şükela:  tümü | bugün
  • ya da: paradox of plenty

    ortadoğu ülkeleri özelinde ise: oil curse

    türkçeleri:kaynak laneti, petrol laneti, bolluk paradoksu

    zengin doğal kaynaklara sahip olan ülkelerin ekonomik gelişimlerini tamamlamakta zorlanmalarına ve demokrasi açığına sahip olmalarına atıfta bulunan bir siyaset bilimi terimi.

    örneğin, sadece müslüman ülkeleri ele alan bir regresyon analizi, petrol zenginliği ile otoriterlik arasında bir ilişki bulunduğunu ima eder. analize dahil olan ülkelerin arap kökenli olup olmadıkları değişkeni de (bkz: dummy variable) modele dahil edildiğinde ise, islam ile otoriterlik arasında herhangi bir nedensel ilişki gözlenmez.

    konu hakkında daha detaylı bilgi için bkz.: http://en.wikipedia.org/wiki/resource_curse

    ortadoğu ve kuzey afrika ülkelerinde petrol gelirinin otoriterliği nasıl sürdürülebilir kıldığı konusundaki detaylar için bkz.: ross, michael l. 2001. "does oil hinder democracy?" world politics 53: 325-361.

    tema:
    (bkz: siyaset bilimi/@derinsular)
  • "resource curse" ya da türkçesiyle kaynak lanetini collier ve hoeffler orta doğu'da iç savaşın temel dinamiği olarak yorumlamaktadırlar.
  • sadece politik ekonomide geçerliliği olan bir teori değildir.

    (bkz: #54573290)
  • sıradaki kurbanı için;
    (bkz: guyana)
  • diğer adıyla kaynak laneti olarak görülen bu uluslararası kavram; ortadoğu için en reel ve büyük politik ekonomi literatürü arasına giriyor. demokrasi, özgürlük, insan haklarını önemsemeyen birçok ülkenin kutsallığa bir çeşit karşı çıkış olarak lanetlendiği olarak da görülebilir.
  • doğal kaynak yönünden zengin coğrafyaların kalkınmada geri kalmalarını ifade eden kavramdır. her ne kadar paradoksal gibi görünse de imf konuyla ilgili raporlar tertip etmiştir.

    imf'in analizleri neye dayanmaktadır?

    kaynak bakımından zengin olan 60'tan fazla gelişmekte olan ülkenin finansal sektör gelişiminin çeşitli göstergelerinin incelenmesine dayanmaktadır. imf, konuyu yurtiçi kredilerden, banka mevduatlarından, demokrasi ile de ilişkili pek çok faktörden yola çıkarak ele alır. lakin fenomeni açıklamanın çok daha basit bir yolu şu grafiğe bakmak olabilir:

    grafik (kaynak)

    grafiğin tepesinde singapur yer alırken, arap ülkelerinin aşağılarda konumlanmış olması ilginçtir.

    doğal kaynak zengini olmayan singapur'da imalat ön plana çıkmış, it sektörüne, bankacılığa, biyomedikale ve kimya mühendisliğine, lojistiğe ve ulaşım mühendisliğine yatırım yapılmıştır. pek çok farklı etnik grubu bünyesinde barındıran şehir devletinde popülizm, kaçınılan bir siyasi duruş olagelmiştir.

    doğal kaynağın bol olduğu fakat demokratik ilkelerin işlemediği coğrafyalarda ise sağlıklı bir kalkınmanın sağlanamamasının, amiyane tabirle "haydan gelenin huya gitmesinin" birden fazla açıklaması vardır. bunlar tekelleşme, ülke içinde iç savaşa kadar gidebilen güç savaşlarına ek olarak dutch disease adını verdiğimiz bir mefhum ile de bağlantılıdır.

    dutch disease, ani bir kaynak keşfinin olduğu bir ekonomide diğer sektörlerin önemini yitirmesine bağlı olarak ortaya çıkan bir sorundur. ekonominin tek bir sahaya odaklanarak dizayn edilmesi beklendiği gibi olumlu sonuçlar vermeyebilir.

