şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: re'fet)
  • fatma aliye hanım romanıdır. aynı zamanda ahmet mithat efendi'nin müşahedat'ında yer alan karakterdir.
  • "basımı zor bulunan fatma aliye hanım eseri" iken kesit yayınları tarafından basılıp sıkıntımıza son verilen kitap. şahika karaca tarafından düzenlenmiş.
  • yazarı fatma aliye’dir. türk tarihinin bilinen ilk kadın yazarlarlarındandır. o dönemin (1923-1930) türkiye’sinde halide edip adıvar’a rakip gösterilmiş ve takdir edersiniz ki geri planda kalmıştır. refet zor koşullarda okumaya çalışan bir kız öğrencisinin hayatta kalma mücadesidir. kitabın iş bankası yayın evinden çıkan nüshası gayet sade ve akıcı olarak günümüz türçkesine çevrilmiş olup çocukların bile anlayabileceği sadeliğe ulaştırılmıştır. refet’in hikayesi reşet nuri gültekin’e ışık tutarak ileri de çalıkuşu romanın yazılmasına da olanak sağlamıştır.
  • şu an okuduğum kitap.yeniden düzenlenip osmanlıca kelimelerin anlaşılır halde olması çok güzel. çevirmenin ellerine sağlık.
  • iş kültür'ün türk edebiyatı klasikleri dizisinde görünce alıp okudum.

    yazarı hakkında artık pul kadar değeri kalmış elliliklere fotoğrafı ilk basıldığında bir şeyler okuduğumu hatırlıyorum. yeni osmanlı, romantik ve çayı az evvel demlemiş seyrek bıyıklıların ibanlarına cukkalar yatmadan önce yaşamış hanım teyzemiz. dertleri epey güzelmiş aslında. kadın romanı yazmış olması elbette yaşadığı zengin düşün dönemi için şaşırtıcı değil ama işbu romanında öyle kısımlar var ki takdire mecbur kalıyor insan. kendisini fatma aliye'nin düşünsel ardılı olarak kabul eden feminist müslüman var mı bilmiyorum ama dinlediğim bu cisim ablalardan zihni gelişmişlik olarak epey ileride olduğu muhakkak.

    romanın yoksulluğu tasviriyse iç burkuyor ve isyan duygusunu salıyor dört bir yana. yazarın araya girip öğretmen gibi bir şeyler anlattığı sayfalarda bile genel duygudan kopmak zor.

    --- spoiler ---

    binnaz, yüreğimizi yaktın binnaz.

    --- spoiler ---
  • reşat nuri güntekin'in çalıkuşu romanına ilham vermiş harika eser. evet harika. dönemin taşra ve şehir yaşamını oldukça etkileyici ve gerçekci tasvirlerle ortaya koyuyor. ve feminizm üzerinden aydın düşünce yapısını birincil mesele olarak okuyucuya sunuyor.

    fatma aliye'nin halide edip'in gölgesinde kalması da ayrıca şaşırtıcı. çünkü tasvir ve kurgu yönüyle kıyaslamak gerekirse benim tercihim her zaman fatma aliye'den yana olur.
  • iş bankası kültür yayınları'nın modern türk edebiyatının klasik örneklerini işbilir uzmanlarca günümüz diline aktardığı yeni serisinin kitaplarından. bu seriden ilk olarak taaşşuk-u talat ve fitnat'ı okumuş ve oldukça akıcı bulmuştum, zira novella denebilecek uzunluktaki bu şemsettin sami eseri akıcı bir dil içi çeviriyle çok rahat okunup bitirilen bir çalışma olmuş. "refet" bu seri içinde yanılmıyorsam biraz daha sonra yer buldu. fatma aliye'ye ve hayatına dair biraz bilgim vardı, ancak henüz herhangi bir eserini okumamıştım. güzel bir pazar günü uzunca bir yürüyüş sonrası uğradığım yayınevinde görür görmez, bir şans vereyim diye alıp bir kafeye oturdum, bir buçuk saat içinde bir solukta okuyup bitirdim. genel olarak beni birçok yönden şaşırtan bir kitap oldu, bunun nedenlerini açmaya çalışayım.

    ilk olarak, hem ayrıntılı mekan tasvirleriyle olup biteni okurun hatırasında oldukça renkli bir şekilde hayal etmesini, hem de derin psikolojik tahlilleriyle dönemin kadınlarının yaşayış ve düşünce tarzının sanılanın aksine hiç de basmakalıp olmadığını anlamasını sağlıyor. bu durum da kadın yazarların türk edebiyatına iz bırakan eserler üretmiş ancak bu eserlerin muhtemelen kıymet görmemiş hatta kasten gözardı edilmiş olduğunu gösteriyor.

