şükela:  tümü | bugün
  • taha akyol'un bugunki yazisina gore inonu'yu bile olumle tehdit etmis, karabekir suikastinda da ismi gecen biriymis.. ayni yaziya gore, orwell!in bahsettigi daha esit hayvanlardan biri oldugu anlasiliyor..

    ''recep zühtü (soyak) sıradan biri değildir. 1925’ten beri milletvekilidir. 9 şubat 1935 gecesi on yıldır nikâhsız beraber yaşadığı fatma medeniye adlı kadını öldürmüş, hakkında istanbul savcılığı soruşturma açmıştır. fakat adli tıp’tan “cinayeti işlerken aklî hâlette bulunmadığı ve bu itibarla cezai ehliyetinin olmadığı” yolunda rapor almıştır! bunun üzerine recep zühtü hakkında soruşturmaya gerek olmadığı kararı verilmiş, bu karar 6 mayıs 1935 pazartesi günü meclis’te okunmuş ve recep zühtü milletvekilliğine devam etmiştir.

    burada ayrıntıya girmiyorum. isteyenler 6 mayıs 1935 günlü meclis zabıtlarında olayın ve raporun ayrıntılarını görebilir. (zabıt ceridesi, devre v, cilt 3, sf. 83-84) ''

    http://www.hurriyet.com.tr/…9432805.asp?yazarid=329
  • kemalistlerin afili delikanlilarindan birisidir. katilligi hakkindaki basbakanlik tezkeresi meclis'e 11 mart 1935'de gelmistir.
  • (bkz: şapka kanunu) layihasinda imzasi olan yedi milletvekilinden birisidir.
  • katil olduktan sonra bile sirti sivazlanarak meclis'e sokulan kuklalardan.
  • hakimiyet-i milliye'nin imtiyaz sahibi ve sorumlu müdürü.
  • "ah atam ah, senin devrinde yaşamak vardı" diye iç çeken kemalistlerin, 1938'e kadar türkiye'yi güllük-gülistanlık zanneden zamane ergenlerinin tanımadığı adamdır.

    aslen makedonya doğumlu bir arnavuttur. merhum rıza nur, bu adam için: "abdulhamid'in nasıl arnavut tüfekçileri varsa, mustafa kemal'in de recep zühtü'sü var" demektedir.

    bizi ilgilendiren tarafı ise, bir katil olmasına ve işlediği cinayetten ceza almamak için deli raporu almasına rağmen, mustafa kemal'in yakın arkadaşı olmasından dolayı milletvekilliğine devam edebilmesidir.

    recep zühtü, milletvekili seçildiği 1925 senesinde bir düğün esnasında tanıştığı, eğlence hayatının genç ve güzel hanımlarından fatma medeniye hanım'la on yıl nikâhsız beraberlik yaşamıştı. sultan vahdeddin'in hatt hocası hattat mehmet sabri bey'in kızı olan medeniye hanım, o esnalarda 20'li yaşlarda genç bir dul idi...recep zühtü ile tanıştıktan sonra, ankara'da onunla yaşamaya başlamıştı. 10 sene sürmüştü bu ilişkileri...

    gerek recep zühtü'nün ihmalkar yapısı ve bir türlü evliliğe yanaşmaması, gerek çirkin oluşu, gerekse söz verdiği izzetâbâd köşküne medeniye hanım'ı değil de kendi ailesini oturtması üzerine medeniye, kendine genç ve yaşıt bir sevgili buldu. bu genç sevgili üstelik yahudi idi.

    mustafa kemal'in bir istanbul ziyareti sırasında, gece geç saatlerde dolmabahçe sarayı'nda sofrada iken recep zühtü'ye jurnal geldi: "medeniye hanım, bugün öğlen istiklâl caddesi'nde (kuyumcu) franguli'nin yanında çalışan yahudi gencini görmeye gitti. oradan çıkıp, sarmaş dolaş etrafa aldırmadan abdullah efendi lokantası'na girdiler. senin kravatını, senin kol düğmelerini takmıştı şerefsiz adam, görür görmez tanıdım."

    recep zühtü hışımla, o sıra annesinin evinde kalan medeniye'nin, çengelköy lekeci nuri sokak'taki evine gitti. saat sabaha karşı 3'tü. recep zühtü, üst kattaki medeniye'nin yatak odasına çıktı. kapıyı arkasından kilitledi.

