan-ı sevri bir gün rabiatül adeviyenin ziyaretine gelir. evinde serili bir hasır ve içi hurma yaprağı dolu bir minderinden başka hiçbir şeyin olmadığını görür. "ya rabia dilersen yakınların sana yardım edebilir. içinde bulunduğun bu mütevazi döşemeyi değiştirir, haline bir çeki düzen verebilirler" der.
    rabia'nın cevabı insanların tüylerini diken diken edecek cinstendir. "ben halimden müşteki değilim ki onlara müracaata gerek duyayım. hatta içinde bulunduğum halden dolayı bütün kainatın sahibine dahi müracaatta bulunmadım. nerede kaldı ki, dünyanın zerresine sahip olan aciz insanlara rica edeyim!"

    yine bir gün namazda iken evine hırsız giren rabia, namazını bitirinceye kadar hırsızın bir şey bulamayıp eli boş döndüğünü anlayınca seslenir hırsıza: " ey muhtaç adam, bari ibrikteki sudan abdest alıp iki rekat namaz kıl da emeğin büsbütün boşuna gitmesin"
    hırsız şaşkın ve korkmuş bir ruh haliyle pişman olur ve abdest alıp namaza durur. rabia bundan sonra elini kaldırır ve dua eder: "ya rab, bu muhtaç benim evimde alacak bir şey bulamadı. onu senin kapına gönderdim. sen elbette benim gibi değilsin, onu boş çevirmezsin"
    evine giren hırsıza dahi dua edecek kadar merhametli, geniş bir gönle sahiptir rabia.
    dünyadan büsbütün geçmiş, onun bir meta olduğunu öğrenmiştir.
    rabia bütün varlığını imana, allah aşkına adadığından dolayıevlenmeyi dahi düşünmemişti. bir gün kendisine niçin evlenmediğini sorarlar. cevaben: "üç şey vardır ki benim bütün dünyamı dolduruyor. evlenmeyi düşünmeye vakit bırakmıyor. son nefesimi verirken imanla gidecek miyim? mahşerde kitabım sağımdan mı solumdan mı verilecek? halk cennetle cehennem yolunda ikiye bölününce, ben hangisinde yer alacağım"
    işte özgür olmak...
    işte hür olmak böyle bir şeydir.
    öyle zannediyorum ki, rabia hayatı boyunca kendi dünyası için allah'a en ufak bir duada bulunmamıştır. çünkü rabia'nın tek bir ölçüsü vardı, şu kısacık fani ömrü islama en uygun şekilde yaşayıp, rabbine kavuşmak.
    ömür geçici zevklere harcayacak kadar değersiz değildir. mevlana'nın da dediği gibi ömrün en küçük bir anı iki cihandan daha kıymetlidir. fakat biz onu uykuyla, şehvetle, mal ve mülk hırsıyla boyuna harcayıp duruyoruz.

    oysa her adımda sormalıyız bunu kendimize, her an her vakit, gerçekten buna değiyor mu?