1. az biraz eşeleyince künyesi çıkan muhterem. loststone'dan geliyor:

    avasas:
    oku hafız oku
    http://www.taraf.com.tr/haberv.asp?haberno=8937 (edit: link hata veriyor. yazıyı merak eden şuradan okuyabilir: http://www.facebook.jp/group.php?gid=14615608971)

    loststone:
    iyice zırvalamış abi adam.
    yani denizlerin hatalı düşündüğü yerler var diye
    komple çöpe atıp ulusalcı ilan edeceğiz he mi?

    avasas:
    başlık açıyorum

    loststone:
    ne diyecen?

    avasas:
    başlık şu: denizlerin hrant in dusman bellenmesindeki paylari

    loststone:
    alan adı sahibi : toplum ve politika enstitüsü derneği
    idari sorumlu : genç yunuslar derneği (gyd8-metu)
    ödeme sorumlusu : genç yunuslar derneği (gyd8-metu)
    teknik sorumlu : genç yunuslar derneği (gyd8-metu)
    tpe.org.tr'ye whois çekince bu bilgiler geliyor.

    avasas:
    yani?

    loststone:
    bu genç yunuslar derneği ne ola ki?
    bi bakalım.
    http://www.gencyunuslar.org.tr/
    adresi duraklatılmış.
    ama az kaldı.

    avasas:
    ?

    loststone:
    http://www.aksam.com.tr/…/yazarlar/yazarlar109.html
    ve beklenen sonuç!
    kimi kandırıyonuz siz....?
    yani ldp'li bunlar abi.
    besim tibuk'un adamları.

    avasas:
    tam adamları yani:))) bunu bunu yazayım. loststone'un dedektifliği diyeyim

    loststone:
    eheheheheh :d
    gurur duyarım walla.
    biraz sansürleyelim ama.
    eheheheheheheh :d

    çok da kibar konuşuruz böyle. özelden konuşurken bile.

    (bkz: denizlerin hrant'ın düşman bellenmesindeki payları)
  2. tamamen ekonomik liberalizm savunucusu (aman liberal sol, sol liberalizm gibi şeylerle karıştırılmasın) sağcı bir kardeşimiz. amerikan tipi yetenek devşirmeci toplum anlayışını övdüğü, ayn rand'a referans verip chavez, castro gibileri kınadığı, ve rol modelimiz olarak muhtar kent'i anlattığı yazısı:

    http://www.stargazete.com/index.asp?haberid=134224
    2012 editi: link uçmuş star gazetesi web adminini internet editörlerini öpüyoruz. şurdan hala çıkıyor, bunu kaybetmeyi başaramamışlar: bu topraklarda ‘biz’e rağmen muhtar kent olabilmek

    ya da: http://pastebin.com/nfxdgdzy
  3. kendisinin personele eklenmesi ile temsil edilen "taraf" genişlemiş, anavatan partisi'nin "dört eğilim" tadının farklı bir versiyonu yakalanmış.

    kanaat üretim uzayındaki konumlara bakarsak:

    http://img104.imageshack.us/img104/6856/xyzzt6.jpg *

    bu sosyal uzayda taraf'ta üretilen konum-almaları yazarları düşünerek kabaca işaretlersek, kütahyalı zayıf kalmış bir koordinatı dolduracak gözüküyor: ekonomik sağcı-otoriter-aşırı-dindar-olmayan. [aralık 2011 silinmeden sonra zorunlu not: burada rok'la ilgili bir spekülasyon hakkında "göte girebilir" yargısına varılmış, heba olmasın entry. rok'un gayri-laik yatkınlıklarına işaret etmeye çalışmışım ağustos 2008'de, hazretin ilk tedavüle girdiği vakitler. o erken noktada din meseleleri ile ilgili duruşlarını tam isabet kaydederek ele alamamış olduğumu da bu vesile ile not edeyim. verdiği ilk sinyaller, seküler uca yakın gibi gelmişti. bu arada, "ateist" etiketi de hukuken şahsa hakaret diye çerçevelenebiliyorsa, bir yaşıma daha girdim.]

    uzayın ekonomik sağcı-liberter bölgesinde bir toplaşma vardı. bu transferle mainstreaming dengesi biraz daha sağlanmış oluyor.

