şükela:  tümü | bugün
  • tam bir ahmet hamdi tanpınar kelimesidir. gerçeklik yerine bu kelimeyi kullanmasının sebeplerini bilemiyorum, belki o zamanlar gerçeklik kelimesi kullanılmıyodu. ama realitenin kavram olarak, içerdiği mana olarak bizdeki gibi gerçeğin "allah bilir"e mahkum olan ulaşılmaz bir mefhumdan öte, insanların gözüne perde çeken bir ilüzyonun sakladığı ama varlığı her daim hissedilen ve yeri geldiğinde insanın tüm sertliğiyle çarptığı bir kaya olabilen bir anlamı var.

    yanii diyorum ki: gerçek deyince, bizde gerçek, ulaşılmaz, "allah bilir" diye geçiştirilen, kadercilikle koyun koyuna kabullenilen bir kelime sanki. realite ise, tüm bunları tanpınar döneminden yola çıkarak uyduruyorum, daha farklı bir kavram: bilinemeyen değil, yaşanan ama kimi zaman yaşandığının farkına varılmayan bir kavram öncelikle. farkına varıldığında gerçekler yüzüne çarpıyor insanın, ama tanpınar'da değil. çok daha sonra. tanpınar'da surata çarpan realite oluyor.

    bir de "hakikat" kelimesi var. hakikat realiteye yakın gibi duruyor, daha gündelik şeyler için kullanılabiliyor, daha iç dünyayla ilgili durumlarda ise realite söz konusu.
    (not: beğendiyseniz tüm düşünceler bana ait, beğenmediyseniz bunlar red kite'ın uydurması)
  • beyin ile hayalgücü aksiyonların gerçek hayattaki yansıması;

    plan: aylardır gözgöze gelinip tek kelime edilmeyen cins-i latife gidilecek; bir kağıt bir kalem istenecek. kağıdın üzerine dumanı tüten bir fincan resmi çizilecek. altına mekan ismi saat ve soru işareti konulup konuşmadan dönülecek.

    beklenti: cins-i latif hayran olacak, kanat takacak. karizma göstergesinin ibresi kırılacak

    gerçeklik: odaya dalınıp kağıt kalem istenir. kızceğiz şaşkınlıktan az yazan kaleminen postit kağıdı verir. delikanlı postit üzerine sanatını icra eder, kızceğize verir. kızceğiz yazıları okuyamaz. devrik cümleli bir muhabbet gelişir. kız bu akşam olmaz, başka akşam der. deliğanlı siktirolup masasına göner, entry girer

    yok benim kızdığım, yaş oldu otuzbir, hala böyle mevzular bişeyler
  • ekonomik, finansal dünyadan sıyrık almamak için kendi varlığımızı doğrulayacak şekilde uydurduklarımız. tarihimize bakıp işimize gelecek şekilde yorumlarız yaşananları. bunlardan ritim alırız, bunlardan hayatın bizi indirdiği veya çıkardığı durumlarda yukarı veya aşağıya gidebilmek için basamak olması için referans noktası alırız vesaire. zengin, fakir fark etmez.

    hatta ve hatta bu yüzden bir sinüs dalgası yaratırcasına yaşadığını düşünüyorum insanların: şöyle: http://www.elektronikmerkezi.org/…alar/2608osi2.jpg
    ruh dediğimiz şeyin aslı, temeli bir sinüs dalgası işlevidir. ki bunu da son zamanların deneysel japon müzik grupları doğrular nitelikte sadece sinüs dalgalarından müzik yapmakla meşgul japon yeraltı müzik piyasası.
  • "kendi hayatımız başkaları, çoğunluk için gerçek dışı olduğunda, neyle karşılaşacağımız, neye maruz kalacağımız hiç belli olmaz" türker armaner - sis bileti
  • fransa'da yaşayan bir türkçe rap grubu.
  • bu güzel kelimeyi cümle içinde öyle güzel kullanmış ki bir güzel şair;

    "bu bahiste realite umrumda değil..."

    - nazım hikmet ran.
  • çirkin erkekle çirkin kadının evliliği daha bi sağlam sanki...
  • mavi lens takarak ''ben de varım!'' diyen tipsiz kızın çığlığını duyun artık!
  • turiste, tek kelime ingilizce bilmeden yardımcı olmaya çalışan türkün, bağırarak konuşunca karşı tarafın anlayacağını zannetmesi ve giderek de öfkelenmesi diye de bir şey var. turist, anladığından değil de korktuğundan ''okey thank you!'' deyip uzaklaşıyor ya...

    çoban tipli berduşun şakır şakır ingilizce konuştuğunu da gördüm bak...*
  • ''öyle çok fazla nick altlarına entry yazan bir yazar değilim ama'' diyerek nick altı yazan yazarın havası da kimsede yok hani!