şükela:  tümü | bugün
  • cok bahtsiz adamdir, ilk karisi saskia'dan olan cocuklari sirayla olmus, yetmemis arkasindan saskia'yi kaybetmis, yari acima, yari aliskanliktan evlendigi hizmetcisi adamcagizi canindan bezdirmis, bu arada baska bir kadinla iliskiye girmesi buyuk skandal yaratmis, bu son kadincgiz da vebadan olmustur.

    meslek yasaminin basinda cok hizli bir cikis yapmis, bilumum aristokratlar resimlerini yaptirmak icin kapisinda kuyruga girmis ve boylece genc yasta buyuk bir servet edinmistir. ancak dobra bir adam oldugu, sinif farklarini anlamsiz bulup gerek yasantisiyla, gerek resimleriyle her firsatta dile getirdigi icin aristokrat takimiyla kisa surede arasi bozulmus, kabiz aristokratlarin oyanlamadigi bohem yasam bicimi ve keyfine duskunlugu bunlarin ustune tuy dikmis, kisa surede musterileri kendisinden yuz cevirmistir. eh, tum bunlara musrif yapisi da eklenince rembrandt kisa surede sifiri tuketmis, ucan kusa borclu, sefil bir durumda son nefesini vermistir.

    amsterdam'da su an muze olan evi, donemin en buyuk, en pahali evlerindenmis ve rembrandt'in son derece degerli sanat koleksiyonlari ile biriktirmeyi sevdigi tuhaf, egzotik nesnelerden olusan turlu turlu koleksiyonlariyla doluymus; iflas edince bunlarin hepsi elinden gitmis tabi. muze, daha sonra bu nesnelerin bir kisminin sahiplerince bagislanmasi, bir kisminin hollanda hukumetince bulunup satin alinmasi ile olusturulmus, ama toplanabilen esyalar haliyle devede kulakmis.

    birkac sene once istanbul film festivalinde gosterilen, hatta yanlis hatirlamiyorsam yarisma bolumunde yer alan fransa-hollanda ortak yapimi bir de film vardi rembrandt'i anlatan.
  • en bilinen eserlerinden olan ''dr.tulp'un anatomi dersi'' ilginç ayrıntılara sahiptir:
    -resimdeki gözlemciler, dönemin doktorlarıymış ve resimde olmak için para ödemişler.
    -dr.tulp bir şehir anatomistiymiş, yılda bir diseksiyon yapma hakkı varmış ve bu kişi idam edilmiş bir suçlu olmalıymış. daha ilginç olan bunu doktorun meslektaşları ve öğrencileri dışında, halkın da giriş ücreti vererek izlemeye gelmesi.
    -dr.tulp ööyle kanlı manlı işlerle kesinlikle uğraşmazmış, o yüzden kesici aletleri resimde görmüyoruz, sadece açık bir anatomi kitabı, muhtemelen andreas vesalius'a ait.
    -kas ve tendonları bu kadar iyi resmetmiş 26 yaşındaki rembrandt'ın bunu anatomi kitaplarından öğrendiği düşünülüyormuş. ama 2006'da hollandalı araştırmacılar yememiş içmemiş, resmi aynı pozisyondaki bir kadavrayla karşılaştırmışlar. ve o da nesi!? rembrandt medial epikondile bağlı fleksörleri laterale bağlı göstermiş. ulan adam daha ne yapsın demek istiyorum buradan.

    ve kaynak tabi: wikipedia
  • kendi karisindan kurtulmak icin akil hastanesine kapattigi soylenir
    yagliboya kullanmaktaki akil almaz teknigi ve rontgen filmi icad olduktan sonra anla$ilan , alta desen cizmeden lak diye resmi boyamaya ba$lamasi kimsenin cesaret kapasitesinde bile degildir.
    kari kismina cok du$kunmu$ rahmetli, pek cok eseri , ozellikle gece devriyesi isimli tablosu masterpiece sayilmaktadir efenim.
    ogrencilerine resimlerini tamamlatmakta nam saldigindan anormal derecede resim kendisine atfedilmi$tir, kimi yerine dokunur dokunmaz bu adamin eli fark edilmektedir cunkum
  • pera'da eskizlerini görme fırsatına eriştiğimiz ressam. takribi çeyrek a4 kağıdı büyüklüğünde turuncu asitli kağıtlara attığı üç beş çiziği sıra sıra görüp her birinin karşısında "hmm hmmmm"ladık. sigara krizine girip pera'dan adımımızı attığımızda arkadaş "anlamadım." dedi. siktir et dedim, çakmak yolla sen.
  • sinemada ışığı, caravaggio ile birlikte etkilemiş yegane ressam.
  • fotoğraf makinesinin 3000 yılında bir ihtimal ulaşabileceği teknolojiye sahip bir el ve zekaya sahip kişidir.
  • tam da bu cuma gününden itibaren (7 ocak 2007'ye kadar) beyoğlu'nun orta yerinde (bkz: pera müzesi) "rembrandt ve çevresi - desenler" başlığı altında, yapıtlarından önemli bir seçkiyi izleyebileceğimiz ressam.

    rembrandt ve çevresi - desenler sergisi, rotterdam boijmans van beuningen müzesinin rembrandt koleksiyonundan bir seçkiyi izleyiciye sunuyor.

    rembrandt iyi de "çevresi" ne oluyor? dediğinizi duyar gibiyim. rembrandt iyiydi de çevresi kötüydü. ha ha. şaka. hepsi canavar gibi çocuklar. çizmişler, boyamışlar. malumunuz bu yıl ressamın 400. doğumgünü kutluyor. hollandalılar ciddi adamlar (bknz > bu akşamki maçta koeman'ın yüzü), dolayısıyla en ünlü sanatçıları saydıkları rembrandt'ın 400. yaşını bir dizi etkinlikle kutluyorlar. bu etkinliklerle ilgili olarak rotterdam'da açılan sergide, ressamın öğrencilerinin ve takipçilerinin de kimi yapıtlarını sergilemişler. bu konsept aynen pera müzesi'ndeki sergiye de taşınıyor.

