şükela:  tümü | bugün
  • analitik din felsefesinin günümüzdeki en önemli temsilcilerinden, oxford'da profesör.
  • oxford üniversitesi politika, felsefe ve ekonomi bölümü’nde lisans eğitimini tamamladı. b.phil derecesini de felsefe alanında oxford üniversitesi’nden aldı. oxford üniversitesi, st. john’s college’de “fereday fellow” olarak üç yıl çalışmalarını sürdürdü. oxford üniversitesi’nden teoloji alanında da diploma aldı. leeds üniversitesi’nde bilim tarihi ve felsefesi alanında akademik çalışmalar yaptı. maryland üniversitesi, yale üniversitesi, keele üniversitesi, liverpool üniversitesi, syracuse üniversitesi, birmingham üniversitesi, roma üniversitesi ders verdiği ve misafir akademisyen olarak bulunduğu üniversitelerin sadece bir kısmıdır. uzun yıllar felsefe hocası olarak ders verdiği oxford üniversitesi’nden emekli oldu. halen oxford şehrinde akademik çalışmalarına devam etmektedir. geçtiğimiz yüzyılda en çok etkili olmuş hıristiyan felsefecilerden birisidir; analitik felsefe geleneğinin içinde kalarak teizmin tezlerini savunmuştur. din felsefesi, bilim felsefesi, fizik felsefesi, bilim-din ilişkisi, ahlak felsefesi, zaman felsefesi, zihin felsefesi başlıca çalışma alanlarıdır.

    "allah, felsefe ve bilim" kitabında, bilim-felsefe-din arasına duvarlar örülemeyeceğini savunan, teizmin ateizmden daha rasyonel olduğunu felsefi ve bilimsel argümanlarla temellendiren 6 akademisyenden biridir. aynı kitapta makalesi olan diğer akademisyenler şöyle:

    caner taslaman, enis doko, william lane craig, alvin plantinga, robin collins.

    makalesinin adı “tanrı’nın varlığı için ince ayar kanıtını yeniden değerlendirme.” swinburne, bu makalesinde, allah’ın varlığı ve yokluğu durumlarında nasıl evrenler beklememiz gerektiği üzerinde düşündürüyor; buradan ise içinde olduğumuz evrenin allah’ın varlığı durumunda bekleyeceğimiz evrenle uyumlu olduğunu göstererek, teizmin ateizmden daha rasyonel olduğu sonucuna ulaştırıyor.

    kitabın pdf'si:

    http://www.canertaslaman.com/…ebilim_13.08.2012.pdf
  • çok evrenler iddiasını şu şekilde eleştirmektedir.

    bir muhalif, birçok dünya teorisi olarak bilinen kuramı savunabilir. eğer trilyonlarca evren varsa, onlar arasında olabilecek bütün olası türden düzen ve düzensizlikleri göstererek, hayvanların ve insanların ortaya çıkmasına yol açacak basit, anlaşılabilir yasalar tarafından yönetilen bir evren olması kaçınılmazdır. doğru. ancak bizimki dışında başka evrenlerin olduğunu düşünmek için bir neden yoktur. bildiğimiz her nesne, evrenimizin gözlemlenebilen bir bileşenidir veya böyle nesneleri açıklamak için varsayılmıştır. evrenimizin düzenliliğini açıklamak için, bir tanrı yerine trilyonlarca evren varsaymak, mantıksızlığın en üst düzeyi gibi görünüyor. bilimin doğal dünyanın ne kadar derinden düzenli olduğunu bize göstermedeki başarısı, bu düzenin daha da derin bir nedeninin olduğuna inanmak için güçlü gerekçeler verir.
  • ortodoks hristiyan ingiliz filozof (bkz: aşırı sıfat yüklemesi). bu amcamız, soyut bir ilkenin acı çekmesi mümkün olamayacağı için tanrının soyut bir ilke olamayacağını düşünür. swinburne'e göre iyi bir nedenle acı çekersek, yaratıcımızın da bizimle birlikte acı çekme yükümlülüğü vardır; tıpkı bir ebeveynin çocuğuyla birlikte acı çekmek gibi bir yükümlülüğü olduğu gibi. dünya acımızı paylaşan bir tanrı tarafından yaratılmış olmasaydı daha az iyi bir yer olurdu; swinburne öyle olacağını iddia eder.

