şükela:  tümü | bugün
  • felsefe, psikoloji gibi dalların da yararlandığı bir ekonomik görüş. 92 yılında nobel ödülü alan gary becker da bu görüşün savunucularındandır.

    insanların tamamının akıllarıyla hareket ettiklerini ve akılcı bir bireyin maksimize faydalı seçimlerinin bilinebileceği ya da bulunan sonuçların analiz edilebileceğini savunan bir görüş.

    yine özet oldu ama biraz daha detay için

    (bkz: rational choice theory)

    (ukteyi kurulananfok diye biri 4 yıl önce vermiş.)
  • pozitivizmin bir icadı olup, uluslararası ilişkilere yansıması (neo) realizm ve liberalizm üstünden olmuş teoridir. ayrıldıkları nokta ise aktörlerin mantıklı seçimi ne olarak algıdıklarındadır; güvenliği sağlamada eğilimin/ağırlıklı payın askeri yöntemlerde mi ekonomik faaliyetlerde mi olduğu gibi.

    rasyonal seçim teorilerine gelen eleştirilerden inşacılar içinde bulunulan düşünsel yapı ve algıların önemine vurgu yaparlar, neo realistlerin sadece materyal yönden, askeri/ekonomik güç yapısına olanının aksine. çıkarların ve aktörlerin büründükleri kimliklerin, görüş alışverişleri/müzakereler sırasında ortaya çıktığı öne sürülmüştür.

    (bkz: konstrüktivizm)
  • modellenebilir sosyal bilimlere gidiş aşamasında önemli bir tarihsel süreçtir. günümüzde choice theoryye dahil olmuştur. her seçim rasyonel olacak değil ya.

    oyun teorisiyle (bkz: #14409514) karıştırılmaması gerekir. oyun teorisi, rasyonel seçim teorisinin bir uygulamasından ibarettir. teorinin başlangıç dizaynı, küme teorisi ve matematiksel ilişkiler (bkz: relations) üzerinden bireylerin seçimlerini aksiyomatik bir şekilde modellemek şeklinde olmuştur. besmelesi şudur:

    a. completeness (bir adam, karşı karşıya olduğu seçim kümesi içerisinde her şeyi ikili kıyaslamaya tabi tutabilir)
    b. transitivity (bir adam, a'yı b'ye, b'yi c'ye tercih ederse, a'yı da c'ye tercih eder)

    tabii bu ilk çıkış noktası.

    fikir babası için zannediyorum jeremy bentham'dan başkasına gitmeye gerek yok.

    okunabilir, klas bir giriş için:

    http://www.amazon.com/…781621&sr=8-2&keywords=kreps
  • kendisine 21inci yüzyılda hala homo ekonomikus'tan vurmaya çalışanları gördükçe hayretlere düşüren teori.

    rational choice teorisi bir bilim teorisidir. ekonomi bilimi ve siyaset bilimi tarafından kullanılır.
    bilimsel yöntemler içinde varsayımlar vardır. sosyal bilimlere de doğal bilimlerden (burada ve bundan sonra "deneylenebilen bilimler" olarak okuyalım bunu) geçmiştir bu yöntemler. yani varsayımlar olmadan sıfırdan bir teoriye başlamak imkansıza yakınsar.
    yine doğal bilimlerden hacılanan bir yöntem de değişkenlerdir. bağımsız değişkenler bağımlı değişkenleri nasıl etkiler? peki rational choice'a nasıl bağlarız bunu? şöyle:
    şimdi arkadaşlar doğal bilimlerin uygulamasında bir şeyin başka bir şeye etkisini görmek istiyorsak iki gruba ayırırız. birinde etki gözlemlenir, diğerinde etki faktörü olmasa ne olacağı gözlemlenir. hatta bazen birden çok etki grubu çeşitli kombinasyonlarla birbirine eklenir ve etkileşimler bulunur.

    rational choice'un ana mantığında da bu vardır. rational choice insanlar üzerinde politik deneyler yapamayacağını bildiği için varsayımlara yaslanmak zorundadır. yani "en doğal ve en az etkiye maruz kalmış haliyle insan". politika dedik di mi? yani seçimler. seçimler derken belediye seçimleri değil tabii, her şey. örneğin vatandaşın oy kullanma, aktif politikaya katılma; politikacıların da karar alma seçimleri. her türlü yerde uygulayabilirsiniz bu özelliği.

    işte efendim, insan hiç bir bağımsız değişkene maruz kalmazsa en mantıklı kararları verir diyor bu teori. bunu psikolojiyle, biyolojiyle, anatomiyle, antropolojiyle, evrimle ve her şeyle destekliyor. içi boş "insan mantıklı canlıdır" basitliğinde değil. ha burada bir de "mantıklı ne demek arkadaşım?" sorusu ortaya çıkıyor.
    bazıları mantıklı lafını "kendi çıkarlarını düşünen" olarak algılıyor. bu yanlış değil, ama cevabın sadece bir parçası. rational choice'un aggregation (kolektivite) ayağı topluluk halindeki insanların davranışlarının da kişilere benzer olduğunu söylüyor. yani kişi önce kendi hayatta kalmaya odaklanıyor, sonra da ortak özelliği olan insanlarla ortak hedefler peşinde de bu mantıkla hayatta kalma dürtüsünü sürdürüyor. hemen aklınıza milliyetçilik, galatasaray taraftarlığı gibi ortak özellikler gelmesin, bu daha başka. ekonomik dürtülerle alakalı daha çok. mesela levi denen abimiz afrika'daki balıkçı gruplarının her birinin diğer balıkçı gruplarıyla ve devletle olan ilişkilerini incelemiş. ve biliyor musunuz, üzerine kitap yazmış.