    (not: pera müzesi'nin gözümdeki değeri istanbul'daki diğer müzelerden biraz daha fazla olduğu için adeta bir gönüllü elçisi, adeta bir ayaklı bilbordu gibi davranıyorum. ama bir sor neden diye? vakti zamanında yapılan açılış etkinliğinde, mekanın bi' köşesine suşi açık büfesi kurmuştu bu yüce müze. ben ve arkadaşlarım ve dahi o köşeyi keşfetmiş onlarca sanatsever açılış bitip dışarıya çıktığımızda müzenin içinde ne sergilendiğine dair en ufak bir bilgimiz yoktu. hatta palomar suşi büfesinin izleyicinin katılımını bekleyen bir yerleştirme ve şu an müze bünyesindeki tek yapıt olduğu konusunda iddialıydı.)
  • bazi insanlar icin rembrandt ve eserlerin yeri cok farkliymis. ölmeden önceki son istek; müzede rembrandt eserlerini son kez olsun görmek... ölürken bile sanatta huzuru arayan insanlar var su hayatta. ne güzel.

    http://www.sueddeutsche.de/…sch-rembrandt-1.2379307
  • amsterdam'ın biraz dışında, yaşlı, tanınmış ve saygıdeğer bir hollandalı ressam yaşarmış. ömrü boyunca çok çalışmış olsa da, birkaç resimden ve ulusal müze'de* sergilenen büyük boy tablosu dışında, hayatının ikinci en önemli (tamamlanmayı bekleyen) tablosundan başka bir eseri bulunmuyormuş.

    evet, rembrandt'ın bu trajik hikâyesi, hollanda'da o dönem hâkim olan ve etkisini rembrandt'tan önceki birçok ressam üzerinde de gösteren kalvenci inancın bir sonucudur. bu doktrinin, sanatı teşvik etmemesi, sanatçıların cesaretini kırmış, dönemin ressamlarını kalvenciliğe** karşı mücadele etmek zorunda bırakmıştır.

    “sanat tarihçisi wilhelm valentiner, bir yazısında, ahlakçılık ve aşırıcılık yanlısı olan kalvencilik bağlamında rembrandt ve spinoza'ya dair, mutlaka tanışmış olduklarına inandığı bu iki büyük insanın, "devlet kilisesiyle nasıl mücadele ettiklerinden" bahseder. "rembrandt'ın iflasını açıkladığı ay, o tarihte öğrenci olan spinoza, görüşlerinden ötürü sinagoğundaki hahamlar tarafından aforoz edilir. daha sonra, lahey'deki kalvenci kilisesi konseyi, spinoza'yı kınayan bir bildiri yayımlar. bu olaydan 11 yıl önce, rembrandt'ın karısı saskia'nın* vasiyetnamesindeki bir cümle yüzünden, ressamın büyük aşkı hendrickje stoffels, emirle amsterdam konseyi'ne getirilerek, rembrandt'la "orospu ilişkisi yaşadığını" itiraf etmeye mecbur bırakılır.

    "bir filozof ve bir ressamın ortaklaştıkları nokta, etik sorunlarla ilgili ahlaki kaygılar olmuştur artık. spinoza için bu kaygı daha sonra, "bilinçli ve aşikâr", rembrandt içinse meseller ve kutsal kitap'tan hikâyeleri konu almış olmasıyla, "kısmen bilinçli, daha çok sezgisel" olacaktır.”

    remrandt'ın resimlerini incelediğimizde, bu trajik tecridinin yansımalarını görmek mümkündür. kendi toplumuyla yabancılaşması, etik sorunlar yaşaması, ilk dönem eserlerine hassasiyet ve duygusallık olarak; son dönem eserlerine ise sertlik olarak yansır. kalvenci geçmişin izleri, rembrandt'ın uzayinda, her yerdedir.
  • sahip olduğu bağlantılar sayesinde eserlerini satabilmiş ve birçok ressamın aksine varlıklı bir hayat sürmüştür. eşi saskia ile birlikte refah içinde yaşamış ve mutluluklarını savurgan oğul temalı eserde resmetmiştir.

    savurgan ya da kaybolan oğul aslen incil'de isa'nın anlattığı bir benzetmedir. hikayede bir adamın iki oğlu vardır ve biri babasından payına düşen serveti alarak uzak ülkelere gidip gününü gün ederek parasını çar çur eder. tüm malı mülkü tükenir. ülkede de kıtlık vardır. bir adamın hizmetine girer ama yine kıt kanaat yaşıyordur. "babamın işçileri bile zenginlik içinde, bense bu haldeyim." diye düşünüp evine geri döner. babasına "oğlun olmaya layık değilim, beni işçin olarak kabul et." deyip af diler. babası işçilerine emir verir, oğlu için en kaliteli, en iyi kıyafetleri getirmelerini emreder ve onu tekrar bağrına basar.

    rembrandt'ın karısı saskia 1642 yılında ölür. birkaç yıl sonra rembrandt iflas eder ve sahip olduğu özel koleksiyonu ve evi de dahil olmak üzere tüm mal varlığını borçlarını kapatmak için satar.
    1636 yılında resmettiği tablodaki sefahat artık çok uzaklarda kalmıştır. ressam hayatının son yıllarında aynı temaya sahip bir tablo daha yapar. bu sefer tıpkı kendisi gibi tüm servetini kaybetmiş oğul vardır eserin başrolünde.