şükela:  tümü | bugün
  • koyu yeşil pembe kombinasyonunun her seferimde gözlerimde canlandırdığı bir hatıradır.

    ilkokul yıllarında dere kenarına yaptığımız bir geziyi unutmam hiç mümkün değildir. bir yaz günüydü. henüz yüzmeyi tam öğrenememiştim. ama deredeki göllerde deneme yaparken ayağımı yerden kesebilmeyi öğrenmiştim. dere kenarına yapılacak olan bu gezinti benim için kendimi serin sulara atmak anlamına geliyordu.

    öğrenciler ellerindeki azık torbalarıyla çoktan sıraya girerek sabırsızlıkla beklemeye başlamışlardı. derken dere kenarına yolculuk başladı. yarım saatlik bir yoldu. ama bu yarım saat çok uzun süreceğe benziyordu. birkaç kafadar hemen anlaştık. uygun bir yere geldiğimizde yürüyüş kolundan ayrıldık.

    patika yollardan hızla dereye doğru koşmaya başladık. gözümüze çoktan bir göl kestirmiştik bile. göl uzaktan çok çekici görünüyordu. kenarlarında kum şeridi gözükmekle birlikte derinliği siyahlığından anlaşılan bir göl bizi bekliyordu. az sonra orada olacaktık. içlerinde en sabırsız ben olmalıydım ki, göle yaklaştığımızda artık dayanamadım, ekipten koparak ileri atıldım.

    gölün kenarına yaklaştıkça dere kenarına özgü koyu yeşil ağaçların ve uzun yapraklı pembe çiçeklerin dayanılmaz kokusu dere kokusuna karışarak burnuma geliyordu. çıldırtıcı bir kokuydu. bu kokuyu içime çekerken üzerimdekileri çıkararak dere kenarına fırlattım ve kendimi gölün şeritli sığ kısmına attım. niyetim orada, derin olmayan bölgede serinlemekti. ilerisi çok derin olduğu için haliyle korkuyordum.

    suya girdiğimde serinlik beni önce irkiltti ama çabuk alıştım. hemen ayağımı yerden keserek yüzme denemesi yapmaya kalktım. kestim kesmesine ama bir daha ayaklarım üzerine dikilmeye kalktığımda sorunla karşılaştım. ayaklarımı yerden kurtaramıyordum. balçık gibi bir yere saplanmıştı anlaşılan. dahası başımı da suyun üzerine çıkaramıyordum. çünkü akıntı beni kenardaki sığ şeritten derin kısma çekmiş de haberim bile olmamıştı. bir daha debelendim. ı-ıh. olmadı. boğulacağımı anladım. bu sefer çırpındığımı görsünler diye elimi suyun yüzüne uzatarak debelenmeye başladım. yine bir kımıldama yok. artık umudu kesmiştim. nefesim bitmek üzereydi.

    o anda birden arkama bir darbe yedim. çok sert bir darbeydi ama kurtarıcı etkiyi yapmıştı. bir darbe daha. bir tane daha… derken ayağım balçıktan kurtuldu. tekrar sığ kısma itilmiştim bile. hemen ayağa kalktım. nefessizlikten başım dönmeye başlasa da soluk almak iyi geldi. tekrar tekrar nefes aldım. yavaş yavaş derenin kenarına da ulaştım. kendimi yerlere attım. gücüm kalmamış, başım dönüyordu.

    birlikte kaçtığımız kafadarlardan biriydi sırtıma darbe vuran. ellerimle suyun yüzünde hareket yaparken önce oyun sanmış, sonra durumun vahametini anlayarak derhal kurtarıcı hamleyi yapmıştı. ne zaman koyu yeşil pembe renkler görsem bu hatıra gözlerimin önünde şöyle bir arz-ı endam eder.