    swinburne'ün bu savı, yüce bir mazoşistin varlığını savunan bir argümana benziyor. dünyanın fazladan acı çekerek iyileştirilebileceğine inanmak biraz zorlama bir "kavrayış" değil mi? dünyadaki acıyı, kötülüğü ve korkunçluğu böyle meşru kılmak biraz değil, fazlasıyla zorlama bir kavrayış bence. hristiyan öğretisinde acı çekmek çok önemli bir şey; ne kadar acı çekerseniz o kadar iyidir. acı çeken milyonları ben de olsam böyle teselli ederdim.
  • richard swinburne söz konusu argümanı "was jesus god?" isimli kitabında sunar, bu kitap tanrının varlık iddialarını incelemek için değil, hristiyan doktrininin doğruluğunu a priori ve a posteriori felsefi argümanlarla göstermek için yazılmıştır. bunun için yukarıdaki gibi bazı argümanlar ve tarihi veriler sunulur vs.

    yani yukarıdaki takyon'un entrysinde bahsettiği savda tanrı'nın varlığı değil sıfatları söz konusudur. tanrı'nın varlığı "tanrı var mı?" kitabının konusudur swinburne için. swinburne ahlaki sorumluluklardan dolayı nasıl çocuğumuz savaşta cepheye gidiyorsa bizim de gitmemiz gerektiğini belirtip eğer biz acı çekiyorsak tanrı'nın da acı çekmesi gerektiğini belirtir. iddiasına göre bu tanrı'nın tanımı gereği zorunludur.
  • was jesus god isimli kitabında hristiyanlık lehine şöyle bir argüman sunmuş felsefeci:

    "sıradan insanlar olan bizler, bazen haklı olarak daha yüksek bir iyinin gerçekleşmesi için çocuklarımızın acı çekmesini isteyebiliriz. örneğin iyi arkadaşlık ilişkileri/toplumsal ilişkiler için çocuğumuzu zor bir mahalle okuluna gönderebiliriz. bu tür bir durumda, çocuğumuzun içinde bulunduğu durumu daha iyi anlamak ve kendimizi onun yerine koymak adına, mesela o okulun ebeveyn-öğretmen organizasyonunda yer almamız iyi bir şeydir. bazı durumlarda ise daha yüksek bir iyi için çocuklarımızın daha büyük acıları tecrübe etmelerini isteyebiliriz. fakat bu durumda artık kendimizi çocuğumuzun yerine koymamız ve onunla dayanışma içinde olmamız 'iyi bir şey' olmaktan öte bir zorunluluktur.

    düşünün ki, ülkemiz beklenmeyen bir biçimde saldırıya uğradı. 18-30 yaş arasındaki bütün erkekler orduya hizmet etmek için çağrıldı. 30 yaşından büyük, 50 yaşından küçük erkeklerin ise 'gönüllü' olarak orduya katılabileceği belirtildi. bununla beraber 18-21 yaş arasındaki erkeklerin ailelerine çocuklarının orduya katılmasını reddetme hakkı da verildi. varsayalım ki, benim de 19 yaşında bir erkek çocuğum var. birçok ebeveyn çocuklarının orduya katılmasını reddederken ben ülkenin bağımsızlığına önem verdiğim için çocuğumun orduya katılmasını reddetmiyor, buna izin veriyorum. aynı zamanda düşünelim ki ben de 45 yaşındayım ve orduya katılmam benim gönüllü tercihime bırakılmış. eğer çocuğumu sayısız tehlikelerle ve zorluklarla dolu askeri birliğe şu ya da bu sebeple katılmaya zorluyorsam, kendimin de 'gönüllü' olarak orduya katılmayı seçmem bir ahlaki zorunluluktur. ebeveynler bu durumda çocuklarının acılarını paylaşmaktan öte bunu fiili olarak göstermeliler de.

    bu sebeplerden ötürü; tanrı'nın bizden şu ya da bu şekilde daha yüksek bir iyinin gerçekleşmesi için çekmemizi istediği 'acı miktarına' bakılacak olursa tanrı için insani acıyı paylaşmak ve tecrübe etmek bir ahlaki zorunluluk olmalıdır. bu amaç da ilahi öze sahip bir kişinin insan bedeninde cisimleşmesi, insanların yaşadığı acıların birçoğunu tecrübe etmesi ve en sonunda da bir insanın deneyimleyebileceği en büyük acı olan ölümü tecrübe etmesi ile mümkün olabilir."
  • tanrının mutlak alim olması ve tabii ki özgür irade ve tanrı paradoksu ile ilgili olarak; gelecek zamanlı önermelerin doğruluk değerinin bilinmesinin mümkün olmadığını, tanrının her şeyi bilmesinin mümkün olan her şeyi bilmesi olarak anlaşılması gerektiğini düşünür.
  • ruhun evrimi isimli bir kitabi vardir ki william hasker kitap hakkinda soyle buyurur:

    -"adi ruhun evrimi olmasina ragmen ilginc bir sekilde kitap boyunca evrilmeyen tek sey ruhtur."