    gazetede ekonomik solcu uca yakın kanaatler zayıf halka tabii, ama buraya tahkimat yapılması gazetenin misyonuna aykırı olur sanırım, bunu laf sokmak için söylemiyorum -- sebepleri liberal demokrasi başlığında tartışıldı.
  4. facebook'ta hakkındaki "deniz gezmiş'e ulusalcı dedi.. vay..." şeklinde başlayıp devam ede gelen hakaretleri gördükçe, deniz gezmiş'i kullanabilen faşist "türk solu" dergisinin varlığını gördükçe, "insancıl" sistemlerini savunurlarken liberal muhataplarına- hepsini göbekli sermayedar saydığından olsa gerek- kimi zaman "sığır siki" kimi zaman da "istiklal mahkemelerinde yargılancaksınız amına koduklarım" yazabilenleri gördükçe, kışkırtıcı biçimde bahsettiği "besleme mekanizması"nın varlığı hakkında sorgulamalarda bulunduğum yazar.

    yani sanki "devrim" için bugün dahi "kendi ergenekonu'nu kurmaya" fit olacak sosyalist bir doku yok türkiyede. bir "kargaşa"da "kaşınabilecek" bir varlığı yok sanki. "meclis işgal edilmedikçe ben baskın oran'a filan oy vermem" diyen bir görüş hatırlıyorum sözlükte. şimdi arasam bulamam heralde.

    hani, dindarlara karşı, "lan sizin kitabınızdan adam recm buluyor, yorumluyor ediyor, yüzleşin ve bu zehri atın, onlar da öyle yorumlamasın" diye haklı bir çağrıda bulunulurken benzer bir çağrı sosyalistlere gelince, "ekonomik liberalizmi de savunuyor abi hadi safları sıklaştıralım" şeklinde vücut kimyaları bozulmaya başlıyor. hemen "taraf, hasan celal güzel'i de alsın eheh ehe" espirileri yapılıyor. zannederim, rasim ozan'ın sadece deniz gezmiş ile ilgili yazılarını okudunuz. diğerlerini nefretinizden es geçtiniz.

    alın sadece şu yazısını okuyun: (bkz: http://www.taraf.com.tr/haber.asp?id=14084)

    sonra da "hasan celal güzel ehe ehe" esprinize dönün.

    ama neyse ki süper marksist'ler var. onlardan ümidim var benim.
  5. bir nevi engin ardic. lakin engin ardic'ta oldugunu dusunmedigim bir art niyet seziyorum ben bu adamin yazilarinda. tarafta bu minvaldeki iki isimden biri benim icin. digeri kim mi? onu da haftaya aciklarim... (ehe mehe)
    kendisine guzel bir... bir... elestiri mi desem, desifre mi desem bilemedigim guzel bir yazi icin buyrunuz:
    http://www.evrensel.net/haber.php?haber_id=37399

    ek: bir nevi engin ardic olmasi, ikisinin de solun tabularina bodoslama girismeleriyle alakalidir. ancak engin ardic sol diye bilinen chp ve chp'den kopamamis sosyalistler ile ugrasirken, ve bunu samimi, mantikli bir bicimde yaparken bu adam tutturmus bir deniz gezmis, onunla ugrasip duruyor. elbette deniz gezmis elestirilebilir. hatta elestirilmelidir ki turkiye solunun gariplikleri ortaya ciksin. lakin bunu "hapisteki bir arkadasi dedi" gibi muhtemelen uydurma kaynaklarla, "haftaya aciklarim ehe ehe" diye olta atarak, dupeduz saldiri biciminde yaparsan en iyi ihtimalle ciddiye alinmazsin. fisek gibi baslayan yazarlik kariyerin tisss diye soner gider. ki umarim oyle de olur. kosesini gordukce rahatsiz oluyorum zira.
  6. modası geçmekte olan oray eğin'in boşluğunu doldurabilecek ender genç yeteneklerden bir yazarımız.
    köşeyi de kapmış.
    (ara: kolay yetişmiyor)
  7. son yazısıyla ciddi ciddi mide kaldıran genç köşe yazarı. rasim ozan sansasyonel bir konu yakalamış magazin gazetecisi gibi deniz gezmiş hakkında köşelemeye devam ediyor, bakalım aradığı altını bulacak mı?

