şükela:  tümü | bugün
  • red rock west.. benim de asla sonunu goremedigim bi film.. dort bes gosterimde bir, 'bu sefer olucak' derim ama daha olmadi, vazgectim..
  • malmısın nicho dedirten film.oyuncuğu kütükmüş gibi geliyor bana bir de romantik olmaya görsün.sacmasapan replikler vardi yada öyle dublaj yapılmıştı.gülerek izlediğimizi hatırlıyorum.
  • bir john dahl filmi.. nicolas cage, dennis hopper ve lara flynn boyle basrolde.. 'neo-noir' klasiklerinden biri..
  • sen bu filmin senaryosunda bir iki ufak degisiklik yap, nicholas cage yerine sean penn, lara flynn boyle yerine jennifer lopezi koy, filmin adina da u turn de. sonra da bize yeni biseyler izletiyo gibi izlet. olmaz boole sey. oliver stone yapti bunu. evet.
    (bkz: red rock kasabasi)
  • u turn i anımsatan film. ama ondan 5 sene önce çekildiği için aslında u turn ün red rock west i anımsatması söz konusu. kendi halinde iddiasız bir tip olan michael para kazanmak için red rock kasabasına gelir ve fırsatları değerlendireyim derken karmakarışık olayların içinde bulur kendini. red rock kasabası bir türlü kurtulamadığı kabusu haline gelir.
    filmdeki olayların akışı izleyiciyi sürekli ters köşeye yatırır. tam bir klişe daha olacak derken michael batağın içine daha da batar. aslında diyalogların da, karakterlerin de ve olay örgüsünün de kasten klişeleştirildiği çok açık. küçük kasabalarda geçen suç, cinayet filmlerinin bütün bilindik unsurları bir araya toplanmış adeta. beceriksiz anti-kahramanımız michael ise günü kurtarmaktan çok uzak. "bir milyon doları kap, sevgilinle beraber ver elini meksika" parolası bu filmde komik ve yüzeysel bir çıkış unsuru olarak beliriyor. filmin ortalarında michael'ın (nicholas cage) "fuck mexico!" diye bağırıp kendinden geçmesi bile, başarılı suçluların cenneti meksika klişesine atılmış bir çığlık aslında.
    küçük kasabada kirli işlere bulaşmış şerif, öyle bir yerde ne aradığı bilinmeyen ve tozlu bir kasabada at binerek vakit geçiren manken güzelliğinde bir kadın, kasabaya sonradan gelen ve blue velvet daki psikopat karakterini anımsatan (ki gardroba saklanma sahnesi ile buna da açık bir gönderme yapılmıştır) dennis hopper, sert kahramanı oynamaya çalışıp marlboro reklamlarındaki kovboyları anımsatan nicholas cage; hepsi de bu tanıdık suç öyküsü içindeki parodileştirilen ve 90'ların diğer neo-noir'larındaki gibi pastiş unsurlar. basic instict deki dedektif suçlu klişelerine ne kadar gülüyorsak bunlar da o kadar gülünmeyi hak ediyorlar.
  • "hiçbir şey göründüğü gibi değildir."

    karakterlerin çoğunun suçlu, geçmişlerinin ise karanlık olduğu red rock west, karanlık atmosferi ve gizemi sonuna dek çözülemeyen hikayesi ile bir kara film özelliği taşıyor. filmde karakterler arasındaki ilişkilerin her daim değişkenlik göstermesi, sonucu tahmin ettiğimizi düşündüğümüz anda bizi, ters köşeye yatırmasını sağlıyor. bu yönüyle film, sonuna dek izleyiciyi bir gizemin içine sokmayı başarıyor. bu gizemin ortasında başkarakterlerin her birinin güvenilmez olması, gördüğümüz şeye inanmamamız gerektiğinin altını çiziyor. bu bağlamda filmin sloganında da söylediği gibi “hiçbir şey göründüğü gibi değildir”. olayların arkasında çoğu zaman anlayamayacağımız sırlar bulunması olasıdır.

    sıradan bir adam olan michael, bir yanlış anlama sonucu, cinayet işlemesi için karısını öldürtmek isteyen bir adamdan teklif alır. teklifi kabul etmesiyle birlikte michael, kendisini içinden çok zor çıkacağı bir karmaşanın tam ortasında bulur. michael williams, kendini kurtarmak istediği her an aslında kendisini daha da güçlü bir çıkmazın içine sokar. bilmediği tek şey, kimseye güvenmemesidir. fakat michael, en güvenmemesi gereken kişiye, güzelliğiyle insanı büyüleyen suzanne brown’a (lara flynn boyle) güvenerek meksika hayalleri kurmaya başlıyor.
    filmde nicolas cage, karakterinin tüm özelliklerini izleyiciye yansıtıyor. dennis hopper, kiralık katil rolünde iyi ve ürkütücü bir performans sergiliyor.
    sonuç olarak red rock west, izleyiciyi ustaca planlanmış, sürükleyici bir hikayenin tam merkezine çekmeyi bilerek, kendisini heyecanla izlettirmeyi başaran ilginç bir film.
  • --- spoiler ---

    suzanne(lara flynn boyle)
    michael(nic. cage)

    s-benden hoşlanmadın mı?
    m-evet,hoşlandım
    s-öyleyse sorun ne?
    m-sadece evli bir kadından uzak durmaya çalışıyorum.
    s-neden , evlilik sadece bir ünvan!
    m-teksas'ta değil.
    s-biz tektas'ta değiliz.

    aynı gün suzanne'yi kocası wayne'nin elinden kurtaran michael, tyrion lannister'ın ilk aşık olma öyküsündeki atıfı unutmuş olmalı.ana fikir şuydu

    "kötülerin elinden kurtardığın kadın aynı gün senle beraber oluyorsa,bu sadece oyunun başlangıcıdır."

    --- spoiler ---

    ayrıca bir insan bu kadar kötü sigara içer.(nic cage) yakışmamış abi eline.

    filme sert,cool giren marjinal kovboy tavrı 10 dakikaya kalmadan "beyler yanlış anladınız ben teksaslı iyi aile çocuğuyum" a dönüşüyor.
    nic. cage ergen gibiydi.
    neden iyi olduğunu yansıtamadı,neden cool hareketler peşinde olduğunu anlatamadı.
    iyi mi? cool mu? saf mı? aşık mı?
    terminator rolüne verilseymiş nic. cage bu kadar başarılı olurmuş.

    son olarak country kıvamına dwight yoakam-a thousand miles from nowhere parçasıyla selam çakan film,tüm nic. cage aksiliklerini unutturdu.
  • kara film türünün meraklısına ilaç filmdir. böyle şaşırtmacalı, fanus gibi dar kapsamlı. türün meraklısı değilsenizde; izlemediyseniz izleyin, beğenirsiniz.

    ayrıca bu filmi beğenen şunu da beğendi; (bkz: palmetto)
  • neo-noir türünün güzide örneklerinden biri. söylenene göre francis ford coppola yönetmen john dahl'in ilk filmi kill me again'i çok beğenmiş, sonrasında bu filmde oynaması için yeğeni nicholas cage'i de o ikna etmiş.