şükela:  tümü | bugün
  • kadınlara uygulanan baskı her kültürde en yaygın görülen baskıdır. marksist feminizm karşıtıdır. kadınlara uygulanan baskıdan, baskıyı yapan da gören de farkında değildir. özellikle şiddet gerektirmez. dile sinmesi bile baskı çeşitlerinden biridir. jinekoloji gibi tıp bilimleri kadınlara baskı uygular.
    bu düşünceye göre ilk sınıf kadın-erkektir. mesele cinsiyet yani kadın-erkek arasında yapılan ayrımdır. orijinal sınıf ayrımı kadın ve erkek ayrımıdır. üretim ön plandayken biyolojik devrim olması lazım gelmektedir. tıp ve teknoloji sayesinde çocuğun kadın bedeni dışında üretilmesi gibi. doğum barbarca ve patriarkik bir mittir. üretim kadın bedeni dışında yapılmalıdır.
    toplumun androjen olması gerekmektedir. biyolojik aile kavramı da böylelikle ortadan kalkar. "lezbiyenlik ve homoseksüellik, kapitalizmin yoldan çıkmasıyla ortaya çıkar." düşüncesi ve heteroseksüellik ortadan kalkar. cinsiyet bağlamındaki ırk ayrımcılığı da böyece yok olur.
  • "tüm ezilen halkların kadınları birleşin!!"
  • radikal feminizmde, kadinlarin ozellikle isciler olarak ele alinmasindan ziyade, kadinlarin ikincil toplumsal konumlarini tanimlayan tum toplumsal iliskilere bakmamiz gerektigini soylenir. (bkz: kisisel olan politiktir)

    heteroseksüellligin kültürel olarak olusturuldugunu, ve ataerkilligi devam ettirmek icin gerekli olan bir hakimiyet bicimi oldugunu kabul ederler. iktidar iliskilerinden arinmis bir kadin cinselligini tam anlami ile gelistirmek icin lezbiyenligi savunulur. (bkz: politik lezbiyen)
  • radikal feminizme gore cinsiyet, toplum yapisini belirleyen en onemli ve mutlak parametredir. cinsiyetler, biyolojik-sosyal olarak farklidir ve ikisi arasinda esitlikten bahsetmek imkansizdir. yapilmasi gereken kadinin erkege esitligini savunmak degil, kadinin rolunu bu biyolojik-sosyolojik farklar uzerinden yeniden tanimlamaktir.

    ilk radikal feminist olarak simone de beauvoir’i ve tabi ki "ikinci cins" kitabini dusunebiliriz. kadinin rolunu yeniden tanimlayabilmek icin ortadan kaldirilmasi gereken yegane unsur patriarsidir. radikal feminism, patriarsiyi tarih boyunca toplumlarda olusturulmus, kurumsallasmis ve bireylerde icsellestirilmis seksuel bir baski mekanizmasi olarak tanimlar. bu mekanizmanin kokune kibrit suyu sikmanin tek yolu ise onun toplumdaki en somut, kuvvetli ve kurumsallasmis seklini yani “aile” kavramini ortadan kaldirmaktir ki radikal feminizmin “devrimci/radikal” noktasi da bu olmaktadir.

    20.yuzyilda doktrinel anlamda ozellikle one cikmis iki radikal feministten bahsedilebilir: kate millett ve shulamith firestone. 70’ler dusun dunyasinin onemli eserlerinden biri olan "cinsel politika" adli yapitinda millett, aileyı gerek erkek gerekse kiz cocuklarina toplumsal rollerinin ogretildigi ve icsellestirildigi, caglara meydan okuyan ve cinsel parametreler gozetildiginde oldukca statik bir kurum olarak tanımlar. aile kavrami yikilmali, kadinlar uzerlerindeki baski ve ustlendikleri rollerin sanalligi konusunda egitilmelidir. ancak bu yolla kendi rollerini yeniden tanimlayabileceklerdir.

