şükela:  tümü | bugün
  • olum ethan, senin 7. oyunda gördüklerin ve yaşadıklarından sonra vietnam gazisi bir deliye dönmen lazımdı ama köyde 2 yaratık gördün diye hala what the fuck tepkisi veriyon. what the fuck mı kalmış? sanki bu köye düşene kadar 9-5 memur hayatı yaşıyordun amk.
  • oyunu yavaş yavaş ve haritadaki her kilidi açarak yaklaşık 12 saatte bitirdim (yalnızca "cannibal's plunder treasure" kaldı, ona tekrar dönebileceğimi zannettim ama plot çoktan sona ermişti). oyunun sunduğu hikayeden zevk alabilmek için oyunu dikkatli bir şekilde oynamak, detayları gözden kaçırmamak gerekiyor. aksi halde, hikayedeki birçok noktada boşluk olduğunu düşünebilirsiniz (gerçi hikayede mutlaka bazı boşluklar ve sorunlu yanlar kalıyor). oyundaki bütün notları bulmak, hazineleri, birleştirilebilen eşyaları ve saklanmış kristalleri fark etmek için pür dikkat oynamak şart. şimdi öncelikle hikayemize gelelim. yazının sonunda oyunun sevdiğim ve sevmediğim yanlarına ayrıca değineceğim.

    --- spoiler ---

    ethan winters'ın hikayesi kaldığı yerden devam ediyor. eşi mia ile 'rosemary' adında bir kızları olmuş. ethan her ne kadar louisiana'da yaşadıklarını unutmak istese de her an orayı, orada yaşanılanları düşünüyor. mia ise bu olaylardan pek bahsetmek istemiyor (neden istemediğini sonunda anlayacaksınız). ethan, rose'u yatırdıktan sonra mia ile akşam yemeği yemek için masaya oturduğu esnada elektrikler gidiyor ve mia vurularak öldürülüyor. mia'yı öldüren ve sonrasında rose’u kaçıranların chris ve onun emrindeki askerler olduğunu görüyor, o an için olup bitene bir anlam veremiyoruz. rose'u aldıktan sonra bizi, yani ethan'ı bayıltıyorlar. gözümüzü açtığımızda kendimizi karın altında, tuhaf bir yolda buluyoruz. içinde bulunduğumuz araç kaza yapmış ya da bir saldırıya uğramış. karda yolumuzu bulmaya çalışarak ilerliyoruz ve sanki ortaçağ'dan kalma, doğu avrupa'da (muhtemelen romanya'da) bir köye ulaşıyoruz. fakat köyde de işler yolunda değil. etrafta kurtadama (lycan) benzeyen yaratıklar var ve köy halkına saldırıyorlar. köy halkı da bu saldırılara anlam veremiyor ve bir nevi taptıkları 'mother miranda' isimli kült liderinin onları artık korumadığını söylüyorlar. hikayenin ilerleyen noktalarında, bu köyün alışılmışın dışında, hatta sapkın denen inançlara sahip kişilere de her daim kapı açmış bir yer olduğunu öğreniyoruz.

    köyde ve köyün etrafındaki dört 'lord'un (alcina dimitrescu, donna beneviento, salvatore moreau ve karl heisenberg) himayesindeki bölgelerde rose’u arıyoruz. ilk ziyaret ettiğimiz yer mother miranda tarafından dönüştürülen bir mutant olan alcina dimitrescu'nun şatosu/kalesi oluyor. burada alcina dimitrescu ve üç kızıyla (dimitrescu tarafından miranda sayesinde dönüştürülmüş olan bela, cassandra ve daniela) savaşıyoruz. dimitrescu'nun kızlarıyla mücadelemiz kısa sürüyor. bunları oyundaki çok sayıda mini boss'tan üçü olarak değerlendirebiliriz. mutasyonlarını oluşturan sinekler soğuk havaya karşı hassas olduğundan, kızları soğuk havaya maruz bıraktığımızda vücutlarını iyileştirme yeteneklerini kaybediyorlar ve kalıcı hasara açık hale geliyorlar. böylece onları kolayca alt edebiliyoruz. kızlarını öldürdüğümüz için bize öfkelenen lady dimitrescu'ya zehirli bir hançer saplayarak içindeki parazitin mutasyona uğramasını sağlıyoruz. normal şartlarda lady dimitrescu'nun mutasyona uğramış formunun, oyun içerisindeki notlardan öğrendiğimiz kadarıyla, "arbitrarily" gerçekleştiğini biliyoruz. oyunun pr aşamasında bu kadar ön plana çıkarılmış bir karakterin oyunun daha ilk saatlerinde alt ediliyor oluşu, bazı oyuncuları hüsrana uğratmış olabilir. bunun dışında, lady dimitrescu'nun bir esprisi de yok. geçmişine dair asilzade oluşu dışında pek bir şey bilmiyoruz. üç kızının geçmişi de aynı şekilde muamma. buralar doldurulmamış. dimitrescu'nun genel hikayeye de ciddi bir katkısı yok. bu da akla, bu karakterin "sex sells" mantığıyla, yani sadece dış görünüşten ibaret yaratıldığı düşüncesini getiriyor.

    lady dimitrescu'yu öldürdükten sonra rose'un şatoda olmadığını anlıyoruz. fakat duke (oyundaki merchant) tarafından rose'un parçalarından biri olduğu söylenen bir flask buluyor (içinde rose'un kafası var) ve köyün hemen dışındaki seremoni alanındaki sunağa bu ilk flask'ı yerleştiriyoruz. sırayla diğer 'lord'ların bölgelerini de ziyaret ediyor ve rose'a ait diğer flask'ları da ele geçiriyoruz. her 'lord'un tıpkı dimitrescu gibi "cadou" paraziti sayesinde ortaya çıkmış, kendine has özellikleri var. lady dimitrescu avrupa soylularında sık görülen bir kan hastalığına (hereditary blood disease) sahip, slav kökenli bir asilzadeyi temsil ediyor. oyunun timeline'ında ikinci sırada olan house'un sahibesi donna beneviento, italyan bir oyuncak bebek zanaatkarının kızı. akli dengesi yerinde değil. kızı küçük yaşta vefat etmiş. oyunun beneviento bölümünde, meşhur, gerçekleştirilemeyen silent hills projesini 'fazlasıyla' andıran sahneler var. oyundaki üçüncü house'un sahibi olarak karşımıza çıkan salvatore moreau, yarı balık yarı insan bir ucube. köyün "reservoir" isimli, değirmenlerle kaplı bir bölgesinde geçen bu bölüm diğer bölümlerin yanında sönük kalıyor. tıpkı house of beneviento'da olduğu gibi rose'a ait flask'lardan biri burada da kolayca ele geçiriliyor. final boss mother miranda'dan önce ziyaret ettiğimiz alman heisenberg'in fabrikası, dimitrescu şatosuna nazaran sönük kalsa da (atmosfer ve mekan tasarımı bakımından) reservoir ve house of beneviento'dan daha dolu ve canlı bir deneyim sunuyor. bir labirente benzeyen fabrika, yer yön duygusu zayıf olan oyuncular için zorlayıcı olabilir. daha önce sıkça bahsedildiği gibi, heisenberg, boss fight esnasında adeta dev bir transformers robotuna dönüşüyor. heisenberg'in kendine has özelliklerini düşününce (mesela x-men'deki magneto gibi manyetik alanları kontrol edebilme), resident evil evreninde böyle bir karakterle daha önce karşılaşmadığımızı söyleyebiliriz. bir mutanttan çok dev bir ölüm makinesini andırıyor. bu da resident evil evrenindeki geleneksel bioweapon temsilinde eğreti duruyor. tyrant'lar bile heisenberg'in yanında daha geleneksel kalıyor. hatta biz bile ilk etapta heisenberg'in dönüşmüş (the so-called mutated) haline karşı, onun icat etmiş olduğu tanka benzer makinelerden birini (chris redfield'ın yırtık dondan çıkar gibi hikayeye dahil olmasıyla) kullanıyoruz. bu kısımları daha da uzatmaya gerek yok.