    yazar zaman zaman bir ahmet midhat efendi ya da hüseyin rahmi gürpınar kadar olmasa da anlatımı kesip araya girip okuruyla sohbet ediyor. bu kısımlar yazarın yazar olarak değil de toplumun bir ferdi olarak öznel görüşünü aktarmasız yansıttığı yerler, bu da tarihe dokunmak gibi bir his veriyor insana. ancak kitapla ilgili aklımda en çok iz bırakan şey, kitabın başından sonuna dek tasvir edilen yokluk. hem maddi hem manevi, hem olumlu hem olumsuz anlamda bir yokluk bu. ana kızın kıt kanaat geçinirken müdanasız oluşları, birçok şeyden yoksunken bu yoksunluktan dolayı şikayetsiz oluşları, hatta refet'in en basit nefsi isteğe ya da ruhani eğlenceye gem vuruşu, ailede somut bir baba figürünün olmayışına rağmen gururdan haysiyetten ödün vermeyişleri kaskatı vuruyor insanın algısına. bu yokluğa daha geniş bir çerçevede baktığımızda, bir kadından bütün kadın tayfasına dek çekilen bir yokluğun izdüşümü olduğu anlaşılıyor. hem feminist açıdan hem de insanlık açısından, bugün nasılsa var deyip geçtiğimiz birçok şeyin ne kadar kıymetli olduğunu gösteriyor bir kere daha.

    öte yandan refet'in erkek egemen bir dünyada tek başına savaşmanın yegane onurlu ve vazgeçilmez yol olduğuna inanması da, güzel olmayışının ve evlenmeyi seçmemesini arkasına neden saklandığını açıklıyor. yazarın tasvirine göre onu güzel kılan şey, fikirlerini tam bir imanla savunurken kazandığı büyüleyicilik, bu da aslında cismi güzellikten çok entellektüel parlaklığın ön plana çıkarılma çabasından başka bir şey değil. ortaya konma şekilleri ve oluşma biçimleri sayılmazsa, dönemin feminist düşüncesinin ana hatları itibariyle aslında bugün vurgulanandan pek de farklı olmadığı ilgi çekici bir ayrıntı.

    bir diğer özellik de, batılı bir tarzdan ziyade islami bir yaşayış çerçevesinde de bu fikirlerin var olabileceğini ispatlamaya çalışmış fatma aliye, ancak bu söylem kesinlikle katı, bağnaz ve vurgulu bir halde değil. hatta aksine, romanda refet'in okulda öğrendiklerinden hariç doğu ve batı dillerinden eserlere duyduğu ilgi ve bu alanlara mücbir sebeplerden dolayı hakim olamayışının verdiği eksiklik hissi vurgusuna da rastlanıyor. bu nedenle döneminin kadın yazarlarına göre son derece yenilikçi ve özgürlükçü bir yaklaşım sergilediği söylenebilir ki bu kitapta verilen ön bilgiye göre yazarın diğer çalışmalarında da benzer bir gayesi olmuş hep.

    özetle bu roman, dönemin siyasi dönüşümünden ziyade toplumsal dönüşümüne özellikle kadınlar açısından katkı sağlamak amacıyla kaleme alınmış; bu nedenle de dönemin alışılageldik tasvirlerinden daha ayrıntılı bir manzara sunuyor okurlarına. senem timuroğlu'nun uyarlaması metnin dokusunu bozmadan ona ayrı bir akıcılık kazandırmış. klasik türk edebiyatı meraklılarının şans vermesi gereken bir iş olduğunu düşünüyorum.
  • türk edebiyatının ilk kadın romancısı fatma aliye'nin 1896 yılında yayınladığı, bakış açısı olarak döneminin çok ilerisinde olan bir roman.
    kadının adının olmadığı ataerkil bir toplumda kadın haklarını savunan, kadının eğitim alarak meslek sahibi olmasını, kendi ayaklarını üzerinde durabilmesini, kadının sadece çocuk doğuran bir varlık olarak görülmemesi gerektiğini, sosyal hayatın içinde aktif rol alabilmesini savunan roman; güçlü, mücadeleci, gururlu bir kadın profili üzerinden toplumu eğitme ve bilinçlendirme amaçlı yazılmış.

    fatma aliye, mecelle'nin yazarı ahmet cevdet paşa'nın kızı. hocası ve aynı zamanda ortak roman yazdığı ahmet mithad efendi'nin de manevi kızı. kitlesel eğitimin dışında kalarak babasından ve özel hocalardan sıkı bir eğitim almış, edebiyatçılığının yanı sıra tarih, siyaset ve felsefe alanlarında çok sayıda makale yazacak yetkinlikte bir düşünür. romanlarında öne çıkan temel perspektifinin "kadına yaklaşım sorunu" üzerine olduğunu söyleyebiliriz. toplumda kadına reva görülen konumun gelenek ve kültürden kaynaklandığını, islam'ın kadına verdiği değerin ve hakların gelenek tarafından gasp edildiğini ve yerel kültürün dinleştirildiğini, islam'da kadının okutulmamasının ve toplumsal yaşamın dışına itilip eve hapsedilmesinin söz konusu olmadığını o dönemlerde yüksek sesle dile getirebilmiş, tüm eserlerinde bunun davasını güderek, güçlü kadın karakterler yaratarak halkı bilinçlendirmenin peşine düşmüş.

