şükela:  tümü | bugün
567 entry daha
  • bu film iyi bir film olmayabilir. sen anlamıyor olabilirsin. sana hitap etmeyebilir ama dünyada tek insan sen değilsin.

    farklı olduğunu göstermek için bir sinema filmini kötülemek herhalde iyi birşey değil.

    bir emek var ortada sonuç iyi veya kötü olabilir, ama kendini aydın gören bir insan biraz da bazı konularda susmalı. bu filmi bir politika malzemesi yapanlar en az ötekileştirmemek çalıştırdıkları kadarlar.

    filmler o dönemi yansıtırlar. 50 sene sonra türkiye'yi değerlendirecek akli selim insanlar, tarihçiler işte bu gişe rakamlarını çok iyi okuyacak toplumu değerlendireceklerdir.

    o zamana kadar bu gişe başarısına susmaktan başka yapılan herşey gereksiz.

    recep ivedik bir fenomendir. türkiye insanı onda birşeyler görüyor, bir tarafını seviyor. senin gözüne eksikleri batıyor, ama senin anlamadığın o dışardaki adam o eksikleri hoşgörüyor.

    aynı şeyi sende başka bir karakter için yapıyorsun.

    bir sinema filmi üzerinden genelleme yapmak olsa olsa "söylemdir". bu söylem şimdi önemli görünür, ama tüm söylemler gibi anlamsızdır. ancak bu zamanın özel şartlarında birşey ifade ediyormuş gibi gelir. 2 sene sonra geçer gider geriye kalan o temelsiz sözler sahibini değersizleştirir. bu nefret söylemlerini bırakın. bir filmi eleştirmek başka türlü birşeydir.
  • fragmanını hiç komik bulmamıştım, yalan yok. ancak, arkadaşlarımın da gazlamasıyla sinemaya gittik ve filmi izlerken kahkahalarla güldük. arada bir ucuz espriler vardı, "öeeğh" dediğim oldu. uzun lafın kısası, genel anlamda başarılı buldum. sonuçta komedi filmi; güldürebiliyorsa başarılıdır.

    serinin en başarısız filmi dördüncüsüydü bu arada.
  • halter sahnesi güldürendir.
  • eleştirenlere kızmanın moda olduğu filmin son serisi.
    bu filmi eleştirmek için fransız mürebbiyeler tarafından büyütülmek gerekmez. ve aslında eleştiriler de tam olarak bunadır. toplumun ayrışmasına da eleştiri değil bizatihi bu filmin kendisi katkı sağlamaktadır.
    toplumsal yapıda kendini ait hissetmediği ne varsa, züccaciye dükkanına giren fil misali onu yerle bir etmektedir bu karakter. mevcudu yerle bir ederken ise yerine hiçbir şey koymaz. onun yaptığı şey bir eleştiri ya da yaldızları dökmek değil sadece vandalizmdir.
    yaptığı eylemler herhangi bir düşünsel altyapıya sahip olmadığı, sadece içgüdüsel davranmaya dayalı olduğu için de duygunun seyirciye aktarılması çok kolay olmaktadır. aynı sebeple de 6 yaşındaki çocuğa da 60 yaşındaki adama da hitap eder. yaşarken motor nöron sistemler haricinde hiçbir beyinsel faaliyete ihtiyaç duymayan birini sempatik bulmayadır eleştiri. şaban'ın "faşist nedir?" sorusuna "ibne gibi, puşt gibi bir şey" cevabındaki naiflik, içerik ve sezgiye kurban olsun tüm recep ivedik serisi.
  • daha önce de aşağıdaki entryde belirtilen film. bakalım sonu nereye kadar gidecek.

