şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: res cogitas)
  • res cogitans düşünen şey'dir. res cogitas diye bir şey yoktur. olsa olsa şu vardır; descartes'tan bahsedilen bir felsefe dersinde yamuk yumuk not tutan bir arkadaşınızın defterini sınav öncesi fotokopicide orospu (bkz: orospu lafinin karizmatik kullanimi) haline getirip de tüm sınıfı yanlış bilgiye talim etmeniz söz konusudur.

    latincede res cogitas bütünüyle hiçbir mana ifade etmez.

    res: şey
    cogitas: düşünüyorsun

    manalarına gelir. oysa descartes'ın res cogitans'ı "düşünen şey" dir. burada cogitare fiilinin praesens participium nominativus singularis (şimdiki zamanda sıfat - isim fiil, tekil özne) halini görmekteyiz, oysa sözlükteki yanlış aktarımıyla cogitas çok net bir şekilde anlaşılıyor ki; cogitare fiilinin modus indicativus (haber kipi), vox activa (etken çatı) prasens simplex (şimdiki zaman) ii. singularis (ikinci tekil kişi) halidir.

    ha olur da her şey yerli yerine oturur, söz konusu felsefi aktarım doğru terimlerle yapılır. o durumda bu entirim de elden geçebilir, ya da geçmeyebilir, o an keyfim bilir.
  • " res cogitans sadece düşünmeye ilişkindir. düşünmenin dışındaki tüm olaylar res extensa'dadır. düşünce değerini taşımayan ancak res extensa'da değerlendiremediğimiz olayları bir kenara atar, dikkate almayız. descartes'a göre; duygulardan res publica yani devlet çıkmaz. kamu seviyesine çıkaramayız, özneldirler, insanlar arasında uzlaşma sağlanamaz. res cogitans'ın özü düşüncedir. refleksiyona dayalı, üstüne katlamalı düşünce yani ide. fikri, akıl yürütme yoluyla ortaya çıkarırız. duygulardan arındırılmış saf salt fikir akla ihtiyaç duyar. fikirler bir kalıbı doldurmaktadır ve bu kalıp kavram'dır. duygulardan arındığı ölçüde düşünce anlam bütünlüğü kazanır. aradığı anlam açık ve seçiktir.

    res extensa, bilgi sağlayan bir dünyadır. res cogitans'tan hareketle res extensa'yı bilebiliriz. res cogitans yoksa, res extensa da yoktur. bu akıl yürütmenin doğal sonucu olup, sezgiyle alakalıdır.

    işte bu açıdan bakıldığında "cogito ergo sum" ifadesinin bir devrim niteliği taşıdığını görürüz. zira descartes öncesi felsefede önce varlık gelirdi. varlıktan hareketle bilgi ortaya çıkardı, bir nevi bilgi varlığın ortaya çıkarılmasına muhtaçtı. ancak descartes'la birlikte varlıktan elde edilen bilgi işe yaramaz. o bilgiyi işlemek ve o bilgiden varlığı türetmek lazımdır. varlıktan kendi kendine bilgi türemez. ben res cogitans varlık olmasam, res extensa ortaya çıkamaz. res extensa hazır bir veri olmayıp, res cogitans'a muhtaçtır."

    (bkz: rene descartes/@jimi the kewl)
  • descartes’ (1596–1650) mental (res cogitans) fiziksel olan (res extensa).

    res: nesne olgu sey vb anlamlara gelir. res cogitans denildiginde mental-akla ait, akli olan- esya, sey, konu; res extansa denildiginde ise fiziksel olan konu, esya, sey.
  • "düşünen şey" anlamına gelen res cogitans, descartes'ın insana verdiği bir isimdi.

    "descartes'ın iddia edilen farklılığı neydi" sorusu ile başlamak gerekir. bunu burada uzun uzun yazamayacağım fakat descartes "meditasyonlar" adlı eserinde bizim sormamıza gerek kalmadan farklılığını iddia ediyor ve kendince gösteriyor da.

    kavramlar ve kelimeler üzerinden gidildiğinde descartes'ın özgünlüğünün derecesi kendisini hasıl ediyor.

    descartes "cogito, ergo sum" önermesinden çıkardığı kadarıyla "düşünen özne"ye "res cogitans" demişti ve bunu "ens" olarak, yani varolan olarak da ayrıca belirtmişti. buraya kadar herhangi bir ışık çarpmadıysa daha yakından bakın.

    şimdi ufak bir geriye dönüş yaparak ortaçağ felsefesine, skolastik ve patristik felsefeye gidelim. orada "varolan" kavramının "ens" olarak adlandırıldığını hatırlayacağız. peki buradan ne çıkar?

    "ens" kavramı, "ens creatum" demektir. yani "yaratılmış olan" ve tanrının niteliklerinden olan sonsuzluk (descartes'ta olduğu gibi) "ens infinitum", yani sonsuz olandır. pekala, tanrı hakkında konuşuyorsak ortaya diğer bir kavramı yani, tanrının "ens increatum" oluşunu, yani yaratılmamış olan oluşunu söylemek gerekir. tüm bunları önümüze alıp yukarıdan geniş bir açıyla baktığımızda descartes'ın bu hususta gerçekten farklı olmadığını görürüz.

    elbette farklı sorular sormuş ve farklı soru sorma tarzları geliştirmiştir. bu yaşadığı felsefi dönemin mecburiyetindendir ama bir farklılık değildir.