şükela:  tümü | bugün
  • bu ülkede hukuk işleseydi, herşeyden önce bulunduğu yerde olmaması gerekirdi bunun.

    yanındaki yalı, apartman düzeninde modern bir binadır. kiralık ev arayan bir arkadaşımla beraber girmiştim içine. bir gemi gibi, muhteşem bir manzarası vardır. önü ve sağ tarafı göz alabildiğine açık, ta sarayburnu'na kadar muhteşem bir manzara, sol tarafında, reina'nın, o kadar yükseltmeye hakkı olmadığı halde yükselttikçe yükselttiği, manzarasını kesen duvarı, çatısında pislik içinde ondulinleriyle barakamsı yapıları (http://img138.imagevenue.com/…ge=12659_milliyet.jpg).

    - "ee, peki gürültü, mürültü?" diye sorduk,
    - "efendim, geceyarısına kadar yemek müziği, alçak sesli* müzik çalıyorlar, dans müziği gece yarısından sonra başlıyor. ama siz de zaten yatarsınız o saatten sonra, di mi???" gibilerden bir cevap aldık.

    dairenin reina tarafına bakan pencerelerine, çerçeve üstüne çerçeve takılmıştı, ki bu işlerle kısmen haşır neşir olmuş olan birisi olarak, öyle cam üstüne cam takmanın, sesi hafifletse bile tamamen kesmeyeceğini, özellikle alt frekansların darbeler halinde içeri gireceğini garanti edebilirim. dinleyeceksiniz o gümbürtüyü sabaha kadar, beyler kesmeye karar verene kadar.

    o yalı orada reina'dan da, önceden yerinde ne vardı ise o işletmeden de yıllar önce yapılmış oraya. tapulu, imarlı, iskanlı herşeyiyle legal bir bina. düşünün: çalışmış, etmiş, kazanıp böyle bir yer almışsınız ya da ailenizden vs. kalmış, huzur içinde yaşıyorsunuz. birgün gelip yanınıza böyle bir yer açılıyor, bütün huzurunuzu alıp götürüyor. defalarca sahibini insafa davet ediyorsunuz, belediyeye, kaymakamlığa, valiliğe şikayet ediyorsunuz, dava açıyorsunuz, polis çağırıyorsunuz, nafile. bu flu adamlar her seferinde çarklarını çevirmenin bir yolunu buluyor. yeryüzü cennetiniz, bir anda cehenneme dönüşüyor. atsanız atılmaz, satsanız kimse almaz. o reina'nın, laila'nın gürültüleri, bırakın yandaki bitişik nizam yalıyı, taa karşı yakadaki yalılara kadar ulaşıyor. insanlar sabahlara kadar rahatsız oluyor - defalarca yazıldı.

    sakın, "orada can yitmiş, sen zenginin problemini anlatıyorsun" demeyin. hukuk herkese lazım. fakire olduğu gibi zengine de. ki, benzeri problemler şehir içine kurulmalarına müsade edilmiş, üstü açık ya da kapalı birçok eğlence yerinin civarında da yaşanıyor. örnek mi istiyorsunuz: bostancı'daki eski mood's, şimdiki ne bileyim ne. onun etrafında da yıllardır yaşanan, imarlı, iskanlı konutlar var. hiç de zengin işi değil, gayet orta halli insanların yaşadığı apartmanlar. balık lokantası, et lokantası derken, günün birinde bir eğlence yeri açılıyor. öyle yüksek volümlü müzik yapılıyor ki, bırakın yazın bahçesinde çalınanı, kışın kapalı kısmında çalınan müziğin güp-güpleri evlerin içine kadar giriyor. orada oturan bir tanıdığım var, bir yaz günü evlerine gitmiştim, aşağıda çalınan müzik, 7. katta tuvalete kadar geliyordu, olanca netliğiyle, sabah 4'e kadar. dişinizden, tırnağınızdan arttırıp, başınızı sokacak bir dam altı bulmuşsunuz, sonra bu. katil olur musunuz, olmaz mısınız?