    karl heisenberg ile mücadelemizden sonra mother miranda tarafından kalbimiz yerinden sökülerek öldürülüyoruz. hound wolf squad ve bsaa'nın (the bioterrorism security assessment alliance) birbirinden bağımsız olarak düzenlediği operasyonların ortasında kalıyor, chris redfield (hound wolf squad ekibinin lideri) ile oyuna devam ediyor, mother miranda'nın gizli laboratuvarını ziyaret ediyoruz. burada mother miranda'nın aslında kim olduğunu ve rose’u neden istediğini öğreniyoruz. mother miranda'nın kızı 1910'lu yıllarda ispanyol gribinden ölmüş ve bunun acısı, mother miranda'yı ağır bir yas sürecine ve nihayetinde depresyona sürüklemiş. mother miranda köyde bir mağarada kızının yasını tutarak dolaşırken (bazı kaynaklar intihar etmek üzere olduğunu iddia ediyor) bir tür superorganism olan megamycete'i keşfetmiş ve bu organizmadan enfeksiyon kaparak zaman içinde bugünkü halini almış. enfeksiyon, yaşlanmasını durdurmuş (bir nevi ölümsüz olmuş) ve ona çeşitli güçler kazandırmış. bunun yanı sıra mother miranda, bu organizmanın enfekte ettiği kişilerin bilincini içinde barındıran bir veri deposu olduğunu da düşünüyor. bu yüzden, megamycete'i kullanarak kızını yeniden hayata getirebileceğine inanmış ve yedinci oyunda ilk kez karşılaştığımız, 'mold' olarak adlandırılan küf-mantar üzerinde deneyler yapmaya başlamış. ayrıca bu süreci kolaylaştırabilmek için megamycete'den aldığı örnekleri kullanarak cadou isminde (romence hediye anlamında geliyor) bir parazit yaratmış. bu sayede enfekte olan kişileri kontrol edebilmenin yolunu bulmuş. kızı için uygun bir ‘vessel’ aradığı deneylerin çoğu başarısızlıkla sonuçlanmış ve deneklerin çoğu oyunda gördüğümüz 'lycan'lara (eğer kurt kanıyla birleşirse) veya diğer yaratıklara dönüşmüş. miranda'nın cadou deneyi, dimitrescu, beneviento, moreau ve heisenberg'de başarılı olsa da bu kişilerde de bir takım sıkıntılar veya dengesizlikler olduğu için onların da uygun birer 'vessel' olmadıklarına kanaat getirmiş ve bu 'mold' denilen yapı bütün köyün altına yayılmış.

    village'in hikayesinin resident evil lore'una bağlandığı yer ise, umbrella'nın kurucularından biri olan oswell e. spencer'ın bir tıp öğrencisiyken yolunun bu köye 'bir şekilde' düşmüş olması. mother miranda bir süre oswell'e mentorluk yapmış ve muhtemelen bildiklerini onunla paylaşmış ancak oswell, miranda ile ideallerinin farklı olduğunu görmüş. miranda yalnızca bir kişiyi, yani kızını hayata döndürmek isterken, oswell, tüm insanlığı etkileyebilecek ve onları birer süper insana dönüştürebilecek (eugenicist bir mindset'le insan evriminin bir sonraki basamağı olan) ve bulaşıcılığı yüksek bir virüs yaratmak istiyormuş. bu yüzden miranda'yı terk ederek yolculuğuna tek başına devam etmiş ama köyde gördüğü sembolü umbrella'nın logosu haline getirmeyi unutmamış. afrika'da bulduğu progenitor virüsten de miranda'ya yazdığı mektupta bahsetmiş (ilgililer resident evil 5'in ek paketini oynarlarsa bu süreci daha iyi anlarlar). spencer'ın, mektuptan mother miranda'ya karşı büyük bir saygı beslediği anlaşılıyor. (spencer) miranda'nın çalışmalarını ilham verici bulduğunu ve hayatı boyunca ona minnettar kalacağını ifade ediyor.

    yedinci oyunda gördüğümüz the connections grubu (büyük ihtimal oswell'in mektuplarından veya belgelerinden miranda'nın varlığını öğrenerek) miranda ile iletişime geçmiş ve ona yardım teklifi götürmüşler. böylece miranda'nın umutları yeniden yeşermiş, mold'un bir sample'ını ve kızının dna'sını the connections'a vermiş. böylece e-series denilen son nesil biyolojik silah "eveline" (yedinci oyundaki) yaratılmış. miranda da bu araştırma sürecinde annabelle gemisindeymiş ve kazanın (geminin louisiana'da karaya oturması) ardından kaçmış. sanırım eveline'in dengesizliğini görünce kızı için uygun bir 'vessel' olmayacağını anlamış olmalı. fakat buralar hikayenin boş kısımları, yani doldurulması 'şimdilik' oyuncunun hayal gücüne bırakılıyor. başka bir tahmin daha yürütmek gerekirse, bsaa ve chris redfield'ın liderlik ettiği ekip, the connections ve miranda arasındaki ilişkiyi öğrenince miranda'nın peşine düşmüş olmalı.

    bu sırada the connections, miranda'yı rosemary winters'ın varlığından haberdar edince, miranda, rose'un kendi kızı eva'yı yeniden hayata getirebilmek için kusursuz bir 'vessel' olabileceğine inanmış, önce mia'yı kaçırmış ve üstünde deneyler yaptıktan sonra mia'nın kılığına bürünerek ethan ve mia'nın evine sızmış. oyunun başında chris redfield tarafından öldürüldüğü zannedilen mia değil miranda'nın ta kendisiymiş. fakat chris, miranda'yı öldürdüğünü sandığı için cesedini de rose'la aynı araca koymuş. chris gibi tecrübeli bir asker bunu nasıl tahmin edememiş, hayret doğrusu! oyunun başındaki kazaya da miranda sebep olmuş ve rose'u kaçırmış.

