şükela:  tümü | bugün
  • 21. gezici film festivali kapsamında ankara'da 27 kasım ve 1 aralık olmak üzere 2 kez gösterime girmiş, noam chomsky röportajları üzerinden ilerleyen belgesel-film.
  • noam amcamızın açık bir şekilde madde madde dünya düzeninde nasıl zenginler hep yükselmeye devam ederken işçi tabakasının gün be gün yerin altına girdiğini açıkladığı belgesel .
  • chomsky, belgesel boyunca sanki türkiye'yi anlatmış. abd'de olan bitenler, türkiye'nin son 15 yılının bir özeti gibi.
  • amerikan rüyasının iç yüzünü ve dünyanın hangi kafayla yönetildiğini anlattığı muazzam bir eser.
  • herkesin en az bir kere izlemesi gereken belgesel tadında bir röportaj. amerika'ya bakarken türkiye'yi de daha iyi anlayabiliyorsunuz.
  • zenginlerin daha zengin olmak için halkı nasıl köleleştirdiğini anlatan harika belgesel. noam chomsky zenginlerin yöntemlerini madde madde anlatıyor.
  • noam chomsky'nin solo olarak yardırdığı ve tam olarak özümseyebilmek için iki kere izlediğim muhteşem belgesel. içeriği ismi ile paralellik gösteriyor ve amerika'nın politik ve ekonomik dinamikleri üzerinden amerikan rüyasının iç yüzüne hakim olanlar hakkında sağlam yaklaşımlar getiriyor. amerikan devlet sisteminin zengin egemenliği üzerine nasıl inşa edildiğini anlatıyor. bunu da gücü ve zenginliği yoğunlaştırmanın 10 prensibi üst başlığıyla detaylandırıyor.

    belgeselde ele alınan pek çok sağlam ayrıntı ve analiz var. ancak bana en vurucu gelen noktalardan birisi "demokrasi fazlalığı" olarak dile getirilen kavram oldu. 1960'lı yıllarda abd'de yükselen özgürlük hareketlerinin yarattığı dinamizm ülkenin yöneticileri tarafından bizzat amerikan düzenine bir tehdit olarak algılanmış ve dizginlenmesi istenmiş. bu tehdidi de demokrasi fazlalığı olarak adlandırmışlar. izlerken düşüncelere kapılmamak elde değil.
  • amerikan sermayesinin amerika ve dünyanın ebesini nasıl bellediğini bilale anlatır gibi anlatmış chomsky, izlenmeli.
    (bkz: corporatocracy)
  • (bkz: ben de harranlıyam)

    kolektif bilincin yeterince gelişmediği toplumların, en nihayetinde kaybetmeye mahkum olduğu gerçeğini amerikan tarihi üzerinden yansıtan nadide belgesel.
  • dört yılda çekilen ve aktivist filozof noam chomsky'nin verdiği en uzun belgesel röportajlarından oluşan filmdir.

    chomsky’e göre amerikan rüyasının bir kısmı sınıf hareketliliğinden kaynaklanıyordu yani fakir doğan biri çok çalışarak zenginleşebiliyordu yada bir işçi için düzgün bir işe sahip olmak, ev almak, araba almak çocuğunu iyi bir okula göndermek mümkündü ancak bugün sınıf hareketliliği bittiği için bu rüya da sona erdi. geçmişteki en büyük ekonomik buhranlarda bile yerini koruyan umudun bugün artık görülmeme sebebi de bu.

    toplumsal eşitsizlik aslında halkın ufak bir kesiminin aşırı zenginliğinden kaynaklanır ve bu toplumda kötü sonuçlar doğurur çünkü bunun demokrasi üzerinde yıpratıcı ve zararlı bir etkisi vardır.
    paranın efendileri olan ayrıcalıklı ve güçlü kesimler demokrasiyi asla sevmez. bunun nedeni demokrasinin gücü onların elinden alıp halkın genelinin eline teslim etmesi ve bunun zenginliğin ve gücün istenmeyen noktada yoğunlaşması prensibi doğurmasıdır.
    chomsky, zenginliğin ve gücün yoğunlaşmasının on prensibini ise şu şekilde sıralar:
    1. demokrasiyi azaltmak
    2. ideolojiyi şekillendirmek
    3. ekonomiyi yeniden tasarlamak
    4. yükün yerini değiştirmek
    5. dayanışmaya saldırmak
    6. yasal düzenleyicileri yönetmek
    7. seçimleri düzenlemek
    8. kalabalıkları hizaya sokmak
    9. rıza üretmek
    10. nüfusu ötekileştirmek