    ha gelelim rational choice'u uygulayan disiplinlere. yukarılarda uluslararası ilişkiler anlatılmış, check. derinsular arkadaşımız kurumsallığa (bkz: #20900645) değinmiş ama biraz eksik kalmış. izniyle onu genişleteyim:

    rational choice institutionalism'in temelinde insanların kurum denen bir bağımız değişkenin etkisinde olduğu anlatılır. kurumlar, başka türlü bireye külfet gelecek bilgiye erişme, merkezle bağ kurma, hizmet sağlama gibi olayları, yani oyunun kurallarını, bireylere sunar. birey de bu doğrultuda en bilgilenmiş haliyle doğal haline yakın bir şekilde seçimlerini yapar. douglass north, shepsle, acemoğlu & robinson ikilisi gibi bir çok akademsiyen inceler bu konuyu. özellikle acemoğlu ve robinson why nations fail kitabında dünyadaki ekonomik ve refah dengesizliğinin hastalıklı kurumlar olduğunu (kitabın argümanlarından biri bu sadece) savunurlar. ama ve lakin kurumlar gereklidir ve başlangıç noktası olarak insanlar tarafından mantıklı bir şekilde kurulmuşlardır. zaman içinde değişmişler ya da modernleşmişlerdir.

    bitiriş: rational choice'u nihai noktası equilibrium'dur. yani dengedir. insanlar bu dengeyi yakaladıkları zaman ideal toplum olurlar, yakalayamazlarsa da... bu onların hatası değildir.

    yani insanı basitleştiriyor diye beline kürekle vurulan rational choice aslında bireyin kısıtlandığı argümanını yapar ve baskıcı kurumlar (devlet, din, ananeler gibi kurumların baskıcı yanları) olmasa potansiyelinin nirvanaya ulaşacağını söyler.

    böyle.
  • derek cornish ve ronald clarke'ın kriminal bağlamda yorumladıkları rasyonel seçim teorisi iki farklı karar verme mekanizmasını vurgular. suça karışma kararları suçu işleme kararını, suç olmayan alternatiflerle ihtiyaç ve istekleri karşılama oranına göre kıyaslayarak verilir der. cornish ve clarke bunu uzun bir süre içerisinde çok aşamalı bir süreç olarak görür. rasyonellik bir dizi faktör ile sınırlanmıştır.

    suç işleme kararı ise nasıl, nerede ve ne zaman o suçun işleneceğine dair soruların yanıtlandırıldığı başka bir karar verme mekanizmasıdır. bir diğer deyişle kişi bu aşamada suç işlemeye karar vermiş ancak suç eylemini gerçekleştirme süreci içerisinde bir dizi durumsal faktörü değerlendirmeye başlamıştır.

    bu konuda hırsızlık teması üstüne bir örnek vermişlerdir. az önce bahsedildiği üzere suçu işleyip işlememe kararları çok aşamalı ve uzun bir sürede verilen tercihlerdir. burada bahsedilecek olan örnek ise basitleştirilmiş bir modeldir.

    çevresel faktörler:
    tavır, zeka, bilişsel stil, ailenin durumu, ailenin suç işleme durumu, cinsiyet, sınıf, eğitim ve yaşanılan yer

    daha önce öğrenilen deneyimler:
    suç ile alakalı direkt ve gözlenilen deneyimler, kanun kuvvetleri ile iletişim, vicdan ve ahlaki kodlar, kendi algısı

    genel ihtiyaçlar:
    para, seks, arkadaşlık, statü, heyecan

    çözümlerin değerlendirilmesi:
    çaba miktarı, ödülün miktarı ve edinim süresi, cezalandırma ihtimali ve derecesi, ahlaki olarak ne kadar problemli olduğu

    çözümler
    yasal (iş, kumar, evlilik), kriminal (hırsızlık)
  • mikroekonomide ve politik ekonomide kullanılır. seçim yarışına giren bir parti; toplumun alım gücüne ve gelirine bakarak, seçim politikasını belirler. halkın hangi sınıfından daha çok oy toplayacağına, vergi politikaları büyük etki eder. bu politikaları belirlerken, rasyonel bir seçim yapılmalıdır.

    örneğin; tüketim vergisi ve katma değer vergisinin oranları, halkın farklı kesimlerini etkiler. tüketim vergisinin yüksek olması, geliri düşük insanların canını daha çok yakar. çünkü bu insanlar, gelirlerinin büyük bir kısmını, periyodik olarak harcamak zorundadırlar. ama geliri yüksek insanlar, kazandıkları paranın büyük bir kısmını biriktirir veya başka bir yatırımda kullanır. tüketim vergisinin yüksek olması, onları etkilemez.

    gelir vergisinin, tüketim vergisine oranla daha yüksek olduğu bir düzenlemede ise, yüksek gelirli insanlar daha çok vergi ödemek zorunda kalır. sonuç olarak; gelir vergisinin düşük, tüketim vergisinin yüksek olduğu bir ülkede, zengin kesim, hükümeti daha çok destekler. tam tersi durumda ise; geliri düşük kitle, hükümeti daha fazla destekleyen sınıf olur.
  • secmen davranışının 5 yaşındaki cocuk davranisindan farkli olmadığına dair empirik veriler eklenince (bkz: rational ignorance) kavramına yol açmıştır.

    bryan caplan ise arkadaslar simdi sikmeyelim birbirimizi siyaset bilimi okuyan adamin bile cehaletten de ote irrasyonel davranma teşviği vardir diyerek rational irrationality olarak adlandırdığı kavram ile aciklama yoluna gider.