    chris ile bu bilgileri öğrendikten ve mia'yı da kurtardıktan sonra ethan'ın aslında ölmediğini görüyoruz. ethan baygın bir haldeyken eveline'i görüyor ve eveline, ethan'a louisiana'da jack baker tarafından çoktan katledildiğini ama mold sayesinde hayatta kaldığını (hatta tamamen mold'dan oluştuğunu) söylüyor. tabii böyle bir durumu ethan'ın nasıl olup da şimdiye kadar fark edememiş olduğu muamma! böylece yedinci oyunda ve village'da ethan'ın bu kadar darbe almasına, hatta kolu bacağı kopmasına rağmen nasıl hayatta kalabildiğini öğreniyoruz. meğerse kopan kolu bacağı uhuyla yapıştırır gibi takmanın arkasındaki mantık buymuş! bu gerçeği mia biliyormuş ama bunu chris'ten saklamış. peki neden? oyun bunu söylemiyor ama the connections'ın hazırlamış olduğu başka bir panzehirin olmadığını biliyoruz. ayrıca ethan'ın deney malzemesi olmasını istemiyor olabilir ama tabii bu çok da tatmin edici bir açıklama değil. bunlar oyunun hikaye anlatımının sorunlu yanlarından bazıları. yine de re: village'in resident evil evrenine ve yedinci oyuna referanslar vermediği, hikayeyi bir önceki oyun ve lore ile birleştirmeye çalışmadığını söylemek haksızlık olur.

    ethan durumunu öğrendikten sonra duke'un da yardımıyla miranda'yı buluyor. miranda'yı öldürdükten ve kızını kurtardıktan sonra vücudunun dağılmaya başladığını fark ediyor. rose'u chris'e verdikten sonra chris'in elindeki patlayıcı tetikleyicisini alıp megamycete'e doğru yürüyor (chris'le oynadığımız kısımda megamycete'e bir patlayıcı yerleştirmiştik). bütün köyün ethan'la birlikte havaya uçtuğunu 'yine' bir helikopterden izliyoruz. bu arada bsaa'nın köydeki operasyon için 'sıradan' asker değil biyolojik silah gönderdiğini de öğreniyoruz (askerlerin yüzleri eski oyunlardaki enfekte olmuş zombilere benziyor).

    credits ekranından sonraki videoda rose'un büyüdüğünü, babasının yeşil ceketini giydiğini ve her hafta babasının muhtemelen temsili mezarını ziyaret ettiğini görüyoruz. bu videodaki en önemli nokta ise rose'un sürekli takip edildiği ve kontrol altında tutulduğu (oyun esnasında hound wolf squad'ın radyo konuşmalarını dikkatlice dinleyenlerin daha önce yakalayabileceği bir detay) anlıyoruz. yani rose'un 'dengesizleşme' ihtimalinden çekiniyor olabilirler, bu yüzden en ufak yanlışında indirmek için hazır gibiler. megamycete mother miranda'nın dediği gibi bir "data storage," bir katalogsa, içinde eveline'in de, ethan'ın da bilinci olmalı (mold'un bulaştığı herkesin bilincinin megamycete'in içinde depolanladığı söyleniyor). bu yüzden rose'un tekinsiz olduğunu tahmin etmek zor değil ve hikayeye buradan devam edeceklerini düşünüyorum. zira rose'un mezar ziyaretinin ardından ethan'ın (babanın) hikayesinin bittiği söyleniyor, yani kızın hikayesinin başlayacağını tahmin edebiliriz. tabii bu durumda leon, chris, claire, ada gibi hayranlar tarafından çok sevilen karakterlere ne olacak? farklı yan oyunlarda mı göreceğiz? yoksa yaşlanmış hallerini mi göreceğiz? aradan kaç yıl geçtiği bile belli değil. rose'un yaş almasında da eveline'de olduğu gibi bir tuhaflık (hızla yaş alma) olabilir.

    --- spoiler ---

    hikayenin dışında serinin hayranları için oyunun içine yerleştirilen bazı küçük detaylardan da bahsetmek istiyorum. ethan winters'ın odasında george trevor tarafından yazılmış olan "a historical look into the architecture of eastern european castles and keeps" adlı bir kitap görüyoruz. george trevor, spencer malikanesini tasarlayan kişiydi. ethan'ın odasında gördüğümüz bir diğer kitap ise joseph kendo'nun "gun survivalist: a heavy firearms manual for field combat situations" kitabı. joseph kendo da resident evil 2'deki "kendo gun shop'ın" sahibi robert kendo'nun kardeşi. bu tarz küçük detaylar serinin hayranlarının hoşuna gidecektir. resident evil 4'te karşımıza çıkan 'merchant' sisteminin dönüşü de fena değildi. e tabii bunun optimizasyon ekmeğini de resident evil 4'ün hazırlanmakta olan remake'inde eminim yerler. oyundan sonra açılan artwork'lerde duke'un 5. lord olarak planlandığı ama sonradan vazgeçildiği de yazılmış. muhtemelen o da diğer 'lord'lar gibi başarılı bir cadou deneyi, fiziksel yapısında tıpkı lady dimitrescu'dakine benzer bir anormallik var. zaten sıradan bir insan olsaydı sanırım oyundaki dört 'lord' ve miranda’yla bu kadar derin bir etkileşimde bulunamazdı.

    bu detayların yanı sıra, oyunun başında mia'nın okuduğu hikayenin animasyonu birçok kişiye hp: deathly hallows'u hatırlatacaktır. malumunuz japonlar aranjman ve potpuri işinde oldukça iyidirler... mekan ve karakter tasarımlarını beğendim ama görsel anlamda biohazard'ın üzerine çok bir şey konmuş hissiyatı vermiyor. playstation 5'in dualsense'iyle gayet uyumlu silah tetikleri kullanılmış, farklı silahlarda farklı hissiyatları başarıyla yansıtıyor. soundtrack adına pek bir şey yok. akılda kalıcı bir melodi yok. oyunun açılış ekranında ve sonunda kulağa hoş gelen parçalar vardı. credits ekranın sonunda çalan şarkı da re7: biohazard'daki "go tell aunt rhody" kadar ikonik değildi. oyun mekanikleri yedinci oyundan çok farklı değildi ama sunulan oyun deneyiminin, büyük ihtimalle atmosfer sebebiyle, yedinci oyundan daha zevkli bir oyun deneyimi sunduğunu düşünüyorum. özellikle klostrofobik ortamları sevmeyen benim gibiler için doğu avrupa'da bir köy tasarımı nispeten daha ferahlatıcı oluyor. gerçi orada da kullanılan renk paletleri hoşuma gitmedi. hiç gerçekçi durmuyordu.

    bu oyunun en büyük eksisi plot'daki sorunlar. ne yazık ki, hemen hemen tüm resident evil oyunlarında buna benzer sorunlar bulmak mümkün. ama bu oyunu kötü yapmıyor. 2021 standartlarında kesinlikle kötü bir oyun değil. hatta ubisoft'un assassin's creed serisiyle kıyaslarsak capcom en azından iki oyundur yeni bir şeyler deniyor. aynı şeyi ısıtıp ısıtıp önümüze koymuyor.