    yazın tekne kiralayıp, dünyanın en nadide manzarasının önünden geçerken, kırk yılın başında o güzelim yalıları denizden seyretmek, suyun şıpırtısını dinlemek varken, manzaraya kıçlarını dönüp, müziği kökleyip, göbek atan insanlara kıçımla gülüyorum ben. türkbükü'nde neresi en gürültülü müziği yapıyorsa, oraya toplaşanlara da. bunların, reina'nın, laila'nın önünde kuyruğa girip, kapıdaki gorillerden köpek muamelesi görüp, tek ayak üstünde 45 dakika arabalarının gelmesini bekleyip, üstüne fişsiz 20 milyonu bayılmayı içlerine sindiren versiyonlarına da.

    onların problemi... ama, böyle yerlerin, hak-hukuk dinlemeden, bir grup kabına sığamayan insan azgınca eğlenecek diye geri kalan daha büyük kitlenin huzurunun hiçe sayılarak işletilmelerine göz yumulması, hepimizin problemidir.

    "bunlar istanbul'un/türkiye'nin renkli yüzü, turizm falan, filan" diye atıp tutanlara da aldanmayın, dünyanın hiçbir yerinde meskun mahalde böylesine bir azgınlığa müsaade edilmiyor. yok böyle birşey. zürich'te, akşam saat sekizden sonra, aynı anda sadece tek bir pistin kullanılmasına müsaade ediliyor, uçaklar bile ancak sırayla kalkabiliyorlar. bu kadar dikkat ediliyor gürültü kirliliğine. fonksiyonel birşey değil mi, ulaşım işte? hayır, önce o şehrin sakinlerinin huzuru.

    o üç zavallı, tam anlamıyla bok yoluna gittiler. ama ben bunun kabahatini o işletmenin sahibine bile değil, ona bu cesareti veren, bu rezalete bugüne kadar göz yummuş, bundan sonra da göz yumacak, hakkımızı, hukumuzu, huzurumuzu korumakla mükellef yetkililere yüklüyorum.
  • dün 3 arkadaşla gittik, direkt götümüzü açıp siktiler. ne onlar, ne de biz uğraştık. hadi bakalım.
  • berbat bir işletmeciye sahip lunapark. 20 ülkeden gelen yabancı yöneticileri(bunların arasında ceo gibi kişilerde var) kıyafetleri uygun değil diyip, içeri almayan, size yabancılara rezil eden şaka gibi bir yer. ayda 30.000 dolar kazanan, doktorasını yapmış hindistanlı bir yönetici, prada veya gucci giymiyor diye bir yere alınmaması, şekilcilik, rezillik. şekilci ülkenin şekilci gece klubu. aşağalanmak istemiyorsanız gitmeyin, kimseyi de götürmeyin!
  • son olarak yaklaşık bir ay önce iş için gittiğim, ilk defa gece kulübü olduğu saatlere kaldığım (daha önce yine turist gruplarıyla birkaç defa yemeğe gitmiştim), ama çalışmaktan ziyâde eğlendiğim mekân.

    eyyorlayacak olursam; buraya ekseriyetle poz kesmeye gelen pahalı arabası olan öküzlerle, bu öküzlerin parasını yeyip kendini kullandırmak niyetindeki kaşalot hatunlar geliyor. gerçekten eğlenen, dans eden, keyfini çıkaran insan sayısı az.

    100 kişilik bir gruba 4 kokartlı rehber, 3 host, 3 hostes ve 3 acente yetkilisi olarak hizmet etmeye gittik biz. zengin bir eleman yunanistan'dan 80 kamaralı bir guleti kiralamış, eşini-dostunu doldurmuş, ada ada gezip 9 gün boyunca 50. yaş gününü kutlamış, son kutlama da reina'da. ertesi sabah guleti bırakıp kendilerine tahsis edilmiş charter uçakla memleketlerine dönecekler. gün içinde şehir turu yaptık, akşam reina'ya geçtik. girer girmez garsonlar direk grubu devraldı bizden, bize de yapacak iş kalmadı.

    paşa paşa yemeğimizi yedik. kalamar beş para etmez, nevizade'de daha iyisi var, biftek fevkalâdeydi. daha önce içerideki köşebaşı restoran'da olduğu gibi çatal bıçakları jumbo, ama çizik içinde. ara ara polisaja verin kardeşim, evimde bile o şekilde çatal bıçak kullanmam ben.

