şükela:  tümü | bugün
  • ürünü satmak ve talepleri coşturmak için basının her türlüsünde binbir takla atan-attıran çakallıklar silsilesi. ne idüğü belirsiz bir tanımdan sonra demek istediğimize gelelim: aylık dergilerin kahve içerken okunduğu bir mekanda, ben atlas'a bakarken arkadaşım da hızlıca cosmopolitan'a göz gezdiriyordu. bir televizyon reklamına takıldım birden, stand by modunda elektrik harcamayan televizyon. kocaman da kutup ayısı koymuşlar sayfaya, alnının ortasında sanki hedefteymiş gibi kırmızı bir ışık. gayet güzel, hoşuma gitmedi değil açıkçası. böyle küçük duyarlılıklar bile gelecek için umut verici diye düşünürken, atlas'ı bitirdim ve sıkıntıdan olsa gerek her ay aynı konuları farklı sırada anlatan kağıt israfı cosmoya göz atmaya başladım. 50 adımda bikiniye girin; 10 adımda bikini size girsin, erkeğinizi suyun üzerinde sektirin, 3 adımda dünya rekoru kırmanın altın kuralı, partnerinizi yatakta koala taşşağına çevirin temalı hayati konuları hızla geçerken, biraz önceki televizyonu gördüm. bu sefer mazlum bakan kutup ayısı gitmiş, "stand by'da elektrik harcamıyoruz, ayılar daha önemli" temalı çevreci taklalar yerini "teknolojinin modaya değdirdiği an, bu televizyonla defileler evinizin salonunda olacak, istediğinizin nutellasından kaşıklayın" fikirli kışkırtıcı reklamlar almış. pazar payını genişletmek, kitlelere ulaşmak böyle bir şey sanırım. kimsenin soyu tükenen ayıyı siklediği yok, atlas alan adamı kandırmanın yolu başka, cosmo alan kadının yolunu... tek sayfalık kredi kartı ekstresini göndermeyerek çevreci kart yaptığını sanan bankanın bir sike derman olmayan 600 sayfalık dergiye sayfalarca reklam vermesi de bambaşka...
  • 80'lerdeki reklamlarda "cart ürününü alın sürüden kopmayın" mesajı ağır basarken artık "zart ürünü ile kimliğinizi ve farkınızı hissettirin" mesajı pompalanmakta ...
  • 80'lerde çocuk olanlar hatırlarlar; trt uzun süre düzeltme işareti kullanarak "reklâmlar" biçiminde yazdı bu sözcüğü. işin tuhaf yanı burada düzeltme işaretini kullanmaya gerek olmaması bir tarafa (l'den sorna gelen a ve u'lar, l'nin inceltici etkisiyle ince okunur), reklam zaten türkçede değil, fransızcaydı.
  • zeki alasya ve metin akpınar ın kabarelerinden biri... ilk önce kasette dinlemiş yıllar sonra televizyonda kendisini izlemiştim, şaşırmıştım*...
  • şahit olduğum kadarıyla televizyondaki reklam kuşağının bebeklere mama yedirebilme ihtimali havada karada on kaplan gücünde. reklam bittiği an ağzını kapatıyor minik adam. imkanı yok açmıyor. annesi elinde kumanda, kanal kanal geziyor, okyanusa düşüp can simidi arayan acemi yüzücü gibi. dünyaya geleli daha on ay olmuş, kapitalizmin çarkından dolaylı yoldan besleniyor yavrucek.
    uzmanlara sorsak "sürekli değişen ve en fazla 30 saniye süren ses ve görüntü etkisi..." filan der. annesi sadece "hay allah razı olsun, cebiniz para dolsun..." diyor olmalı.
  • 79 yılında, sözlerini şanar yurdapanın yazdığı, melike demirağ ın seslendirdiği bir şarkıya konu olmuştur televizyon reklamları. o günlerden bugüne baktığınızda türkiye' de reklamlar dahil, değişen hiç bir şey olmadığı gerçeğini çarpar yüzünüze.
    şarkı başlamadan önce, şiir kıvamında bir ifadeyle hikayesi anlatılır. anlaşılan odur ki; şanar yurdatapan pervaridedir, hastadır. bulunduğu evde bir de televizyon vardır ve televizyonda reklamlar.