    25. yılına geldiğimiz şu günlerde, capcom artık resident evil markasına veda etmeli ve her ne kadar şirket açısından riskli bir hamle olsa da yeni arayışlara yönelmeli. böylece ortaya gerçekten farklı ve yenilikçi projeler çıkabilir.

    bir noktada fanlar da fanı oldukları oyunlarla vedalaşmalı, bu fanı oldukları şeyin hayrına olur.
  • village çıkmadan önce, kısaca umbrella şirketi, eski resident evil oyunları ve 7. oyunun hikayesini özetlediğim, kurgulu ve alakalı görsel materyaller ile bezeli bir video yaptım. seriye yabancı olan oyuncular, ve hikayeyi kısaca hatırlamak isteyenler için hem linkini, hem de video metnini bırakıyorum. umarım, merak edenlere faydalı olur.

    link:

    resident evil’ın hikayesinde ilk olarak bilmeniz gereken şey, umbrella şirketi’nin ne olduğu ve amacıdır.1970’lerde kurulan umbrella şirketi en başlarda ilaç, kozmetik ve gıda sektörlerinde aktif olarak yer alsa da, zamanla gizli bir şekilde biyolojik silah araştırmalarına da başlamıştı.

    şirketin amacı, ürettiği biyolojik silahlardan kâr sağlamaktan ziyade, insan ırkına evrim geçirtip üstün bir insan türü yaratmaktı. bu projenin adı ise, wesker planı idi. bu proje kapsamında, dünyanın pek çok yerinde zeki ve başarılı ailelerin çocukları toplanmış, ve hepsine de wesker soyadı verilmiştir. bu planı ise ilk defa 5. oyunda öğreniyoruz. ve serinin pek çok oyununun ana kötü karakteri ise, albert wesker adında bir doktordur ki o da bu proje kapsamında toplanan çocuklardan birisidir aslında.

    şirketin kurucuları arasında 3 önemli isim yer almakta, ve zamanla bu isimleri yazının ileriki kısımlarında bolca anacağız. doktor oswell spencer, doktor edward ashford, ve dr james marcus. bu 3 bilim adamı, resident evil evreninde çok kritik yere sahip, ve serideki olayların tetiklenmesine de doğrudan etki etmekteler.

    her ne kadar şirketin nihai amacı üstün bir insan ırkı yaratmak olsa da, bu proje için paraya ihtiyacı vardı. bu sebeple şirket, ilk olarak biyoorganik silahlar üretmeye başladı. ürettikleri ilk biyoorganik silah, t virüsüydü. ilk başlarda insanları direk öldüren bu virüs, yapılan araştırmalarda öldürmekten ziyade “zombileştiren” bir virüse dönüşmüştü. basit bir şekilde bu virüs, bulaştığı insanların beyin ve diğer organlarına hasar vermesine rağmen hayatta tutan bir virüstü. bu virüse sahip insanlar, agresifleşiyor, ve açlıktan dolayı yamyamlık yapıyordu.

    fakat şu keşfedilmişti ki, nüfusun %10’u bu virüse karşı bağışıklığa sahipti. işte bunu farkeden şirket, hayatta kalanları avlamak amacıyla bu virüsten yeni biyolojik silahlar yarattı. ilk yarattıkları biyolojik silah bir tarantula olsa da, resident evil serisinin belki de en ürkütücü yaratığı olan “hunter alfa”, şirketin en büyük başarılarındandı. bu yaratıkları yaratan kişi ise, resident evil 2’deki esas düşmanımız william birkin’den başkası değildi.

    tabii umbrella güçlendikçe, şirketin kurucuları arasında çeşitli güç oyunları yaşanmaktaydı. kuruculardan edward ashford, daha t virüsü ortaya çıkmadan, spencer tarafından öldürüldü. yerine geçen oğlu alexander ashford, bir virolog olmadığı için ailesinin şirket içinde sivrilmesine engel olmuştu.

    alexander’ın ikiz çocukları, alexia ve alfred ise, bu sebeple babalarına birer ezikmiş gibi davrandı. özellikle bu ikizlerden alexia, bir dahi seviyesindeydi. özel bir karınca kolonisi kraliçesinde keşfettiği virüsü t virüsü ile sentezleyerek, “t veronica” adında yeni bir virüs keşfetti. bu virüsü babası alexander ashford’a enjekte ederek, “nosferatu” adında korkunç bir yaratığa dönüşmesine sebep oldu. ardından virüsü geliştirip kendisine enjekte etti, ve babasının başına gelen zararlı mutasyonlardan etkilenmemek adına kendisini 15 yıl sürecek bir buz uykusuna soktu. gerizekalı kardeşi alfred ise, bu sürede ailenin başına geçti.

    şirketin kalan 2 kurucusu ise, birbirinin kuyusunu kazma planları yapıyordu. doktor james marcus, öğrencileri olan albert wesker ve william birkin ile beraber, sülük dna’sını t virüsü ile birleştirerek yeni bir virüs yaratmaya çalışıyordu. bu çalışmasında çocukları ve stajyerlerini kullanmaktan çekinmedi. resident evil 0’da göreceğimiz işkence odaları, aslında insanlar üzerinde deneylerin yapıldığı test odalarıydı.

    tabii bu çalışmalar çok uzun sürmedi. spencer, verdiği emir ile doktor james marcus’u öldürttü. hem de kendi öğrencileri olan william birkin ve albert wesker’a. çalışmaları ile birlikte nehre atılan doktor james marcus, burada üzerinde deneyler yaptığı bir kraliçe sülük ile dna’sının birleşmesi sonucu, mutanta dönüşür ve vücudu anında iyileşir.

    kendisini öldüren öğrencilerinden william birkin, james marcus’un çalışmaları üzerinde yoğunlaşarak t virüsünün gelişmiş bir versiyonu olan g virüsünü geliştirir. albert wesker ise, önce orduya katılır, ardından da stars adındaki umbrella şirketinin özel kuvvetleri olarak nitelendirilebilecek ekibin başına geçer. bu arada umbrella şirketinin özel kuvvetler birimi bulunmakta, çünkü virüs patlak verene kadar 100 bin kişilik raccoon şehrinin 3te biri umbrella için çalışmaktaydı, şirketin öyle bir gücü vardı anlayacağınız. ayrıca dünyanın pek çok yerinde umbrella araştırma üsleri bulunmaktadı. antarktika’da bile vardı hatta.

