şükela:  tümü | bugün
  • kerestelerin kalınlık ayarına yarayan, makina, araç, teçhizat, metal.
  • boyle bir islami orgut var bir de ugur mumcu ayni adi ta$iyan kitabinda anlatmi$tir her $eyi..
  • binalarda yerlere dosenen parke olmayan sey. ayrıca (bkz: lambri)
  • (bkz: zabita)
  • parkeden daha büyük ahşap parçaları ile ve paralel olarak döşenen bir yer döşemesi
  • eski dilde zabita demek (bkz: eski dil)
  • asıl adı "rabıtat-al-allam-al-islami" olan suudi arabistan kökenli şeriatçı örgüt.. örgütün misyonu kısaca dünya üstünde şeriat adına yapılan ne varsa ona maddi ve politik destek vermektir.. bu örgüt bakanlar kurulu kararnamesiyle 1982-1984 yılları arası batı avrupa'daki türk imamlara maaş ödemiştir.. uğur mumcu tamamladığı son kitabı olan "rabıta"da bu konunun ve türkiye üstünde oyun oynayan şeriatçı örgütlerin üzerine cesurca gitmiştir.. birçok çevreyi rahatsız ettiği için kendi sukiastinin sebebi de bu kitaptır..
  • türkçe tam karşılı bağlantı;ağ anlamına gelir.
  • rabit in disil sekli
  • tanrı ile kul arasında illaki bir aracının olması gerektiğini sanan tarikatçı muhteremlerimizin bir eylemi. çünkü insan aciz bir varlık olduğu cihetle tanrıya ulaşmak için bir yola, bir rehbere ihtiyaç duyarmış. işte tanrı'ya ulaştıran bu patika tarikat (ki sözcük olarak da yol mol anlamlarına gelmektedir), bu patikadaki mübarek rehber de o tarikatın şeyhi olabilirmiş.

    işte bir tarikata girip bir şeyhe intisap eden mürit, şeyhinden ayrı kaldığında aradaki irtibatı hiç olmazsa düşünce olarak koparmamak için onunla rabıta ilişkisine geçermiş. bu rabıta da genelde gecenin bir vakti bir köşeye çekilip şeyhini düşünmek şeklinde olurmuş. bakınız tanrı filan düşünülmüyor. şeyh düşünülüyor. "islam dini'nde ruhbanlık yoktur, allah ile kul arasına kimse giremez" diye istedikleri kadar bağırsın ilahiyatçılar. pratikte pek güzel giriyor bazı kerameti kendinden menkul muhteremler. hatta bir hikaye de uydurmuşlar bu bağlamda. efendim bir şeyh ile müridi gide gide az gidip uz gitmişken, karşılarına bir deniz çıkmış. şeyh demiş ki, "şimdi ben seccademi denize sereceğim ve üzerine oturacağım. sen de serip oturacaksın ve bana tutunup 'şeyhim şeyhim' diyeceksin. "tamam" demiş mürit. şeyh sermiş seccadeyi ve "allah allah" demeye başlamış. mürit de tutunmuş şeyhe "şeyhim, şeyhim" demeye başlamış. güzelce yol alıyorlarmış denizde. sonra mürit düşünmüş "o niye allah diyor da ben şeyhim diyorum. ben de allah diyeceğim" ve başlamış "allah allah" demeye. birden ikisi de batmaya başlamışlar. demek ki neymiş? şeyh onunla allah arasında bir bağlantı borusuymuş. hatta bu muhteremler derler ki "şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır"

    tabi bu rabıtayı farklı gruplar farklı şekillerde yaparlar. örneğin bazıları sadece şeyhinin ruhaniyetini ve uluhiyetini düşünmek şeklinde yaparken, bazıları olayı daha da somutlaştırmak için düşünme esnasında karşılarına şeyhlerinin resmini alırlarmış. bu resimle rabıta olayına örnek olarak (tek örnek mi başkaları da var mı bilmiyorum) kamuoyunda adıyamancılar diye adlandırılan tarikat verilebilir. e tabi bunlar resimle yapıyorlarsa, daha somut olsun diye heykelle rabıta yapan bir grubu da duysam şaşırmayacağım. yani bir tür putperestlik.

    en iyisi maço bir muhafazakar erkeğimizin serzenişiyle konuyu kapatalım. bu tarikat marikat rabıta mabıta olaylarına karşı olan biraderimiz dermiş ki "benim karım gece kalkacak, onun bunun adamını düşünecek. yok! olmaz arkadaş"