    "1978 ağustos sonlarıydı,
    göçtü göçecek aşiretler...
    sürüler ağır ağır yola koyuluyor
    ve gitgide koyuluyordu
    pervari yaylalarında
    hastalandım
    yatağa düştüm...
    eğer istanbul' dan ilaç yetişmeseydi hemen
    eğer yargıç bana evinde bakmasaydı
    subaylar hergün yemek yollamasa kantinden
    bir de genç ebenin şırıngası olmasaydı
    ne siz bu şarkıyı dinliyor olurdunuz şimdi
    ne de ben vardım dünya yüzünde...
    sağolsunlar, tuttular el üstünde
    ölmedim dostlar.
    işte aynen dörtyüzbin siirt'li gibi
    yaşıyorum allahın izniyle!

    pervari' de hasta yattığım günlerdi
    istanbul' dan ilaç beklediğim günler
    dedim ya ne ilaç var pervari' de, ne doktor var
    ama televizyon vardı kaldığım evde
    ve televizyonda reklamlar
    hasta yatağımdan izliyordum
    dünyanın bu en acıklı güldürüsünü
    dışarıda yalınayak çocuklar
    televizyonda güzel mankenler vardı
    çocukların saçları kiriş kiriş
    televizyonda şampuan reklamları
    güldüm ister istemez
    önce nasrettin hoca geldi aklıma
    sonra aziz nesin usta
    ve anladım ki, tesadüf değil bunlar
    daha nice güldürü ustaları gelecek bize
    biz ki, kanıksamış gözlerle bakıyoruz
    ve "ne gelir elden" deyip gülüyoruz
    hala gülüyoruz ağlanacak halimize..."

    der melike demirağ ve başlar şarkıya:

    "neşemize neşe katar televizyonda reklamlar
    atın, atın eskileri, alın yeniden
    çabuk tüket al bir daha, sen de katıl kalkınmaya
    paran yoksa borç bul birinden!
    şalvardan vazgeçin, modern olun biraz
    etekler kısalsın, moda böyle bu yaz!
    tarlada, harmanda eğer terlerseniz,
    deodorant sıkın serinlersiniz!...

    beslenme sorunu toptan halledildi
    karnın acıktıkca, kemir cikletini
    kaç paran kaldıysa, bankamıza getir
    teşekkür kartımız emrinizdedir...

    gecekondularda en mühim ihtiyaç
    ne su, ne elektrik, ne doktor, ne ilaç!
    boydan boya halı, dikişsiz perdeler
    attın mı taklayı, oldun milyoner.

    onbeşbin kupon kes, koy bir zarfa, yolla
    zengin olmak kolay, katıl piyangoya
    gas' temizi oku, köşeyi dönersin
    senden mutlusu yok, hadi gene iyisin!

    hergün beynimizi yıkar, televizyonda reklamlar
    atın atın eskileri, alın bir daha
    ayranımız yok içmeye, atla gideriz çeşmeye
    umudumuz kalmış allaha!"
  • televizyon programlarında sunucuların söylerken kendilerinden geçtiği, garip isterik bir tarzda oynamaya başladığı, para kazandıran bir şey olsa gerek. zira seda sayan az önce reklam sunarken coştu da coştu.
  • türk televizyonlarında filmlerin öpüşme+sevişme sahnelerini gizli sansürleme/unutturma facility'si..
  • reklamla yaşıyoruz şu dünyada
    başımızı bile reklamla kaşıyoruz
    üstünlüğü tartışılmıyor satın almanın
    hepsi süper, hepsi ekistra

    beyefendinin banyo sabunundan
    salatalık kremine dek hanımın
    çarpıcı, nefis, yepyeni, harika

    aman bu fırsatı kaçırmayın sakın
    alın, alın, alın

    reklamlar yönetiyor bizim evi
    ısıtmasa da kömür, akmasa bir damla su
    bulunmasa da kiralık ev, aldırma
    bir kez gelinir dünyaya

    çek üstüne günün modasını
    alalım da otomatik makinasını

    pahalı da olsa herşey, zamlı da
    canın da çıksa kirada, ne farkeder
    daha, daha da sıkılsa kemerler
    aldırma patlat şişeyi için yandıkça

    faiz artmış fiyatlar çıkmış
    boşvereceksin
    aldırma daralt paçaları
    farkedileceksin
    okul yokmuş ne sınavlı ne paralı
    bekleyeceksin
    boşver lotonu doldur
    köşeyi döneceksin

    elde mi kaldı kurtlu bisküviler
    gitmiyor bu ikramiyesiz cikletler
    yutulmuyor bu kapaksız içkiler
    reklam yapacaksın
    hava olsa satacaksın
  • 80'lerde trt'de "a"nın üzerinde düzeltme işareti ile yazılırdı.