    şirket hakkında bilmeniz gereken temel bilgileri bitirmeden önce, bir de tyrant’lardan bahsetmek isterim. şöyle ki, resident evil serisinde bolca boss görmekteyiz. bu bossların en güçlüleri, genelde “tyrant” adı verilen özel silahlardır. resident evil 2’deki mr x, ya da resident evil 3’teki nemesis. hepsi birer tyrant idi. diğer zombilerden farklı olarak, virüsün direkt olarak laboratuvar ortamında enjekte edilmesiyle yaratılmışlardır.

    şirket hakkında yeterince bilgi sahibi olduğunuza göre, artık hızlı bir şekilde 7. oyuna kadar olan olayları şöyle bir özetleyelim:

    resident evil 0, her ne kadar ilk çıkan resident evil oyunu olmasa da, hikayenin başlangıcını anlatan resident evil oyunudur. umbrella şirketine ait bir trene saldırı düzenlenir, ve bu saldırıyı araştırmak üzere stars ekibinin bravo timi olay yerine ulaşır. saldırıyı düzenleyen, şirketin kurucularından dr james marcus’tan başkası değildir, hani şu öğrencileri tarafından öldürülüp nehre atılan umbrella şirketi kurucusu.

    oyunda, daha sonradan resident evil 1’de de göreceğimiz rebecca chambers, ve bir daha hiç göremeyeceğimiz billy coen ile oynayarak, ikilinin kaçmasını sağlıyoruz. bu oyunun hikayeye tek katkısı, resident evil evrenindeki olayların nasıl tetiklendiğini öğrenmemiz oldu. zirâ 1. oyunun özünü oluşturan, arklay dağlarında patlak veren zombi faciası, dr james marcus’un saldırıları sonucunda gerçekleştirmiştir. tahmin edebileceğiniz gibi, kendisini öldürten spencer, ve şirketi umbrella’dan intikam almak istemektedir marcus.

    oyunun sonunda dr james marcus, billy coen tarafından öldürülür. rebecca chambers ise, resident evil 1’deki malikaneye doğru yol alır.

    resident evil 1’de ise, dr james marcus’un umbrella laboratuvarlarına yaptığı saldırılar sonucu, raccoon şehri yakınlarındaki arklay dağlarında zombiler baş gösterir. tabii buraya gönderilen stars ekibinin alfa takımı, zombilerden habersizdir. bölgeye gelir gelmez, ekibin joseph ismindeki bir üyesi, cerberus adındaki zombi köpekler tarafından öldürülür. ekibin geri kalanı ise, rebecca’nın resident evil 0’da girdiği malikaneye girerler.

    burada, ekip üyeleri gerçekten çok önemli. ekibin ilk üyesi chris redfield, resident evil serisinin 2 ana karakterinden biri diyebiliriz. çünkü resident evil 1, code veronica, revelations, 5, 6, ve 7’de göründü. hatta resident evil village’ın bile kapağında bulunmakta. aynı zamanda, 2. oyundaki claire redfield’ın abisi. anlayacağınız çok önemli bir karakter.

    ekip üyelerinden jill valentine ise resident evil 1,3, revelations ve 5’te görüldü. barry burton ve rebecca chambers, biraz daha unutulmuş karakterler kategorisine girse de, ekibin son üyesi olan albert wesker, çok uzunca bir süre boyunca serinin kötü adamı olarak kaldı.

    geldikleri malikane, aslında bir umbrella araştırma tesisiydi. ve gerçekte ekibin bu malikaneye gelmesi, wesker’ın bir planıydı. umbrella şirketinin ürettiği tyrant’ı rakip bir şirkete satmak istiyordu ve bunun için de savaş datası toplaması gerekliydi. bu sebeple de, stars ekibini buraya çekmişti. ancak stars ekibi başarılı olup, tyrant’ı yok etti ve laboratuvarı bombaladı. oyunu oynarken, ekibin lideri albert wesker’ın tyrant tarafından öldürüldüğüne şahit oluruz.

    ancak aslında wesker ölmemiştir. dr william birkin, albert wesker’a t virüsü şırıngada bir t virüsü vermiştir, ve bu virüsü kullanarak süper insan gücüne erişebileceğini belirtmiştir. normalde bu virüs biyolojik silahlar yaratmak amacıyla kullanılsa da, albert wesker’a süper güçler verdi. çünkü wesker, en başta bahsettiğim wesker projesinin bir ürünüydü. bu sayede resident evil 1’de ölümden kurtulup, süper güçlere erişmiştir.

    resident evil 2’nin konusu ise, raccoon şehrinde patlak veren t virüs faciasını konu almakta. ve bunu yaparken de 2 ana karakter üzerinden ilerlemekte oyun. şehirdeki ilk görev günü olan leon scott kennedy, ve abisini arayan claire redfield’ı anlatmaktadır oyun. bu kez virüs şehre yayılmıştır, sebebi ise dr william birkin’dir.

    umbrella ile fikir ayrılığına düştükten sonra g virüsünü amerikan hükümetine satmaya karar vermesine rağmen, umbrella tarafından laboratuvarına baskın düzenlenir ve özel ajan hunk tarafından g virüsü çalınır. william birkin vurulur, ve ölmek üzereyken kendisine virüsü enjekte ederek bir mutanta dönüşür. laboratuvarını basan askerleri öldürerek intikam alır, ancak bu sırada bolca t virüsü kapsülü kırılır. fareler, bu virüsü alıp şehre taşır, ve böylece şehirde muazzam bir zombi salgını açığa çıkar.

    her ne kadar umbrella ajanı hunk virüs örneğini çalmış olsa da, virüsün son bir örneği daha vardır, ve bu da william birkin’in kızı sherry birkin’in madalyonundadır. bu virüs örneğini alması için albert wesker, ada wong adında bir çin ajanını yollar. ayrıca umbrella, bu virüs örneğini alması ve hayatta kalanları öldürmesi için, t-00 adında bir tyrant da yollar – ki bu oyuncular arasında mr x olarak da bilinir. oyunun sonunda ise leon, claire, ada ve sherry şehirden kaçar, raccoon şehrine atom bombası atılır, ve bir hikaye daha sona erer. tabii oyun biterken ada’nın hayatta kaldığını bilmeyiz.

    resident evil 3, daha önceden “en iyi resident evil oyunu” adlı videomda da bahsettiğim gibi, hikayeye fazla katkısı olmayan bir yan oyundu ve basitçe resident evil 2’deki olaylar yaşanırken, ilk oyunun ana karakteri jill valentine’ın şehirden kaçışını konu alır. hikaye açısından seriye çok da bir katkısı yok.

    code veronica ise, temelinde claire redfield’ın abisi chris redfield’ı aramasını konu alsa da, hikaye açısından seri için en önemli oyunlardan birisidir. albert wesker’ın yaşadığını bu oyunda öğreniriz ve süper güçlerine de ilk olarak bu oyunda tanık oluruz. chris ile aralarındaki düşmanlık da bu oyun ile başlar. oyunun sonunda kısaca redfield kardeşler birbirine kavuşur, ashford ailesi yok edilir, ve wesker da t veronica virüsüne sahip steve burnside’ın cesediyle adadan ayrılır.

    tabii tüm bu olaylardan sonra, umbrella şirketi de dağılır. 2006 yılında umbrella’nın amerika kolundan, “blue umbrella” adında yeni bir şirket kurulur, ve bu şirketin de resident evil 7 ve 8 ile doğrudan alakası bulunmakta.