    onun erkek egemen bir toplumda kadına yer ve alan açma anlayışını "refet" adlı eserinde çok net olarak görebiliyoruz. çok eşli ve bol çocuklu bir ailede dünyada gelen refet, babasının erken vefatı sonrası babasının diğer eşleri ve çocukları tarafından eve sığdırılmamaları ve eziyete maruz kalmaları üzerine annesi ile evden ayrılarak istanbul'a, anne tarafından akrabaların yanına taşınırlar. ancak burada da horlanır ve dışlanırlar. mecburen ana ve hastalıklı kızı bir odalık yer tutup yalnız yaşamaya başlarlar. hikaye işte bu ana kızın kimseye minnet eylemeden hayatta kalma savaşımını konu ediyor. temel hedef refet'in o güç şartlarda okuması ve günün birinde muallim olabilmesidir. böylece ekonomik özgürlüğe kavuşacak annesini rahat ettirecek, kendisi de yaşlılığında kimseye muhtaç olmadan yaşayabilecektir. zira refet evlenmeyi düşünmemektedir.

    hastalıklarla geçen çocukluğun ardından refet; fiziksel olarak zayıf ve marazlı, dış görünüş olarak çirkin fakat karakter olarak oldukça güçlü biridir. erkekler tarafından alınıp satılmamak, itilip kakılmamak için ekonomik güvenceye sahip olmak gerektiğine inanıyor. kadının eğitim görmesi ve meslek sahibi olmasının, istemediği evlilikler yapıp hoşnut olmadığı bir hayat yaşamamak için şart olduğunu düşünüyor.

    annesi binnaz eğitimsiz ve cahil anadolu kadınını temsil ediyor. binnaz cariye olarak alınmış, eşinin vefatıyla dışlanmış, akrabaları tarafından yüzüne bakılmamış bir kadındır. refet ise böyle olmamak için var gücüyle eğitimini tamamlamaya ve ilim irfan sahibi olmaya çabalayan, yoluna çıkan tüm engellerle mücadele eden, kibir derecesinde vakar ve gurur sahibi. güzel bir kadın olmaması dişiliğinden ziyade kişiliğinin öne çıkarılması amacına matuf. romanda müthiş bir kadın dayanışması da söz konusu. birbirlerinin elinden tutarak yaşam savaşında destek olurlar birbirlerine. az sayıdaki erkek karakterden biri zengin ama cahil ve ahlaksız biri iken diğeri refet'in arkadaşı şule'nin dayısı, yeğeninin eğitimi boyunca gücü nispetinde yardımını esirgemeyen biridir. erkek karakterler bu şekilde sunularak dengeli yaklaşılırken okulda birkaç cahil ve densiz kız öğrenci dışında tüm kadın karakterler şefkat ve merhamet kaynağı melekler gibi sunulmuş.

    romandan dönemin koşullarına, sosyal ve ekonomik yapısına dair önemli bilgiler edinmek mümkün. müreffeh bir hayat yaşayan, köşklerde oturan zengin bir toplumsal kesim de olmakla birlikte yokluğun ve yoksulluğun hakim olduğunu görüyoruz. o kadar güç şartlarda yaşıyorlar ki refet, okul dışındaki zamanlarda örgü örerek eve ekmek getirmeye çalışırken annesi de çamaşır yıkamaya, temizliğe evlere gidiyor. ama ana kızın bu emeklerine rağmen ancak karınlarını doyurabiliyorlar. yemek bulabilirlerse kömür bulamıyorlar. bazı geceler her ikisinden de mahrum kalıyor, donma tehlikesi geçiriyorlar. tek göz odalarında ikisi bir yatakta yatıyor sadece tek giysiyle, tek ayakkabıyla yaşıyorlar. bu kadar eşya ile yaşıyorlar ve yaşamsal ihtiyaçlarını karşılıyorlar. günümüzle kıyaslarsak eğer bugünün en yoksulu evindeki eşya bağlamında refet, annesi ve komşularının yanında orta sınıf kalır.
    kitlelere tükettiği nesneler dolayımından bir kimlik sunan günümüz tüketim toplumunda tüketim, adeta kişinin kendini gerçekleştirdiği, var kıldığı bir alan haline gelmiş durumda. adını "ihtiyaç" koyduğumuz hiç bitmeyen bir dipsiz kuyuyu doldurmaya çalışarak geçiriyoruz hayatlarımızı. yazlık, kışlık, baharlık birbiriyle kombin yapabilmeye imkan sunan sayısız üst başımız, ayakkabımız, çantamız var ve ıvır zıvır tonlarca nesneye sahibiz. açlıkla tokluğun arasının yarım yufka olduğunu söyleyen atalarımız zikri geçen dönemde dibine kadar fukaralık yaşarken bugün en fakirimizin göz açlığına sınır yok. günümüzdeki yoksulluğu yoksunluk olarak değerlendirmek daha doğru olur sanırım. bugün yoksulluk zenginliğe göre belirleniyor. o yüzden tüketimden geri kalmanın, tüketim merkezli hayat tarzlarına ayak uyduramamanın yol açtığı yoksunluk hissini yoksulluk olarak tanımlamak çok doğru değil gibi geliyor.