    öncelikle deniz gezmiş'in ulusalcıların elinde basit bir milliyetçi kahramana dönüştürülmesi de ikonlaştırılması da sinir bozucu. deniz gezmiş herşeyden önce trajik bir kahraman, kendi kuşağının tüm yükünü taşıyanlardan.

    yiğidi öldür hakkını yeme demişler deniz gezmiş ancak belli bir gelişme çizgisi içinde değerlendirilerek anlaşılabilir, tabii böyle bir derdiniz varsa.

    rasim ozan son yazısının sonlarında deniz gezmiş'le ilgili olarak şunları diyor:

    "deniz gezmiş ile ilgili mevzularda türk solu çok hassas. gezmiş bir tip aziz mertebesinde anılıyor. gezmiş etrafında mitolojik/dinsel bir hale var. aynı şey küresel bazda “che” simgesi için de geçerli. sosyalist hareketlerin anlam dünyasında tüm olumlu özelliklerin onlara atfedildiği destansı kutsal kahramanlar bunlar... hem azizler hem de şehit...

    o sebeple mesela deniz’in kendi eliyle yazdığı kimi mektuplarını bile inkâr etmek isteyen bir eğilim oluşabiliyor. o mektuplardaki sözlerin “sahih hadis” olmadığı ispatlansın; uydurma olduğu biri tarafından kanıtlansın istiyor günümüz solcu ruh hali...

    o sebeple bana yine bir dolu mektup geldi. telefonumu bulup arayan okurlarım oldu. ki bunlar bana küfreden değil, genelde sempatiyle bakan okurlar... “deniz kendine hiç kemalist dememiştir, yok böyle şey” diyor birçoğu... oysa bu konular bayağı yazıldı, konuşuldu. fakat insan zihni istemediği şeyleri unutmak istiyor. mayıs ayındaki yazımda alıntılamıştım. anlıyorum ki ihtiyaç var. deniz’in 16 ocak 1971 tarihli babasına yazdığı mektubu yeniden alıntılıyorum. mektup “sahih”tir...

    “baba, sana her zaman müteşekkirim. çünkü kemalist düşünceyle yetiştirdin beni. küçüklüğümden beri evde kurtuluş savaşı anılarıyla büyüdüm. ve o zamandan beri yabancılardan nefret ettim. baba biz türkiye’nin 2. kurtuluş savaşçılarıyız. elbette hapislere atılacağız, kurşunlanacağız da. tıpkı 1. kurtuluş savaşında olduğu gibi. ama bu toprakları yabancılara bırakmayacağız. ve bir gün mutlaka yeneceğiz onları...”

    gezmiş mektubun devamında mevcut iktidarın ve diğer tüm partilerin de kemalist çizgiden saptıklarını ve tek gerçek kemalist muhalefet olarak kendilerinin kaldığını anlatıyor babasına...

    gezmiş ailesinin de önce ittihatçılığa sonra da kemalizme bağlı bir aile olduğunu söyledim. zaten bunu gezmiş’i belli ölçüde tanımış herkes bilir. gezmiş’in yakalandığı dönemde türk devlet zihniyeti gezmiş’i karalamak için tipik iğrenç taktiklerine başvurur. aslen erzurumlu olan gezmiş’in köken olarak ermeni olduğu iddia edilir. gezmiş’in babası deniz’e yazdığı mektupta bu meseleye de değinir...

    “sana ermeni demişler. sen de it ürür kervan yürür demiş geçmiştin. bana sorsaydın; anne tarafından deden, balkan savaşına askeri lise öğrencisi olarak katılmış, kurtuluş savaşında yaralanmış ve istiklal madalyası almış şerefli bir subaydır. baba tarafından deden şimdi seni ermenilikle itham eden zibidilerin varolması için sarıkamış muharebesinde moskof ordularına karşı savaşırken esir düşmüş ve üç yıl sibirya ormanlarında işkence çekmiştir. sen bilir misin gezmişoğulları, birinci dünya savaşında on altı şehit vermiş bir ailedir. babanın üç dayısı erzurum’un geri alınmasında ermeniler tarafından şehit edilmişti. işte sen bu biçim ermenisin(!)...”