    2. oyunun ana karakteri leon kennedy, raccoon city olaylarından sonra gizli servise katılır, ve resident evil 4’te los ılluminados adlı bir tarikat tarafından kaçırılan abd başkanının kızı ashley graham’ı kurtarmak için göreve çıkar. seride t ve g virüsü ile enfekte olan kimse kalmadığı, ve sağa sola atom bombası atıldığı için, 4. oyunda da tabii yeni bir virüs ortaya çıkar: las plagas. bu virüs ile enfekte olanlar, önceki oyunlarda gördüğümüz zombilere göre çok daha zeki ve becerikli. oyunda albert wesker ve ada wong’u da bolca görürüz. wesker, ada wong’u bu sefer de las plagas virüs örneğini alması için yollar, ve yolları yeniden leon kennedy ile kesişir. oyunun sonunda leon abd başkanının kızını kurtarır, ada virüs ile kaçar, ve virüs ile birlikte tarikat da yok edilir.

    bu olaylar yaşanırken, chris redfield ise bsaa adlı bir bioterörizm karşıtı örgüte katılır. partneri jill ile beraber, albert wesker’ın yerini öğrenip yüzleşmek için yola çıkarlar. wesker, şirketin hayatta kalan son kurucus oswell spencer’ın malikanesindedir. burada, oyunculara wesker projesinin ne olduğu açıklanır, ve ardından wesker spencer’ı öldürerek umbrella şirketine resmi olarak son vermiş olur. ardından chris ve jill ile girdiği münakaşada, jill ile birlikte malikaneden atlar ve ikisi de kayıplara karışır.

    resident evil 5’te yine chris olarak – bu sefer afrika topraklarında – bir maceraya atılırız. uroboros diye başka bir virüs vardır, ve seride bir daha göremeyeceğimiz partneri olan sheva alomar ile virüsün arkasındaki isimleri araştırırken, aslında wesker’ın bu işin arkasında olduğunu öğreniriz. wesker, atmosfere uroboros füzeleri atarak, bütün nüfusun enfekte olup, sadece kendisi gibi üstün genlere sahip insanların hayatta kalacağı bir dünya hedeflemektedir. jill de kendisinin beyin kontrolü altındadır. oyunun sonunda chris wesker’ı öldürür, planını engeller, jill’i kurtarır, ve resident evil serisinin hikayesi de böylelikle bitmiş olur.

    resident evil 6, ne yazık ki serinin ekmeğini birazcık daha yemek amacıyla çıkartılmış bir oyun ve hikaye anlamında gerçekten de rezalet bir oyun. hikayesini anlatmaya gerek yok. genel hatlarıyla resident evil serisinden bildiğimiz karakterlerin dünya çapında virüs ile mücadelesini anlatan, saçma sapan bir oyundu. bir de wesker’ın nereden çıktığı bilinmeyen oğlu jake ve chris arasında intikam hikayesine de yer verir ki gerçekten saçmalığın daniskasıdır. ne yazık ki bütün olaylar ana evrende geçmektedir, yani gerçek hikayede vardır bu olaylar.

    fakat bu oyun ile birlikte, resident evil 5’te mantıken biten bir hikaye, bu sefer resmen bitirilmiştir.

    resident evil 6’dan 5 yıl sonra gelen resident evil 7’de ise, önceki oyunlardan farklı bir yolda hikayeye girişilmiştir. fakat yine de, seri ile bağlarını tamamen kopartan bir oyun da değil. bu sefer hikayede umbrella yerine “the connections” adında bir biyoterörist örgüt vardır ve ellerinde de "eveline" adında bir biyolojik silah bulunmaktadır. embriyo aşamasında iken kendisine enjekte edilen bir bakteri ile temasa geçtiği insanların zihnini kontrol edebilen bir mutanttır eveline.

    kendisini üreten şirket “the connections”, eski umbrella çalışanları tarafından kurulan biyolojik silah karşıtı örgüt olan “blue umbrella”dan kaçarak eveline’i başka bir laboratuvara götürmek üzereyken, çıkan bir kasırga sonucu eveline kontrolünü kaybedip gemi çalışanlarına saldırmaya başlar. ardından gemi louisiana yakınlarında kaza yapar.

    eveline, küçüklüğünden beri mia winters adındaki the connections çalışanını annesi olarak görmekteydi. kazadan da ikisi sağ kalır. ikiliyi, jack baker adında bölgede yaşayan bir aile babası kurtarır ve kendi evlerine yerleştirir. evde eveline ve annesi olarak bildiği mia winters dışında aile reisi jack baker, eşi marguerite, kızı zoe ve oğlu ve lucas yaşamaktaydı. ancak eveline, bu aileyi kontrolü altına alır. sebebi ise, küçüklükten beri ailesiz yaşadığı için aile konusunda takıntılı olmasıydı. zoe baker, eveline’in yaptıklarının farkına vardığı için, enfekte olmasına rağmen eveline’in beyin kontrolüne karşı koyabilmişti. fakat ailenin geri kalanı, eveline tarafından kontrol ediliyordu. zamanla, ailenin oğlu lucas baker, the connections ajanlarıyla irtibata geçer ve onlardan bir serum alır. bu serum sayesinde, eveline’in beyin kontrolünden etkilenmez. karşılığında ise, şirkete aile hakkında sürekli bilgiler vererek casusluk yapar.

    oyunda lucas baker’ın sadistçe şeyler yapma sebebi, anlayacağınız eveline’in kontrolünden ziyade, lucas baker’ın ruh hastası olmasıdır. fakat yine de, eveline’i kandırmayı başarır ve eveline lucas’ı kontrol ettiğini zanneder.

    eveline, ailesini büyütmek amacıyla çevredeki insanları kaçırmalarını emreder baker ailesine. zamanla, bölgeden pek çok kayıp insan ile ilgili haberler ulaşır. hatta oyun içerisinde bulduğumuz kasetler ile, clancy adında bir kameramanın yaşadıklarına da 1. elden şahit oluruz.