    son olarak güçlü kadın idealini eserlerinde açımlayan fakat kendisinden dokuz yaş büyük olan, kültür düzeyi de kendisinin epey altında kalan biriyle babasının tercihiyle evlenmek zorunda kalarak ideallerini kendi hayatına pek yansıtamayan fatma aliye'nin sahip olduğu dört kızını nasıl yetiştirdiğini ve kızlarıyla olan ilişkisini merak ediyor insan.
    en büyük kızı ayşe, geçirdiği bir kaza neticesinde beyin travması yaşar ve ömrü tedavilerle geçer. ikinci kızı hatice ise ders aldığı hocasına aşık olur, ama ailesi rıza göstermeyince kaçar ve evlenir. fatma aliye ve kocası yoksulluğa terk ettikleri hatice'yi hiçbir zaman affetmezler.
    kızlarından nimet ve ismet o dönemde yeni açılan fransız misyoner okulu dame de sion’da okurlar. nimet, kiliseye götürülerek zorla ibadet etme mecburiyetinden rahatsız olunca amerikan kolejine geçer. ismet okulunda kalmakta ısrar eder. ve sonrasında “hür yaşamak için gidiyorum” yazan bir mektup bırakarak evi terk eder ve fransa'da rahibe olarak hayatına devam eder. fatma aliye atadan kalma tüm servetini, onlarca evini, köşkünü kızını bulmak için tuttuğu dedektiflere harcar ama evlat hasretiyle ölür. yanı başındaki kızını koca tercihi yüzünden evlatlıktan reddeden fatma aliye'nin rahibe olan kızına olan bu yaklaşımını anlamak güçtür.

    hasılı kelam refet, osmanlıca terkiplerle yüklü ağır diline ve teknik açıdan güçlü bir eser olmamasına rağmen dönemini yansıtması ve fatma aliye'nin türk kadın haklarının düşünsel temellerine katkıları ve bu meseledeki öncü yaklaşımını ilk elden görebilme imkanı sunması açısından okunması gereken değerli bir eser.
  • fatma aliye romanıdır. romandaki başkarakterin de adıdır aynı zamanda ama roman kahramanının gerçek hayatta da bir karşılığı varmış ve adı "refet" değilmiş.

    fatma aliye hanım romanın başlangıcında biz okuyuculara "hikayedeki her şey size gerçek hayattaki haliyle, olduğu gibi aktarılacaktır." şeklinde bir söz veriyor ve anlatılanların gerçek bir yaşam hikayesinden aktarıldığını belirtiyor. bazı durumları gerçekten de olduğu gibi aktardığına inanıyorum çünkü refet kızımız son derece çalışkan, zeki ve başarılıyken aynı zamanda zayıf bir bünye ve çirkin sayılabilecek bir görünüşe sahipmiş. oysa ki o dönemde yazılmış romanlarda başkarakter başarılıysa güzel/yakışıklı da olur çoğunlukla ama refet değil işte. bu durum çok hoşuma gitti çünkü vurgulanmak istenen vurgulanmış; "güzellik her şey değildir, saygınlık için güzel olmaya gerek yoktur."

    romanı okurken fark ettiğim bir şey daha var; fatma aliye hanım gerçek bir tasvir ustası. okuyucuya hissettirmek istediği duygu ve durumları gerçekten harika bir şekilde betimliyor. romandaki anı bize de yaşatıyor. bunu da ayrıca takdir ettim.

    not: refet'in annesi bana biraz sinir bozucu geldi ama çok da üstünde durmadım çünkü kötü bir kadın değil sadece refet'e aşırı bağlı sanırım.

    sonuç olarak tema bakımından kesinlikle çağının çok ilerisinde bir roman. şahsen üslup olarak da beğendim. tavsiye ederim.