    görüldüğü gibi cemil gezmiş’in de oğluna dair dezenformasyon bilgi yayanların zihniyetinden bir farkı yok. onun için de ermeni imgesi iğrençliği simgeliyor. bu “iğrenç” ermenilere karşı savaşmış olmakla övünüyor ve oğluna nasıl bir aileden geldiğini gururla hatırlatıyor. deniz’in de babasının onu bu yetiştiriş tarzıyla nasıl övündüğünü ve babasına nasıl şükran borçlu olduğunu biliyoruz...
    gezmiş’in kafasındaki temel kurgu da o anlamda ailesinden devraldığı ittihatçı ve kemalist zihniyetle birebir bağlantılıdır... bu kurguya göre; gezmiş’in dedeleri 1. kurtuluş savaşçılarıydı, deniz’ler de 2. kurtuluş savaşçıları... deniz’lerin dedeleri ilk kurtuluş savaşında bu toprakları yabancılara bırakmamıştı... deniz’ler de nefret ettikleri yabancılara bu toprakları bırakmayacaklardı... yani mesele sadece deniz’in böyle bir aileden gelmesi değil, bu aile geleneğine aynı zamanda sahip çıkması... kafasındaki devrimci-milliyetçi ideolojisini bu temel üzerinden kurgulaması...

    bu bağlamda ailesinden devraldığı siyasal geleneğe/zihniyete mesafe almış enternasyonal marksist bir gerilla da değildir gezmiş..."

    http://www.taraf.com.tr/yazar.asp?id=78

    burada yazanlar ciddi anlamda sakatlık taşıyor ve çürütülmeyi bekliyor. çünkü rasim ozan bir balon ve patlatılmak için bir igne batırmak yeterli,

    ama vakit yok sadece şunu yazacağım:

    1. rasim ozan yazılarında temel mantık kurallarını çarpıtıyor, babasının milliyetçi olması deniz'in öyle olduğuna kanıt olamaz. vardığı sonuçlardaki önermeler zinciri bozuk.

    2. cemil gezmiş'in sosyalist değil kemalist olduğu bilinen bir şey ama ermenileri iğrenç gördüğüne dair bir şey yok bu mektuplarda. sadece kendilerinin ermeni kökenli olduğuna (altında saklı olan gizli ima bir türk'ün asla komünist olamayacağıdır) dair iddiaya karşı kendince karşı çıkışı olarak değerlendirilmeli. bu da anlaşılır bir şey.

    3. deniz gezmiş'in babasına yazdığı sırada hapiste, babasına kendisini meşru göstermek istemesi anlaşılır o mektubunda. rasim ozan nedense deniz'in "yaşasın kürt ve türk halklarının mücadelesi" satırlarının bulunduğu gardiyana yazdırdığı son mektubu anmıyor bile.

    4. deniz gezmiş'in yakup cemil'e hayran olduğuna kanıt ise adını bile bilmediğimiz "deniz gezmişin bir arkadaşı". neden seviyor nesini takdir etmiş bu da anlaşılamıyor.

    rasim ozan'in dediği gibi: devamı gelecek yazıda...
  8. kendisine çok yakın bir arkadaşım, ismini vermek istemeyen görümcesine söylemiş, o da bana aktardı: kütahyalı aslında sıkı bir sosyalistmiş; taraf'ta bu temayülü zayıf bulduğu için kinik bir eleştiri geliştirmeye çalışıyormuş; sosyalizme ne kadar ucuz saldırıldığını ironi yaparak gösterme gayretindeymiş. hani sözlükte de yapıyoruz ya sağcılara karşı. hah.

    hatta fazlası var, www.sendika.org'a başka bir isimle yolladığı yazılar, aydemir güler ile mektuplaşmaları filan, bir sonraki entrymde hepsini açıklayacağım.
  9. genç kalemşör, komünist-terörizmi tel'in ve tasfiye hareketinin enerjik sağcı neferi. kendisi gibilerinin "demokratik" bir söylemi güçlendirmek iddiası ile istihdam edilmesi hakkında en güzel analizi ertuğrul kürkçü yapmış, ikinci bir kez uzun uzun alıntılamak isterim:

    ...