    bu esnada eveline, laboratuvar ortamındaki ilaçlarından eksik kaldığı için, hücreleri normalden 25 kat daha hızlı bölünmeye başlar. ve böylece, kısa bir süre sonra 80li yaşlarında bir kadının görüntüsünü alır vücudu.

    son olarak eveline, kendisine bir baba figürü olması için mia’yı manipüle ederek, kocası ethan’ı bulundukları eve çağırır. ana karakter ethan da, 2 yıldır öldü bildiği karısından gelen video kaydına kayıtsız kalamaz ve çiftliğin yolunu tutar. fakat burada karısını kurtarmaya çalışınca, mia’yı ethan’ı öldürmesi için kontrol eder. çünkü onun gözünde ethan, aileyi yıkacaktır. fakat ethan buna direnir.

    yine de, jack baker tarafından ele geçirilir. ardından kısa süreliğine de olsa kurtulan ethan, ailenin kızı zoe ile iletişime geçer ve ilaç yapıp karısını nasıl kurtaracağını da öğrenir.

    bu aşamada, ethan’ın baker aile fertleriyle yüzleşmesini izleriz. lucas dışındaki aile fertleriyle yüzleşen ethan, sonunda ilacı yapıp karısına kavuşur, ancak jack baker tarafından saldırıya uğrar. 2 tane ilaç yapmıştı ethan. biri zoe, biri ise mia için. ancak jack baker’ı durdurmak için, ilaçlardan birisini kullanır.

    ve bu aşamada oyuncudan bir seçim yapması istenir. son kalan ilaç ile zoe’yi mi kurtaracak, mia’yı mı? aslına bakarsanız, bu seçim hiçbir işe yaramıyor, çünkü oldukça saçma. ve hikaye açısından doğru olan, serumu mia’ya vermeniz. eğer serumu zoe’ye verirseniz, eveline’in saldırması sonucu zoe ölüyor, ve ardından ilaç vermediğimiz için de mia ölüyor. eğer mia’ya verirseniz, mia kurtuluyor, ve zoe’nin başına gelenleri de “end of zoe” ek paketinde öğreniyoruz.

    mia’ya serumu verdikten sonra, eveline’in saldırısı sonucu kaza yapıp mia ile oynayarak, başta sizlere anlattığım kısımları deneyimliyoruz. ardından, tekrardan ethan’ın kontrolünü alarak eveline ile final dövüşü başlıyor. normalde ethan’ın eveline’i öldürmesi imkansız iken, o sırada helikopter ile olay yerine varan blue umbrella tarafından kendisine atılan albert 01 adlı silah ile eveline’i öldürmeyi başarır. bu silahın adının, resident evil serisinin ana kötüsü olan albert wesker’a gönderme yapılarak böyle koyulduğu çok bariz.

    ardından helikopterden blue umbrella takımının lideri olan chris redfield inip, ethan ve mia’yı kurtarır. buradan sonra ise, aile ile ilgili yarım kalan işleri tamamlamak için işe koyulur.

    her ne kadar eveline ölse de, jack baker ve lucas halen daha hayattadır. ayrıca zoe’ye ne olduğu bilinmemektedir.

    end of zoe ek paketinde, ailenin aslında joe baker adında bir üyesinin daha bulunduğunu öğreniriz. kendisi bataklıkta yaşadığı için eveline’den etkilenmemiştir. nasıl olduğu bilinmese de, yumruklarıyla yaratıkları öldürecek kadar güçlüdür. jack baker, ethan tarafından serum verilmesine rağmen hayattadır ve eveline’den bağımsızlığını kazanmıştır. ek paketin sonunda joe baker, kardeşi jack baker’ı öldürür. ardından olay yerine gelen chris, zoe ve joe’yu kurtarır.

    son olarak da, not a hero ek paketinde, chris’in ailenin hayatta kalan son üyesi olan lucas baker’ı öldürmesine şahit oluruz. ve böylelikle, resident evil 7’nin hikayesi sonlanmış olur.

    resident evil village ise, tam olarak 7. oyunun bittiği yerden başlar. yine hikayenin merkezinde ethan winters, mia winters ve chris redfield yer almaktadır. blue umbrella şirketinin geçmişinin muhtemelen daha detaylı gösterileceği bu oyunda, bu sefer yine resident evil 4’teki gibi bir tarikatın başrolde olması söz konusu. şimdilik oyunla ilgili olarak sadece lady dimitrescu, kardeşi heisenberg, mother miranda ve winters çiftinin çocukları olan rosemary biliniyor.
  • serinin tüm oyunlarının %50'si bir vanayla ilgilidir.

    nihayet bu oyunla birlikte artık şunu talep ediyorum; bundan sonra yapılacak oyunların en başında karakterin çantasında default olarak bir vana bulunsun lütfen. yani tüm yapımcılar sanıyorum takmış bu iteme kafayı; evren hangisi olursa olsun, koşullar ne olursa olsun oyunun bir yerinde mutlaka vana arıyoruz. bundan sonra acil durum çantamda vana bulunduracağım, kesin olağanüstü bir durumda lazım olacak. bunca insan yanılıyor olamaz.
  • bundle versiyonu alarak hem resident evil 7 biohazard hem de resident evil village'ı aldım. yıllar önce re7'yi bitirmiştim fakat bir daha bitireyim dedim çünkü hikaye malumunuz bağlantılıymış.

    oyunu oynayanlar bilir ki; ethan winters denen protagonist kardeşimiz evrenin çemberinden geçmiş, maruz kalmadığı olay kalmamıştır fakat oyunun ilk dakikalarında karşılaştığı ilk yaratığa sanki hayatında ilk defa öyle bir şey görmüş gibi "what the fuck was that" diyor.

