şükela:  tümü | bugün
  • hikayeci, çok sayıda hikayesi yayınlanmıştır. bir süredir yenişafak gazetesinde de yazmaktadır. gazetede hayat ile ilgili meseleler hakkında yazar ama güncel meselelere pek girmez. zaten işi gündem değildir. kardeşi, şair alaeddin özdenören bir yıl kadar önce vefat etmiştir.
  • maraşlı edip; denemeleriyle ve öykücülüğüyle dikkat çeken zât.

    "1940’ta maraş’ta doğdu. ilk ve orta öğrenimini maraş, malatya, tunceli gibi güney ve doğu şehirlerinde tamamladı. i.ü. hukuk fakültesini ve i.ü. gazetecilik enstitüsü’nü bitirdi. devlet planlama teşkilatı’nda uzman olarak çalıştı. bir ara araştırma amacıyla abd’nin çeşitli eyaletlerinde, 1970-1971’de iki yıl kadar kaldı. 1975 yılında kültür bakanlığı bakanlık müşavirliği görevine geldi. aynı bakanlıkta bir yıl da müfettişlik yaptı. 1978’de istifa ederek ayrıldığı devlet memurluğuna bir süre sonra tekrar döndü. çok sesli bir ölüm ve çözülme adlı hikayeleri ayrıca tv filmi yapılmış, bunlardan ilki, uluslararası prag tv filmleri yarışmasında jüri özel ödülünü almıştır. " (kaynak:biyografi.net)
  • ikiz kardeşi şair alaeddin özdenören 2003 senesinde vefat etmiştir.
  • (bkz: insansal)
  • entelektüel birikimini yeni şafak gazetesi'nde perşembe ve pazar günleri yazdığı köşesinde aktarır. ankara'da ikamet eder.
  • yeni şafak'ta genelde rahat/kolay okunan yazılar kaleme alan yazar. hafif yokuşlu bir yoldan aşağı inermiş gibi okuyuveriyor insan yazıyı. buyrun bugünkü yazısı:

    kavga
    işler olması gerektiği gibi olmalı diye düşünerek sokağa çıkıyorum. olması gerekenin ne olduğunu sormuyorum.yazıma son noktayı koyarak sokağa çıkmış olmanın tadını başka bir mutlulukla değiştirmek istemiyorum.

    yolum oldukça keskin açılı bir yokuş: aşağı inerken kendimi iyi duyumsuyorum. ayakkabımın altı yumuşak yapma kauçuktan. kauçuğun tabanımın altında ezilirken kendini güvende duyumsamak da iyi.

    birazdan metroya atacağım kendimi. oradan sakarya'ya çıkmayı tasarlıyorum. ben borsayı balıkçı etiketlerinden izlerim. bunun bana yanlış olduğunu söylemeye kalkışan olmadı şimdiye değin. balık fiyatlarının nasıl takarrür ettiğini herkes bilir. balık bolsa ucuzlar, değilse pahalı olur. her şey gibi… ne var ki, balığın bol olduğu dönemler, her zaman, her şeyin iyi gittiği bir zamana denk düşer. karada başka şeyler kötüye giderken, denizde balığın bol olması, orada bol olsa bile bunların ağa takılması az rastlanan olaylardandır. iyiyse her şey denizde de iyidir, karada da…

    kafamı daha çok, mertliğin cüsse ile ilgili olmadığı noktasına takmıştım. nice pazılı adamın bir höt demekle kaçtığını, tırstığını görmüşüzdür.

    balıkçı tezgahlarını izleyerek yoluma devam ediyorum.

    köşedeki dönerciden yayılan mis gibi kokuyla ciğerimi dolduruyorum.

    şansım varsa, şimdi içinde bulunduğum vaktin ezanını da işitebilir ve kendimi kitapçı tezgahlarının cazibesine kaptırmadan namazımı da eda edebilirim.

    oyalanıyorum.

    fakat ezan işitilmiyor.

    ben, yer altındaki kitapçıma doğru yürüyorum.

    derken, yol üstü lokantaların arasından birbirini tartaklamaya hazır iki iriyarı delikanlı yolun ortasına doğru fırlıyor.

    daha narin olanı, daha iri kıyım olanına:

    - sözünü geri al, diye sesleniyor. sesinin tınısı hiç de tehdit edici değil. aynı anda gözlüğünü çıkartmış, masaları caddeye taşmış olan lokantanın masasının üstüne koymuştu.

    her şeyin bir raconu olmalı, değil mi?

    sükûtun da?..

    tehdidin de?..

    sövmenin de?..

    sükûtunun ardında durabilmeli insan.

    sövmesinin de…

    iki delikanlı, ben yanlarından geçerken birbirini tartmaya başlamıştı.

    irikıyım olanı öbürüne sövmüş.

    sövülen, ötekinden sözünü geri almasını istiyor.

    beriki horozlanıyor.

    horozlanan, yani söven, ötekine üstünlük taslıyor. ötekinden daha iri görünüyor. pazıları gömleğinin kollarına sığmıyor.

    sövülense narin yapılıydı. incecikti. üstelik miyop…

    -sözünü geri al, diye seslendi bir daha. sesinde tehdit tınısı yoktu, yalın biçimde bir talepte bulunuyordu.

    iri yarı olan sıkılı yumruklarını omuzları hizasına kaldırmıştı. besbelli meydan okuyordu sövdüğü delikanlıya. birden nasıl olduğunu anlayamadım, göz açıp kapayıncaya kadar, iri kıyım delikanlı narin olanın altında debelenmeye başladı. narin delikanlı bir eliyle ötekinin boğazını sıkıyor, bir eliyle de yüzünü yumrukluyordu. çam yarması: “imdaaaaaat!” diye bağırmaya başladı. sanırım herkes çam yarmasının küstahlığına tanık olduğundan yardım çağrısına aldırış etmedi. çam yarması bu kez “poliiiis!” diye çırpınmaya başladı. ne ilginç, ortalarda polis de yoktu. narin delikanlı çam yarmasının kafasını saçından tutup birkaç kez kaldırım taşına vurdu ve ayağa kalktı. ötekinin ağzı burnu kan revan içinde kalmıştı. sersemleyerek ayağa kalktığında bir kez daha küfretti. narin delikanlı, onun suratına sıkı bir yumruk indirdi ve o yumruk onu yere yuvarladı. bu pis herifin yediği dayağı seyretmek bile iğrenç göründü bana. oradan ayrılırken her şeyin bir raconu olmalı diye yarım bıraktığım düşüncemi, dayak yemenin de bir raconu olmalı diye tamamlıyordum. bu herif, dayak yemesini de bilmiyordu. evet, dayak yemenin bile bir raconu olmalı. evet. evet.

    http://yenisafak.com.tr/…6.04.2007&y=rasimozdenoren
  • ben ve hayat ve ölüm adlı eserini 5 defa okuduğum, hala bıkmadığım, bu ne ahenk, bu ne dildir, bu ne anlatım gücüdür diyerekten beni kendisine hayran bırakan yazar. okuyucularının da dediği gibi rasim baba..
  • her müslüman gencin muhakkak okuması gereken müslümanca düşünme üzerine denemeler, müslümanca yaşamak, yeni dünya düzeninin sefaleti, yumurtayı hangi ucundan kırmalı gibi harika kitapların yazarı, baba adam. seviyorum yahu.

    ayrıca bugün, adalet ağaoğlu, hilmi yavuz, elif şafak ve doğan hızlan'la birlikte çankaya köşkünde, cumhurbaşkanın davetlisi olarak öğlen yemeğine katılan usta yazar.