    "türkiye'de bu tür tartışmalar daima genç kadroların devşirilmesi amacıyla başlatılıp yürütülüyor. bir gücü büyütmek, başka bir gücün yerini almak, bir diğerini geriletmek falan değil amaç. daha ziyade, şimdi yirmi yaşlarında olanların nereye meyledeceklerini belirlemek için yapılan bir tartışma. bu aslında en sert haliyle 1960'ların sonunda faşistler ile devrimci hareket arasında cereyan eden bir çatışmaydı; bu öldüresiye bir kavgaydı.

    "daha sonraları üzerinde düşününce aşağıda, sosyal mücadelede bu kavganın bu kadar şiddetli yürütülmesine denk düşecek bir gerilim olmaması hep aklımı çelip duruyordu. sermaye ile emek birbirinin gırtlağına aynı sertlikle sarılmış değildi. oysa karşımızdakiler o kadar sert, durup dinlenmeden, biteviye saldırıp duruyorlardı ki... sonra ben beklediğim izahatı birinden duydum sanki. sanırım ülkü ocakları başkanlarından biriydi, "bu geleceğin kadrolarına kimin hakim olacağı kavgasıdır," demişti. bizim açımızdan kısmen geçerliydi bu, bizi harekete geçiren saikler bundan çok ötede ve derindeydi, ama onlar da tarihsel eğilimi kendi açılarından daha doğru saptamış oldular bu noktada. devrimci bir durum yaşanmadığına göre, 'devlette kim yuvalanacak', solcular bir yerlere sızmadan önce, bunların yolunu keselim' meselesiydi.

    "türkiye'de her şey yukarıdan oluyor. burada da yukarıdan müdahale çabası var. geleceğin kadrolarını kimin devşireceği bakımından 'eski sol' dedikleri, marksizm kaynaklı, devrimci sosyalist geleneğin yolunun kesilmesi işini bu arkadaşlar gönüllü olarak üstlenmiş durumdalar. tabii bu, ortada var olan bir siyasal örgüt üzerinden ve onun aracılığıyla sürüp giden bir mü-cadele olmadığından, hedeflerinizi ve muarızlarınızı da tam olarak kestiremiyorsunuz. tek gördüğünüz, yaygın medyadan üstünüze bir dizi saldırı yöneldiği.

    "fakat resmin tamamına baktığınızda, apaçık ki tartışma hükümetin icraatını tasvip etmek ya da eleştirmek üzerinden kuruluyor: din konusunda eleştirel misiniz, bundan ötürü 'pozitivist' oluyorsunuz; siyasal islam konusunda eleştirel misiniz, bundan ötürü 'laikçi', 'ulusalcı' ilan ediliyorsunuz; küresel sermaye hareketleri karşısında kısıtlayıcı tedbirler mi istiyorsunuz, 'devletçi' sayılıyorsunuz. fakat bütün kıstaslar, sermayenin ve hükümetin harekederine karşı olup olmadığınızda düğümleniyor; yoksa sol/ marksist geleneğin kendi terminolojisi içerisinden bir reformculuk/devrimcilik' tartışması bağlamında konuşulmadığı falan çok belli.

    "tartışmanın kadro devşirme meselesiyle ilgili olduğu o kadar belli ki, mesele sadece siyasal analiz olsa asıl hedef alınması gereken güç ya da örgüt, ister istemez şimdiki tkp -ya da işçi partisi- olması gerektiği halde, o çizgilerle ya da onlara yakın bir yerde duranlarla değil bütünüyle başka bir tutumu benimseyenlerle tartışıyor, tartışıyor görünmeyi tercih ediyorlar. solda ergenekon paşalarının aslında devrimci bir harekette bulunduklarını, amerikan aleyhtarı olduklarını, onlara karşı hareketin silahlı kuvvetler'de amerikan hakimiyeti kurmak üzere tasarlandığını söyleyen bu iki güç var. diğer bütün eğilimlerin pozisyonu görece bundan uzakta. yani önümüzdeki mesele ideolojik yanlışın eleştirisi, insanların eleştiri yoluyla eğitilmesi değil, böyle bir çatışmayla üzerinde nüfuz sağlanabileceği umulan kesimlerin kendi it¬tifak zeminlerine çekilmesi." ("ertuğrul kürkçü ile söyleşi: solun bugünkü ihtiyacı, sosyalist koordinasyon", mesele, ekim 2008, s.17)

    ...

rasim ozan kütahyalı hakkında bilgi verin