    bunu anlayabilmemiz için mutlaka arap ülkelerini başka ülkeler ile kıyaslamamıza lüzum yoktur. arapları kendi içlerinde değerlendirdiğimizde bile bu trendi görebiliriz. günümüzde arap ülkeleri petrolden sonra ekonomilerini yeni şartlara nasıl intibak ettireceklerine yönelik çeşitli planlar yapmaktadırlar.

    katar the second national development strategy gibi planlarla gelir kaynaklarını çeşitlendirme ve fosil yakıtlara bağımlılıktan kurtulmaya çabalarken, ihracat gelirlerinin
    % 90'ı petrole bağlı olan suudi arabistan saudi vision 2030 diye bir geliştirme planı yaparken birleşik arap emirlikleri, fosil yakıtlara bağımlılığın önüne geçme konusunda diğer körfez ülkelerine göre daha iyi yol almıştır.

    dubai, rezerv konusunda sözünü ettiğimiz diğer yerler kadar şanslı olmamıştır. bazen talihsizlik olarak değerlendirilen durumlar, aslında talih getirir. petrol eksikliği de dubai'yi petrole bağımlı olmamaya çoktan mecbur bırakmıştır ve dubai bugün zaten petrole bağımlı değildir. ticarete, turizme ve imalata dayalı bir ekonomiyi oturtmuştur, petrol gelirleri dubai'de bunlar için gerekli altyapıların çok geç olmadan sağlanmasına hizmet etmiştir.

    ancak dubai'deki duruma bakarak bae'nin geleceği için keskin bir çıkarımda bulunmak doğru olmayacaktır zira dubai'deki durum, abu dhabi için geçerli değildir. yine de dubai'nin sürdürülebilir ekonomisinin de resource curse için yerinde bir örnek teşkil ettiği düşünülebilir.

    venezuela ve hugo chavez yönetimi ise dutch disease adı verilen patolojinin bir başka örneğidir.

    kendi takdirleri haricinde yasa tanımayan müstebitler istibdat rejimlerinde güç hırslarından ötürü ülke ekonomisini kolay telafi edilemeyecek çıkmazlara sürükleyebilirler. petrol rezervleri bol olan venezuela'da chavez yönetimi, küresel petrol fiyatlarını kontrol edebileceği gibi bir illüzyona kapılmıştır. otokratik yönetim amerikan enerji şirketlerinin mal varlıklarına el koyacak kadar ileri gittikten sonra yabancı yatırımcılar ülkeden bir bir kaçmıştır. venezuela ekonomisi, yıllar boyunca telafi edemeyeceği bir çıkmaza sürüklenmiş, diğer sektörlerin gelişmediği bir ekonomide şok etkisinin kompanse edilmesi de imkansız olmuştur.

    bu tür örnekler incelendikten sonra sorulacak soru özünde basittir:

    varsıllık nedir?

    karl marx ve adam smith bu soruya farklı yanıtlar vermiştir. birbirine kökten zıt görünen bu iki öğretinin de haklı ve haksız çıkacağı durumlar olacaktır. birinde inovasyon vardır, diğerinde maddi kaynakların sınırlılığı. bazen verimliliğin artmasını sağlayan inovasyonlar paradoksal bir biçimde daha fazla kaynağın tüketilmesine yol açarlar. bazen de bunun tam tersi olur. yeterli kaynağı olmayanlar, stratejik yöntemlerle kalkınır ve kaynak zengini ülkeleri geride bırakırlar.

    resource curse'ün etkili olduğu arap ülkeleri, venezuela, angola gibi örnekler varlığı ağırlıklı olarak özdekçi bir yorumla ele almaktaki temel hatayı tebarüz ettiren örnekler iken, bilişim çağında girişimciliğin, adil işleyen bir piyasa ekonomisinin ve entelektüel mülkiyetin ifade ettiği anlam yadsınamaz.