    (bkz: #15617961)
  • arkadaş zoru ile giden sözlük yazarlarının eleştirilerinden sonra gitme kararı vereceğim film.

    ben çok güveniyorum o arkadaş zoru ile giden yazarların yorumlarına. hem arkadaşlarına ayıp olmasın diye yarısında da çıkamıyorlar. sonuna kadar izliyorlar.
  • recep ivedik’in,”iç güzellik önemlidir ama gelgelelim ruhlar dünyasında yaşamıyoruz; kaporta sağlam olacak” lafına altına imzamı atmış biri olarak; fragmanını bile beğenmediğim film.
  • zamanında tv de mutlu ol yetere üsküdara giderkene ve leyla ile mecnuna , sinemada limonata bana masal anlatma ve kara belaya sahip çıkamamış tipler gelip burada recep ivedik tartışıyor. kaliteli komediye sahip çıkmazsanız bunlarda böyle zirve görür. üstelik eleştirenlerin marvelin recebi deadpoola övgüler diziyor olması ayrıca komik.
  • taytla bisiklet süren, kitap okuyup avrupa sineması takip eden, progresif rock dinleyen ve taze çekilmiş flitre kahve içen bir entel olarak başımızdaki recebin ve ivedik recebin egemen ve popüler olduğu günümüz türkiyesinden çok sıkılıyorum be sözlük.
    recep ivedik 6 zamanında belki biraz daha aşağılanırım, 8 zamanında belki dayak filan da yerim ama 10'uncusu vizyona girdikten sonra beni bu ülkede yaşatırlar mı bilemiyorum.
  • vasat bir film. üzerine konuşmaya pek gerek yok.

    her on salondan birinde bu film oynuyorsa, eleştirilmesi gereken ne filmin izleyici kitlesi ne de şahan gökbakar değil. bu filmden rahatsız olan ve sinemadan farklı bir beklentisi olan bizlerin sorumluluğu biraz da bu durum.

    recep ivedik, seyircisine bir şey vaat ediyor ve vaadini yerine getiriyor. bu filmin hitap ettiği bir insan tipinin var olması korkunç, sosyolojik bir facia fakat var. belli bir tipin beklentisini yerine getiriyor. söz konusu izleyici tipi de kendisine hitap eden, onun beklentisini yerine getiren, sinemadan beklediği şeyleri ona sunan filme gereken değeri veriyor. sonuç olarak talep yaratılıyor ve sinema salonları da bu talebe göre hareket ediyor.

    sinema salonu işletmecilerinin öncelikli kaygısı "sanat" değildir. filmin estetik değerine, kurgusuna falan bakmazlar. ne kadar kâr getirdiği dışında herhangi bir şeyle ilgilenmezler. hangisi kâr getirirse onu ön plana çıkarırlar, bu kadar basit. dolayısıyla martin scorsese'nin filmi recep ivedik yüzünden salonlardan kaldırıldıysa burada suçlu olan recep ivedik'in izleyici kitlesi değil. talebi yaratamayan bizleriz.

    korku filmlerine bakalım mesela. son yıllarda türkiye'de korku alanında cidden kayda değer işler yapıldı. can evrenol'un yönettiği baskın* filmi kurgu hatalarına rağmen iyiydi. lütfü emre çiçek'in naciye'si de oldukça başarılı. ancak bu filmlerin gişesi youtube'daki ve film izleme sitelerindeki rakamların çok altında.
    türk korku izleyicisi cin temasını sömüre sömüre bitiremeyen yapımlardan haklı olarak şikâyetçidir. ancak farklı bir şey yapıldığında da destek olmuyoruz. iki yönetmen de yurtdışında çalışıyor şu an.

    durum sadece sinemada da böyle değil. edebiyat dergileri var mesela, frida kahlo, neşet ertaş ve edip cansever'e ait olmayan edip cansever şiirleri doldurmuş, yeni edebiyatçıların varlık gösterebileceği bir alan yok. müzisyenler yeterince desteklenmiyor, birçok grup konserlerine rica minnet seyirci çağırıyor. o da gece 12.00'de sesin kesilmesi gereken apartman altı kafelerde falan oluyor.

    kısacası bu yozlaşmanın sebebi biziz. endüstri acımasızdır, kaliteye değil talebe bakar. devamlı aşağıladığımız kitle talep yaratabiliyor ve biz yaratamıyoruz. olay bu kadar basit.
1 entry daha