    firestone ise "cinselligin diyalektigi" adli kitabinda aile kavramina biraz daha biyolojik yaklasmayi tercih eder. kadinlarin cocuk dogurma ve buyutme yukumlulugunun onlarin toplumsal rollerini ve eylemlerini etkileyen temel unsur oldugunu savunur. kadin toplumsal olarak ozgurlesmek icin biyolojik rolunden kurtulmalidir. hamileligi onlemeye yonelik yontemler ve kurtajin yayginlasmasini savunur. fakat asil ilginc onerisi cocuk uretimi konusundadir. firestone, tup bebek yontemi ile laboratuvarlarda cocuk yapilabilmenin mumkun oldugunu, cocuklarin dogduktan sonra anne-babalar tarafindan degil devletin kurdugu cocuk yetistirme kurumlarinda yetistirilmesi gerektigini, boylece anne ve babalarin biyolojik rollerin baskisindan kurtulup gercek bireyler olabilecegini iddia eder. aile kavramini boylece biyolojik olarak yikilacagini ve patriarsinin ortadan kalkacagini soyler.

    bu kisilerin disinda eva figes, germaine greer, susan brownmiller radikal feminizmin one cikan diger isimleri olarak verilebilir.
  • tv eleştirisi dersinden geçmek için* öğrenmek zorunda kaldığım;aslında erkeksiz toplum yaratmaktan başka bir amacı olmayan hede*....
  • her ne kadar çıkış noktasını haklı bulsam da kimi temsilcilerinin karşı çıktıkları tuzağa düştüklerini gözlemlediğim akım.

    temel problem, ataerkil düzene karşı çıkarken, "doğal" olduğu iddia edilene (mesela heteroseksüel, monogam, sadakat içeren, erkek egemen ilişki) karşı çıkarken "kadın doğası" gibi bir kavramdan bilinçli veya bilinçdışı bir şekilde yararlananların bolluğudur. bunun aklıma gelen en babafingo (oh, the irony) örneği adrienne rich'in lesbian continuum kavramıdır (ki kendisi aslında günümüz standartlarında o kadar "radikal" bir feminist olmadığı gibi (hmm) bu makalesi dağlar bayırlar aşırtmıştır feminizme). bir yandan özcü yaklaşıma, "kadının özü şudur, erkeğin özü şudur"a toplumsal olanı ortaya koyarak karşı çık, bir yandan da tarih boyunca kadınların paylaştığı bir özden dem vur; olmuyor tabi.

    bir yandan toplumlar içerisinde birer birer bu katmanların oluştuğuna katılırken, bir yandan da bunu evrenselleştirip lesbian continuum (ki lesbian olması bir fark yaratmaz; vegetarian continuum da olabilirdi) yaratmak gerçekten de sorunla mücadele etmektir belki. ama bence çok yanlış bir şekilde mücadele etmektir. o zaman "kadının böyle bir özü varsa, tarih boyunca (bizim medeniyetin yegane muhteviyatı sandığımız belli başlı ataerkil toplumların son bin - bin beşyüz yılında) durum da buysa, o zaman kadının özü tarihsel pozisyonudur" demek hiç de zor değildir. yanlışlanması da ancak "lesbian continuum"un aksini ispatlamak kadar mümkündür. yani değildir. zira bu saçma bir genellemedir.

    daha da uç noktalara gidip lesbian continuum'un dışlayıcı bir kimlik politikası yaratabileceği de savunulabilir; "o zaman lgbtt'nin son iki t'si ne olacak" denebilir. biyolojik veya toplumsal anlamda "tamamen" kadın olmayanların toplumsal kadın rollerine kısmen veya tamamen bürünmek istemesi bu durumda bir freak show olarak adlandırılabilir pekala.

    radikal feministler candır ciğerdir zira marksist (ve zannımca fazlaca dar) bakış açısından kurtulup, sınıf siyasetine kimlik siyaseti katıp (ya da kimliğe sınıf gibi davranıp) yepyeni ufuklar açmışlardır women's studies alanına. öte yandan "very radical feminist" diye bir şey olmadığı için hep kulağımda böyle ekşi ekşi tınlamaya devam eder radikal feminist titri.
  • eylemli kadirizm karşısında hiçbir şansı olmayan ideoloji.
  • çok kaba bir ifadeyle, kadın olana, kadınlaştırılmış olana, kamusallık içinde kadın olma durumuna duyduğu hınç bakımından yılların patriyarkasından farklı olmayan feminizm. kadınları kadın olmayı bırakarak özgürleştirmeyi vaadediyor.