şükela:  tümü | bugün
  • pragmatizmin öncülerindendir. evreni adlandırıken, hakikat kavramını da adlandırıyoruz der bu kişi. yani hakikat, bizim anlamlandırdığımız bir kurmacadır. dolayısıyla hakikat insan cümlelerinden bağımsız olarak yoktur.
  • " dışarıda bir dünya olduğu düşüncesi ve dışarıda bir hakikat olduğu düşüncesi. birbirinden ayrılmalıdır. biz dışarıdaki (dünya) hakkında konuşabiliriz ama bu hakikat ile eşdeğer değildir"
  • modern felsefede ozellikle geleneksel epistemoloji elestirisi nedeniyle onemli sayilabilicek bir filozoftur. elestirisini kurarken wittgenstein, quine, sellars, davidson ve thomas kuhn gibi filozoflarin ortaya attigi ve gelistirdigi bir cok kavramdan faydalanmistir. cok temel olarak bilginin sosyal pratiklere ve baglasimlara dayandigini savunur. bilgi kavraminda deneyimin rolunu yadsidigindan genellikle "epistemological behaviorist" olarak adlandirilir. sellars'in empirisizm elestirisini kullanarak bilginin daima onermesel bir yapida olmasi gerektigi iddiasi ile deneyimi disarda birakir. epistemolojide her turlu temeldencilik anlayisini elestirir. quine'in analitik/sentetik ayrimina getirdigi elestiriyi benimseyerek analitik onermelerin dogrulugunun kavram analizinden degil belli bir anda sahip oldugumuz butun onermelerimiz icindeki konumundan ve digerleriyle olan iliskilerinden kaynaklandigini savunur. rorty'nin sisteminde "temellendirme" kavrami kilit kavramlardan biridir. temellendirme degisik inanclarimiz arasindaki bir iliskiden ibarettir ve inanclarin gerceklikle icsel bir iliskisi yoktur. bilgiyi temellendirme sosyal pratik ve iletisim sayesinde mumkundur. rorty bu iddialarini quine'nin holistik ve anti-indirgemeci yaklasimi ile sellars'in temeldencilik karsiti gorusleri sayesinde gelistirmistir -en azindan bunlardan yararlanarak savunulabilir kilmistir-. sonucta, inanclarimizin gerceklikle iliskisi yoktur; inanclar sadece dunya ve yasamla basa cikmada kullandigimiz araclardir. tum inanclar, problemler, ilgiler dilde ortaya cikar ve dile bagimlidir. rorty'nin meshur "dunyanin orada disarda oldugu, ancak dogrunun olmadigi" onermesi bu noktada ortaya cikar. "dogru" bulunan bir sey degil olusturulan bir seydir; nesnelerin bir ozelligi degildir. ancak cumleler dogru olabilirler ve cumleler de "dil oyunlarinda" (bkz: wittgenstein) var olur. tam da bu noktada rorty'nin en onemli onermesi dilin olumsal oldugu onermesidir. dogruluk kavraminin tanimini vermek olanaksizdir bu durumda. dogrulugun teorilestirilemeyecek bir kavram oldugunu iddia ederek tum epistemoloji tarihinin bir yanlisin pesine dustugunu ve kendisiyle birlikte artik bir devrimin (bkz: paradigm shift)(bkz: thomas kuhn) gerceklestigini ima eder. bana gore rorty'nin epistemoloji elestirisi kuhncu anlamda gercek bir 'paradigm shift' sayilmaz. kendi basina bir makale konusu olabilecek bu gorusu su an aciklamam pek mumkun degil ancak temel itiraz olarak belirtmeliyim ki; rorty'nin kuhn felsefesinde yer alan normal ve devrimsel bilim ayrimini felsefe disiplininde de kullanilabilecek sekilde genellestirmesi bana pek de kabul edilebilir gorunmuyor. ancak rorty'nin "philosophy and the mirror of nature" kitabi -devrimsel olmasa da- epistemoloji ile ilgilenenlerin okumasi gerekenler listesinde mutlaka yer almalidir zannimca....
  • 10 haziran 2007'de, 75 yaşında ölmüş liberal filozof.
  • "acı insanı dilinden eden şeydir"
  • çocukluğu hakkında söylediklerinden acaip etkilenmiş durumdayım.
  • "domuzlar zeka testlerinde koalalardan daha yüksek sonuçlar çıkartır, ancak doğru insansı şekilde kıvranmazlar ve domuzların suratları sıradan bir konuşmada yüzde oluşan anlatımla da uyuşmaz. bu yüzden biz domuzları serinkanlılıkla kesime gönderirken, koalaları korumak için dernekler kurarız. bu hiç de 'akıldışı' değildir, ya da zeka özürlülerin (ya da ceninlerin, ya da aborjin kabilelerinin, ya da marslıların) yurttaşlık haklarını genişletmek ya da kısıtlamaktan daha akıldışı değildir."

    rorty'nin 1979, philosophy and the mirror of nature kitabından alıntıdır.

    çeviri: ayşe handan konar
  • soyle bir sozu vardir: "we need to make a distinction between the claim that the world is out there and the claim that the truth is out there. . . . postmodern thought is closely linked to the "linguistic turn" in philosophy--the growing consensus that ideas cannot be understood apart from the language systems that produced them"