    bu esnada geçen hâdiseyi, 1927 ile 1938 yılları arasında m.kemal'in sofracısı ve hizmetkârı olan cemal granda, hatıralarında şöyle naklediyor… “recep zühtü, alkolün de etkisiyle kadına başlamış çıkışmaya: «madem ki yapacaktın bu işi, bir türk bulamadın mı da, kefereyle işi pişirmeye kalktın?» kadın hem suçlu, hem güçlü. alttan alıp, kızgın dostunu yatıştıracağı yerde, üstüne üstüne gitmiş: «ne olmuş sanki. kefere mefere ama, güzel çocuk. hoşuma gitti, ömrümün sonuna kadar senin kahrını çekecek değilim ya. git aynada suratına bak. hoşafın çıkmış. çingeneden farkın yok.» bu sözleri söylerken kadın yatağa uzanmış, recep zühtü ise ayakta... recep zühtü bunu duyar duymaz çılgına dönmüş. zaten sinirli huyu var. atatürk'ün yakını olmanın verdiği bir şımarıklılıkla yerinden fırladığı gibi: «seni namussuz orospu. şimdi senin canını cehenneme...» diye asılmış tabancasına. korkudan yataktan fırlayıp kaçmaya başlayan kadını kurşun yağmuruna tutmuş. kurşunlar kadının vücuduna değil de, ayağına rastlamış. öldürmemek için bilerek mi böyle yapmış, yoksa sarhoşlukla mı hedefini şaşırmış bilmiyoruz.** kadın hemen, o anda ölmemiş. yarası tedavi edilmiş. fakat yara sonradan kangrene çevirmiş.

    bir süre sonra da kadının öldüğünü duyduk. korkudan kimseye bir şey söyleyemedik. recep zühtü bu. ağzımızdan bir söz kaçacak diye ödümüz kopuyordu. hepimiz duman olurduk sonra... recep zühtü sinop milletvekiliydi o zaman. dokunulmazlığı vardı. adli makamlar da, atatürk'ün yakını diye recep zühtü hakkında kovuşturma yapmaktan çekiniyorlardı.” [cemal granda, atatürk'ün uşağı idim, hürriyet yayınları, istanbul-1973, sayfa: 218-219]

    (**öldürmemek için değildir. recep zühtü, kadının cinsel organına ateş etmiştir.)

    bu cinayet, recep zühtü'ye m.kemal tarafından “soyak” soy isminin verildiği 8 şubat 1935'den 2 gün sonra meydana geldi. recep zühtü 17 şubat 1935 tarihinde zonguldak'tan milletvekili seçildi.

    peki sonra ne mi oldu?

    fatma medeniye hanım, kaldırıldığı fransız pasteur hastanesi'nde 48 saat hayatta kalma mücâdelesi verdikten sonra öldü. kurşun yaraları bir ermeni doktor tarafından ameliyat edildi, başındaki darbe yarasına ancak pansuman yapılabildi. beyin sarsıntısı geçirdiği için, o sırada türkiye'de vâzife yapan meşhur alman cerrah nissen arandı ama bulunamadı. ve medeniye hanım hâdiseden iki gece sonra, kardeşine “intikam peşinde koşma!” vasiyeti bırakarak hayata veda etti.

    recep zühtü'ye dâvâ açılmış olsa da, kısa bir vakitte berâat kararı çıktı. mahkeme bu kararı alırken recep zühtü'nün hâdise esnasında akli dengesinin yerinde olmadığına dair, bakırköy akıl hastanesi'nden verilmiş rapor'a (!) dayandı.

    dr. mazhar osman'dan “recep zühtü'nün cinnet hâlinde metresini vurduğuna dair” rapor istendi. recep zühtü'nün milletvekili adayı olduğunu duyan dr. mazhar osman, rapor vermeyi kabul etmedi. açıkça suçu örtbas etme olan bu mevzuya karışmak istemedi: “recep zühtü'nün deli olduğuna, yani cezai ehliyeti olmadığına dair rapor istiyorsunuz. eğer öyle ise, mecliste işi ne? siz en iyisi bu pisliği temizleyecek başka birisini bulun” dedi.

    bunun üzerine mazhar osman'ın asistanlarından dr. fahrettin kerim gökay'a müracaat edildi. fahrettin kerim, arkadaşları rüştü çapçı ve recep ferdi ile birlikte “hâdise esnasında şuuru yerinde değildir” raporunu verdi. onların verdiği raporun yanında, adli tıp işleri müdürü de hâdisenin yaşandığı yeri inceledi ve raporu uygun buldu. savcılığın iddiânâmesi ve raporlar mahkemeye sevk edildi. bunun sonucunda mahkeme, tck 197. madde uyarınca, recep zühtü'nün hâdise esnasında şuurunun yerinde olmadığı ve cezai ehliye sahip olmadığı hükmüne vararak berâat kararı verdi.

    ve ey kemalist efendiler! sizin özlem ile andığınız o devirde, "akıl sağlığı yerinde değildir" diye rapor verilerek cinayetten ceza alması engellenen bu adam, bu olaydan sonra 4 sene daha milletvekilliği yapmıştır.

    allah bu millete bir daha öyle günler göstermesin.....