    çalışan insanları birbirleriyle dünya çapında rekabet eder duruma sokan, amacı belli bir tasarımla, ticaret sistemi yeniden inşa edildi. bu da çalışan insanların gelir paylarının azalması sonucunu doğurdu. bu sadece abd'de değil dünya çapında gerçekleşiyor ve bu amerikalı bir işçinin, aşırı sömürülen çinli bir işçi ile rekabet içinde olduğu anlamına geliyor. bu sırada, dünyanın geri kalanıyla rekabete sokulmayan yüksek maaşlı profesyoneller korunuyor.
    sermaye dolaşımı serbest yani işçinin iş gücü değil sermaye dolaşıyor. serbest ticaret sisteminin temeli işgücünün serbest sirkülasyonudur ancak bu sistemle işçiler kımıldayamaz haldeyken zengin ve ayrıcalıklı olanlar korunuyor ve bunun da ne gibi sonuçlar doğurduğu ortada.

    seçkinler arasında sendika karşıtlığı çok güçlüdür çünkü sendikalaşmanın demokratik gücü vardır. bunun yanında dayanışma prensibine dayalı ve halk için gerekli sosyal güvenlik denen şeyin zengine bir faydası yoktur, onlar için gereksiz vergidir. bu yüzden yok etmeye yönelik bir çaba ile kaynaklar kesilip özelleştirmeye gidilmektedir. (örneğin devlet okullarının azalması)

    elbette bu sınıf bilinci yüksek ayrıcalıklı kesim gücü elinde tutmak için farklı telkinlerde de bulunuyor. bugün insanlar artık çok fazla özgürler ve tüketim çok fazla özgürlüğe karşı en iyi kontrolü sağlar. onlar da reklamlar aracılığıyla mantıksız seçimler yapan bilgisiz tüketiciler yaratarak sorunu gideriyorlar.

    siyasal bilimci martin gilens'in araştırmasına göre nüfusun yaklaşık %70 inin politikayı etkilemesinin imkanı yok ve halk bunun farkında. bu da öfkeli, hakkı yenmiş, kurumlardan nefret eden bir topluma yol açıyor. olanlara karşılık vermek için yapıcı bir davranış sergileyemiyorlar. seferberlik ve aktivizm kendi kendine zarar verici yönde yapılıyor. öfkeleri doğru odaklanmadığından birbirlerine ve korunmasız hedeflere saldırıya dönüşüyor. bu da sosyal ilişkileri yıpratıyor ve gücü elinde tutanların işine yarıyor çünkü onların istediği zaten bu. yani insanların birbirlerinden nefret edip korkmalarını sadece kendilerini gözetmelerini ve başkaları için bir şey yapmamalarını sağlamak. amerikan toplumunun bu eğilimlerini tersine çevirmediğimiz sürece son derece çirkin bir topluma dönüşecek. yani sempati, dayanışma, karşılıklı destek gibi normal insan içgüdülerinin, duyguların olmadığı bir toplum. bu toplum o kadar çirkin ki içinde kimin yaşayacağını bile bilmek istemiyorum ve çocuklarımın da yaşamasını istemem diyor chomsky.

    ve son olarak özgürlük ve adalet alanını genişletmeye çalışmaya çağırıyor toplumu. tarihte yıllar boyunca gösterilen ilerlemenin değişikliklere neden olacak halk hareketlerinden kaynaklandığını ve bugün keyfini çıkardığımız hakların yaratıcılarının aslında aktivistler olduğunu ifade ediyor. insanlar örgütlenip kendi hakları için mücadele ederlerse çok şey yapılabileceğinin altını çizerek.