şükela:  tümü | bugün
  • vaktiyle en çok hayran olduğum öğretmenlerimden biriydi. güzelliğin somutla$mı$ haliydi. bu kadar zarif olup da bizim gibi fırlamalara bi$eyler öğretmeye çalı$an, yine de kibarlığını hiç bozmayan bir öğretmen bir daha göremedim. abim hiç veli toplantısına gelmezdi, bir kere ben bi$ey mi çalıyodum sanıyorum bi gösteride, bu kızı gördü, ve hep toplantılara gelir oldu. sonra 2 metrelik bir bina kolonuyla evlendi, abim de okula gelmez oldu.* *
  • gercekten resim yapmayi seven ve ogretme i$inden anlayan biriyse, okul hayatinin en zevkli derslerinden birini size veren ogretmendir. ozellikle yaratici olup, surekli klasik konulari yaptirmayanlari, degi$ik malzemeler kullanarak yaraticiliginizi gostemenizi saglayanlarina sinifca tapilir.
  • genelde felsefeyle ilgilenen,zeki yaratıcı,giyinmeyi bilen ve ögrencinin dilinden anlayan ögretmenlerdir
  • gercekten yetenekli olup da sirf para kazanmak icin 11-16 yas arasi $imarik ogrencilere ogretmenlik yapanlari hakli olarak cildirma noktasina gelirler zaman zaman. cogu kisi tarafindan hic iplenmeyen, tamamen fuzuli bir dersin ogretmeni olmanin da bunda buyuk katkisi olur tabi...

    (bkz: resim cinnetleri)
  • vedat nedim tör'ün romanı.
  • müzik öğretmenleri gibi kıl değildir bunlar genelde..
    müzik öğretmenleri solfejdi flüttü derken kafası matematik ve fizikle bi dünya olmuş öğrencileri zıvanadan çıkartırken resim öğretmenleri babamıza yaptırdığımız resimlere bile ses çıkarmazdı..patates baskısı sulu boya derken biraz kafa dinlerdik.
  • veli toplantısında öğrenci hakkında bir matematik,fizik,biyoloji hocası gibi yorum yapmayı,durum değerlendirme yetkisi ve hakkına sahip olmayı hayal eden öğretmenler.

    -beta çok asi.
    -aman hocanım,bi saygısızlık mı yaptı yoksa,kırayım bacaklarını.*
    -resimlerinden anladım.
    dönem boyunca 2 adet patates baskı teslim edilmiştir.
  • samur kılından yapılıp yapılmadığını anlamak için hiç üşenmeden neredeyse her ders sınıftaki bütün suluboya fırçalarını teker teker yalayan kişidir.
  • ortaya karışık yapıp (elma, armut, portakal vs..) dersin sonuna kadar siktirip giden tipleri varken,
    size gerçekten birşeyler vermeye çalışan,
    okul zamanı dışında bile atölyesine çatkapı gidebileceğiniz tipleri de olan meslek grubu.
  • ülkemizin en büyük eksikliklerinden biri olan sanat!, iste bu ögretmenler yüzünden eksikliktir.
    çogu salla basi al maasi seklinde derslere girer çikarlar.eger kazara birini dersten birakacak olsalar hemen anneler babalar çullanir üzerlerine ve hesap sorarlar. en geçerli gerekçe ise "dersime önem vermiyor" dur.sürekli tehdit altinda yasarlar ve bunun vermis oldugu bezginlikle aslinda kendileride pek iplememektedirler derslerini.
    bunu kamufle etmek içinde sürekli bir sikayet halindedirler..

    "alt tarafi konuyu yapicaklar çocuklar onu bile yapmiyolar."
    "zaten yeteneksizler."
    "efendim biz müfredata uymak zorundayiz."
    "bende onlardan sanat eseri beklemiyorum, zaten caanim ülkenizin her haftasi özel bi anlam tasidigindan onu yapmalari yeterli.itfaiye haftasi, polis haftasi, yerli mali haftasi, anneler günü, babalar günü, 23 nisan, 19 mayis, yeni yil, ögretmenler günü..." *

    ögrenciler ise bu derslerde genelde kendilerini ifade ederler.
    (bkz: sevgiliye mektup yazmak) *
    (bkz: dedikodu yaparak desarj olmak) *
    (bkz: aliskanliklari pekistirmek) *
    (bkz: sulu boyayla kollara bacaklara resim yapmak) *
    (bkz: defterini dürmek) *

    bu 40-45 dakikalik sürede ögrenciler bu gibi islerle mesguliyetini belli ederken resim ögretmeni ne yapmaktadir?
    yapilanlar çesitlilik gösterebilir tabii;

    *tesadüfen dersle ilgilenen bir iki ögrenci yakalamistir. ve bir sohpet edasinda dersle ilgili bilgiler verirken aslinda zilin çalmasini beklemektedir.
    *bir önceki sinifin* resimlerine bakmakta ve not vermektedir -ki bu bir tehdit uyarisi da olabilecegi gibi ögrenciyi resim yapmaya zorlayan en önemli etkendir.
    *gelecek haftanin konusunu verirler.
    *bazilari susturma, durdurma eylemine girerler. tabiki basarisizlikla sonuçlanacak siddet içeren bi eylemdir bu.boynundaki düdükle sürekli kulak patlatan bi ses çikardiklarida görülmüstür. *
    *dersten çikarma gayesinde olanlarda vardir.

    dikkat ettiyseniz hiç ders anlatan bi resim ögretmeninden bahsedilmiyo. neden? çünkü (bkz: yok böyle bisey)

    sonrada ülkemizin sanata deger vermediginden bahsedilir. hangi sanat?
    "- bi resim dersi vardi onu mu diyosunuz?"
    haberi yok ki toplumun. hiç asilanmadiki böyle bi sey.
    dünkü çocuklara da asilanmadi, simdi de asilanmiyo.
    bir ülkeyi ileriye tasiyabilecek iki önemli olgu vardir. bilim ve sanat . ikisinden de bi haber yasanir olmus..
    sebep resim ögretmenleri mi?
    bizde estetik bir bakis açisi yaratamamis resim ögretmenleri mi?
    matematiksel bir problem çözme yaratamiyoruz hayatlarimizda. sebebi?
    hayal gücümüz yok standart yasiyoruz ve o standartlarida belirleyenler yine baskalari?
    biz nerdeyiz?
    kendi standartindan bahseden ise uçuk tabir edilir. nerde sanat?

    seçmeli derslerin daima resim ve müzik oldugu bir ülkede yasiyoruz.
    zorunlular ise standarti yasamamizi saglayan dersler..
    estetik anlayis; hangi renk kazagin altina hangi renk pantolon uyardan ileri gidemiyo.

    gördügü bütün heykelleri atatürk zanneden çocuklar gördüm ben.
    boyalarini bitirmemesi gerektigini bilenleri tanidim.
    resim ögretmenleri tanidim bi alay..

    aile derki: "resim ögretmenisin neden yapmiyosun?" nasil tercih edebilirim ki.
    tüm bulari bilirken ve görürken...

    belki de standardi bozamamaktan korkuyorum...