    yemekten sonra aşağı indik, masalar toplanmaya başladı ufaktan, müzik hareketlendi falan. yemekte içtiğim 11 kadeh şarapla zaten hafiften olmuştum, başladık hizmet ekibiyle inceden kopmaya. vodka-red bull'lar, kokteyller falan havada uçuşuyor. bu arada yemek ve sınırsız içki için hepimizin ödemesi yapılmıştı tabi, millet bile "kim la bunlar" der gibi bakıyordu, zirâ bizim kadar hızlı tüketen stand yoktu pek. kıyafet de fiks, koyu renk kot, beyaz gömlek. ampul gibi sırıtıyorduk.

    müzik allah için güzel. adam gibi dj koymuşlar, her telden çaldı, bu tarz bir mekânda olması gerektiği gibi. apaçi kültürünü anımsatacak bir müzik çalınmadı kulağımıza. hatta rehber ablalardan birinin istek parçasını bile çaldırdık.

    eğlence kısmına geleyim, biz devamlı hareket hâlindeydik, içtikçe açıldık tabi. ama arkadaş, millete bakıyorum, millet etrafı kesmekten başka bir şey yapmıyor! ulan adam kimbilir kaç para ödeyip loca tutmuş, öküz öküz etrafa bakıp viski yudumluyor, çerez çitliyor. karılar desen en abartılı kıyafet, takı ve topuklarla değil dans etmek, burunları bir karış havada ayakta bekliyor. pistin ortasında toplasan 20-25 kişi var adam gibi kopan. bir de ergen tayfa var, baba parasıyla gelmişler yaşları tutmuyor belli, nasıl girdilerse artık içeri...

    turist grubumuz sensation white misâli bir konsept yapmış, bembeyaz giyinmişti. beyaz pijamayla gelen, denizci kıyafeti giyen... rahatlar yani, ayaklarda terlik, babet, converse, bizim sonradan görmeler gibi gazetenin magazin sayfası şıklığı değil dertleri, rahat dans etmek. bunlar üst sağ balkondaydı, sonra kafalar güzelleşince mekânın her tarafına yayıldılar. hele biri arjantinli, biri hollandalı bir hatun, benle hollandalı bir abinin ağzına sıçtı saat dörde kadar. bir şey mi kullandılar kaşla göz arasında ne yaptılarsa, enerjileri bitmek bilmedi, sabaha kadar dans...

    sözün özü, mekân iyi hoş, eğlenmekse eğlenilir. parası olan gitsin. ama aynı eğlence birçok güney diskosunda da var, abartılacak bir yanı yok. ben şahsen para vereceğimi sanmıyorum. boğaz kenarında olmasından ve içeridekilerin sosyetik tipler olmasından başka bir numarası yok.

    ha tabi hiçbir şekilde taciz, sarkıntılık vs. yaşanmaz diye düşünüyorum, en ufak yamuk hareket yapanın yanında takım elbiseli, efendi tavırlı izbandut gibi abiler bitiveriyor. iş ciddiye binince pek efendi olduklarını zannetmiyorum. bu bakımdan hem hanımlar, hem sevgilisiyle giden erkekler kesinlikle rahat eder.

    sonsöz: türkler eğlenmeyi bilmiyor, gözünü seveyim ecnebi hatunların.

    edit: sigarayı normal fiyattan satıyorlar lan, çok şık hareket. işte bunu uyduruk kulüplerin çoğu yapmıyor. iki tane de melek dikmişler sigara standının başına, oof, of...