    lan ethan... sanki bundan önce 9-6 çalışan insan kaynakları sorumlusuydun ve tek derdin evde filtre kahvenin bitmesiydi. ne sikim şekillere giriyorsun aq çok saçma tepkiydi. buraya yazayım dedim.
  • tall lady için harika bir mod yapılmış.
    ilgililere duyurulur*
  • oyunu ps 4 proda tamamladım. genel olarak oldukça keyifliydi.
    yorumlarım.
    -grafikler şahaneydi, dokular kaplamalar muazzam iş çıkarmışlar. neredeyse her yüzeyin dokununca nasıl bir his vereceğini tahmin edebiliyorsunuz. herşey ilmek ilmek işlenmiş. ps pro bu seviyede grafik becerisi olduğunu sanmıyorum, muhtemelen çok sıkı bir optimizasyon yapılmış. teknik anlamda kusursuza yakın grafikler 9.5/10
    -mekanlar çok başarılı. grafik motorunun hünerini sonuna kadar kullanmışlar. özellikle barok döşenmiş bol ahşaplı ve altınlı iç mekanlar tam bir sanat eseri. alelade bir yerde duran porselen kahve fincanı üzerinde bile işlemeler ve ruj izleri var. mekanda herşey detaylı ve belli ki çok düşünülüp büyük emek harcanmış. sadece biraz daha çeşitli olabilirmiş. 8.5/10
    -aksiyon ve bulmaca seviyesi gayet güzel ayarlanmış, tam yeter çok aksiyon oldu deyince oyun yavaşlıyor ve sizi bir bulmacaya alıyor. 8/10
    -bulmacaların zorluk seviyesi biraz daha yüksek olabilirmiş. yani aksiyon konusunda oyuncuyu zorladığının onda biri kadar zorlamıyor. bulmaca miktarı güzel ancak zorluk seviyesi düşük. 6/10
    -mekanikler ve oynanış, ps konsolda tps ne kadar olursa o kadar. berbat yani 3/10
    -gerilim, genel olarak düşük ancak sadece tek bir bölümde daha önce yaşamadığım bir deneyim yaşattı, silahların olmadığı bebekli bölüm. acayip iyiydi gerilim yönünden. sırf bu yüzden 9/10 veriyorum. yoksa 4/10 olurdu hakkı
    -bosslar ilginç ancak gerilim ve korku vermiyor. yani korku ve gerilimle alakaları yok. neredeyse çizgi film öğeleri gibi. bazılarına karşı savaşmak da sinir bozucu olabiliyor yeterince silah kuşanmadıysanız. 5/10
    -standart düşmanlar bana yeterli ve güzel geldi. çoğunun da bir ortaya çıkış, üretilme hikayesi var. oyun boyunca bu hikayeleri okuyarak düşmanların güçlü ve zayıf özelliklerini öğreniyorsunuz ve ona göre savaşıyorsunuz zaten. 8/10
    -duke uzun süredir gördüğüm en ilginç ve gizemli hayali karakter. oldukça detaylı yaratılmış ilginç bir aklın ürünü. çok başarılı 10/10
    -senaryo, genel itibariyle tutarlı ve ilgi çekici. orjinal bir bakış açısına sahip. sonu ise bizi ters köşeye yatırıyor. genel itibariyle ortalamanın üzeri bir plot a ve başarılı bir işleyişe sahip. 7/10
    --- spoiler ---
    resident evil 7de, aile babasının kafamıza postalı koyup neden “welcome to family son” dediğini bu oyunun sonunda anlıyoruz
    --- spoiler ---

    genel itibari ile oldukça başarılı ve bu tür için orjinal fikirler ve bakış açıları içeren bir oyun. teknik ve grafik anlamında çok başarılı, hatta daha önce bu seviyede grafikler görmedim diyebilirim. senaryo olarak elbette bir last of us seviyesi değil ancak çerezlikle başyapıt arasında bir yerde. 8/10
  • resident evil serisinin kanımca şu ana kadar çıkan en iyi oyunu. bir kere görsellik aşmış, cidden barok ve yer yer rokoko tarzı o mimari, o nesneler, o detaylar o kadar güzel ki daha önce hiçbir oyunda nesnelerin bu kadar detaylı göründüğünü hatırlamıyorum. müthiş emek verilmiş belli ki. hadi iç mekan grafikleri, tasarımları falan harika anladık da arkadaş dış mekan görselleri de muhteşem be. cidden kaç sc aldığımı unuttum. çok başarılı bir atmosfer yakalanmış. oyunun optimizasyonu da aşmış bu arada. gtx 1060'lı emektar laptop'ımla high ayarlarda 1920*1080'de bazı sahnelerde yaşanan ufak tefek düşüşleri saymazsam performans konusunda sorun yaşamadım. ancak düşmana vurduğumda oyun çok kısa süreliğine donuyor ne yazık ki bu da oyun zevkini baltalıyor.

    sesleri ve tam yerinde kullanılan müzikleri de çok başarılı buldum. tıpkı görseller gibi bunlar da insanı o moda sokmaya yetiyor.

    oyun daha önce çıkan resident evil oyunlarının en iyi yanlarını almış sanki. ancak şunu da söyleyeyim, oyun bir bölümü hariç, re 7 kadar korkunç değil. belki de tek eleştireceğim yanı bu. re 7 ve re 4 karışımı gibi olmuş diyebilirim. re 7 ayarında bir korku olsaydı hayır demezdim açıkçası ama bu şekilde de iyi, ne yapalım...

    oynanış süresi 8 ila 15 saat arasında değişir oynama biçiminize göre. ben çok ağır sindire sindire oynadığımdan 14 saatte bitirdim. ancak yeniden oynayacağım, replay value olayı mevcut. bence parasını kuruşu kuruşuna kadar hak eden bir yapım.
  • harika bir oyun olmuşsun sen be village. buraya belki daha detaylı bir anlatım bırakırım sonra ama sıcağı sıcağına bir kaç şeyi belirtmek lazım.

    farklı mekanikler, yer yer aksiyon yer yer bulmaca yer yer bol gerilim sunan farklı sekanslar, kale, köy, fabrika, dağdaki ev gibi bir çok detaylı ve özenilmiş mekan, her anıyla geren atmosfer ve düşmanlar, karakterin gelişimi, hikaye anlatımı yani oyun bir çok konuda harika iş başarmış gerçekten.

    dimitrescu kalesinde yaptığınız keşif, karşılaştığınız düşmanlar ayrı güzel, köydeki keşif ve aksiyon ayrı güzel, diğer mekanların kendine has oynanış mekanikleri ayrı bir keyif yine. şahsi bir benzetmeyi de ekleyeyim, tabi ki benzer oyunlar değiller ama oynarken dark souls oyunlarındaki keyfi aldım ben. gerilim, keşif ve karakter gelişimini başka bir şekilde ele alarak dark soulslara yaklaşan şekilde başarıyla yansıtmışlar. ben bayıldım açıkcası, 10.5 saatin her dakikasından keyif aldım.

    keşif, aksiyon, gerilim, korku, karakter gelişimi, atmosfer... bu 6 kelime özetliyor oyunu. eksikleri yok mu? illa ki var. boss fightlar bence tadındaydı ama kesinlikle daha iyi olabilirmiş, keza bulmacalar bir tık zor dizayn edilebilirmiş. ama her an ensenizde bulunan gerilim, yaptığınız keşiflerin güzel ödüllendirilmesi, muazzam atmosferi, hikayesi, oynanışı derken eksi yanları hiç yer tutmadı aklımda. müzikleri ve finali de bir ayrı güzeldi. gerçekten etkileyici bir hikaye anlatımına sahip oyun.

    yukarıda bir kaç yazar "videosunu izledim gerilim yok, şöyle olmamış böyle olmamış" vs diye yorum yapmış. şaka mısınız arkadaş siz? videosunu izledim nedir yav? oyun bu. gel oyna da bakalım gerilim-korku var mı yok mu?

    tanım: resident evil ana serisinin taş gibi olmuş 8.oyunudur.