    edit 2: imlâ
  • buraya gidenlerin her şeyleri tamdır. eksikleri yoktur. tek bir şey hariç. onu aramaya buraya gelirler.
    (ara: zannedersem tek eksiğiniz)
  • tam anlamıyla türkiye'yi yansıtan mekandır.
    yeri ve manzarası muhteşemdir, restoranlarda yemekler güzeldir.
    kapıdan girerken en iyi kıyafetlerini giyip kız kaldırmaya gelmiş, sap erkekler bodyguardlara yalvarıp saatlerce kapının önünde içeri alınmayı bekler. fakat guardları tanıyan sap erkekler bodyguardlarla kucaklaşıp içeri girerler.
    icerde favela kızlar mı dersiniz, escort kızlar mı dersiniz, gerçekten güzel kızlar mı dersiniz, liseli 15-17 yaşında kızlar mı dersiniz, parasını o güne biriktirmiş hatta o gün için audi-mercedes gibi arabalar kiralayan orta direk gençler, kız bulmaya gelen 40-50 yaşında zampara adamlar, baba parası yiyen züppe çocuklar, dom perignonları şişe şişe açan ağa çocukları, futbolcular, kaliteli turistler hemen hemen her türden insan vardır.
    garsonların tavrı verdiğiniz bahşişe bağlıdır baştan bir miktar para verip muhabbeti kurarsanız muhteşem hizmet alırsınız, eğer garsonla tartışmaya girerseniz gece boyunca servis sıkıntısı yaşarsınız.
    müzikler zaman zaman çok iyi zaman zaman averajdır. bir çok insan kız bulmak için gelir ve evet kız bulmak kolaydır, cüzdanınıza ve araba anahtarınıza bağlı olarak. çıkışta normalde 30 tl olan valet parking için adam "bugunluk 40 olsun bak reina'dan çıkıyosun" diyebilir.

    eğer amacınız istanbulun kozmopolit havasını tatmak ve istanbulu seyretmek ise en iyi mekandır, fakat sadece güzel müzik eşliğinde eğlenmek istiyorsanız(bkz: anjelique)
  • bundan tam üç ay önce, bitişiğindeki bir evi sakinlerinin başına yıkmış eğlence mekânı. tabii, fatura o inşaatta çalışan amelelere kesilecektir, işletmecilerinin, mekân sahiplerinin yıkılan kaçak istinat duvarından haberleri bile yoktur!
    işte o eğlence merkezine, reina'ya çevre sakinlerinin fazla gürültüden şikayet etmeleri üzerine önceki geceyarısı polis tarafından baskın yapılmıştır. anlaşılan, müdavimlerinin eğlencelerine kaldıkları yerden non-stop devam etmeleri için fazla zaman geçmesi gerekmemiştir. (bkz: #9359282)
    dumanlı kafalarla boğaza karşı salına salına kadeh tokuşturan, çıkışta arabalarını getiren valelerin avucuna 50'lük 100'lük bahşişler tutuşturan şık beylerin, nazik hanımların kalplerinin bir köşesinden kapıcı irfan ve neslihan arvasi çifti ile 6 yaşındaki çocukları ibrahim'in simaları şöyle bir geçivermiş midir? o duvarlara bakarken "neden?" diye soran olmuş mudur?
    müdavimleri arasından "ben bir daha bu mekâna adım atamam, bu zemin üstünde tepinemem" diyebilen bir "insan" çıkmış mıdır?
    (bkz: size iyi eğlenceler)
  • bence burası disko değil, rasathane. benim bildiğim akşam bir diskoya gidildiğinde insanlar danseder, içer, eğlenir. bu mekanda insanlar sadece birbirine bakıyor. dansetmek ile tempo tutmayı karıştırmayalım. tempo tutanlar var tabi.ne zaman gerçekten danseden, eğlenen insanlar görüyorum, onlar ya turist yada yabancı mankenler oluyor ve onları uzaydan gelmişler gibi seyreden tipler. dediğim gibi...dünyadaki en güzel manzarasına sahip rasathanesi.
  • türkiye'nin ortadoğululaşması yolunda önemli bir adım daha sessiz sedasız atıldı.

    boğaz köprüsünün ayağında, ülkenin en önemli ve saygın gece kulüplerinden birisi gün itibariyle yıkılmış.

    yıkılan bölgede kamyonetlerle getirilecek birkaç bin kişi ile şöyle güzel bi cuma namazı da kılınırsa tamamdır.
  • dün gece şortla girdiğim mekan. yoğun çabalar sonucu girebildik. ya arkadaş kadınlar 1 karış etekle girebiliyorken ben neden bacaklarımı sergileyemiyorum. bu nasıl bir pozitif ayrımcılık. koca reinadaki tek şortlu da bendim gece boyunca en az 10 kişi şortum üstüne espriler üretti. ben de hepsine aynı şekilde karşılık verdim. 1 tane kız "ama bizim bacaklarımız pırıl pırıl sen de ağda yap o zaman olur" dedi. tamam dedim.