şükela:  tümü | bugün
  • bugün bu şarkıyı dinlerken, annemin de hafiften mırıldandığını farkettim. iki kuşak arasında böyle bir bağ çok hoşuma gitti. 27 yaşında hayatını kaybeden bir efsane*, 76 yaşındaki bir anne ve 42 yaşındaki kızını aynı duyguda birleştirebildi. annem de ben de, arabaya atlayıp yollara düşmeyi gerçekten istedik. riders on the storm'u özel kılan da bu duyguyu hissettirebilmesi. böyle klasikler insanlığın ortak hafızasını oluşturuyor. iyi ki varlar.
  • müzik değişik bir şey ya. tarifi mümkün değil. insanı saniyeler içinde yıllar öncesine götürebiliyor. bu etkiye sahip çok az şey var; mesela koku da böyle. neyse neyse, biraz evvel vpleer.ru'nun nimetlerinden faydalanırken tesadüfen snoop dog etiketi çıktı. tıkladım birkaç şarkı indirmek için. riders on the storm'u gördüm. indirdim. birkaç saniye içinde demetevler'in köhne, soğuk internet kafelerinde buldum kendimi: yapış yapış (yabış yabış) klavyeler, mauslar; bıyıkları yeni terlemiş, kirli saçlarından jöleli su damlayan ''aaaabi 7 numarayı 15 dakka daha uzat'' diyen bebeler... need for speed underground 2.
  • duyulduğu anda bünyede nissan 350z ile yağmur altında turlama hissi veren (bkz: need for speed underground 2) enfes the doors parçası.
  • doldurulamayan, doldurulması artık imkansız olan uktemdir bu şarkı.
    ''yağmurlu bir kasım akşamında, sessizce çalışıyorduk. istanbulun sayısız tepelerinin birindeki sıradan bir evde, günlerdir süren çalışmanın verdiği yorgunluk ve yan yana olmanın getirdiği huzur vardı. durmadan dönüp duran şarkılara yenilerini ekleyip, ikimiz için kahve yaptım. o sade, bense sütlü içiyordum kahvemi, onunki hep karanlık oluyordu, her şeyi gibi.
    sıradan bir sohbet başlattım, belki bir saat sonra bile hatırlanmayacak bir konuydu ki şimdi de hatırlamıyorum.
    ödevi yaparken mecburiyetten değen ellerimiz küçük heyecanlar yaşatsa da asla bir sonuca bağlanmayacağını biliyordum. artık umut yoktu benim için. ben ona başka erkeklerden, o da bana başka kadınlardan bahsediyordu. öyle yaşıyorduk işte…
    o an bu şarkı başladı. kim bilir ben ne anlatıyordum. elindeki işi bıraktı, bana baktı ve yüzyıllardır beklediğim soruyu sordu ‘’beni seviyor musun?’’
    ne kadar anlamsız bir soruydu bu, ne kadar zamansız, ne kadar küstahça! kaşlarımı çatarak sinirli bir bakış attım. gülümsedi ‘’ben seni seviyorum’’ dedi.
    ağzımdaki kahveyi yutamadım. kaslarımın hepsi gevşemişti, ne yutabiliyordum, ne tükürebiliyordum.
    bu muydu yani, şimdi sırası mıydı? ve bundan daha güzel bir an olabilir miydi? ne yapmalıydım o an, dudaklarına yapışıp, arabesk bir tavırla ‘’ben de seni’’ mi demeliydim, yoksa ‘’o tren çoktan kalktı dostum, sen derdine yan’’ mı demeliydim? ben bu kısıtlı zamanda (sanırım 5 saniye kadar sürdü o sessizlik) bunları düşünürken, onun niyeti beli oldu. seni seviyorum’dan sonra ‘’eğer beni seviyorsan bu şarkı boyunca susalım ve hiçbir şey yapmayalım’’ dedi.
    elimdeki kağıdı bıraktım, ağzımdaki kahveyi yuttum, eski arkadaşı olarak sevecen bir gülümseme kondurdum yüzüme.
    yine benimle oyun oynamıştı. ben yine kaybetmiştim o kahrolası oyunu. istediğini yaptım ve sustum.

    ‘’girl ya gotta love your man
    take him by the hand
    make him understand
    the world on you depends
    our life will never end
    gotta love your man, yeah’’

    zaten konuşmama gerek kalmamıştı. ben hep susmalıydım.''
  • riders on the storm
    riders on the storm
    into this house we're born
    into this world we're thrown
    like a dog without a bone
    an actor out on loan
    riders on the storm

    there's a killer on the road
    his brain is squirmin' like a toad
    take a long holiday
    let your children play
    if ya give this man a ride
    sweet family will die
    killer on the road, yeah

    girl ya gotta love your man
    girl ya gotta love your man
    take him by the hand
    make him understand
    the world on you depends
    our life will never end
    gotta love your man, yeah

    wow!

    riders on the storm
    riders on the storm
    into this house we're born
    into this world we're thrown
    like a dog without a bone
    an actor out alone
    riders on the storm

    riders on the storm
    riders on the storm
    riders on the storm
    riders on the storm
    riders on the storm
  • bir cinayet ilahisi...
  • snoop dogg versiyonuna hamaset ve önyargı taşımadan tamamen ayrı bir şarkı gibi yaklaşılıp dinlenmesi gereken şarkı. göreceksiniz ki o da güzel.
  • yağmurlu gecelerin kutsal dinletisi.
  • the doors'un bence en iyi şarkısıdır. ancak grup bu parçayı hiç canlı çalamamıştır. çünkü parçanın yer aldığı l.a. woman albümünün çıkışından sonra jim morrison paris'e taşınmış ve albümü takip eden de bir the doors turnesi gerçekleşmemiştir. ne yazık ki, paris'e taşındıktan 3 ay sonra da jim morrison ölmüştür. bu yüzden the doors'un riders on the storm'u bir konserde çalacak vakti bile olmamıştır.
  • natural born killers bir şarkı olsaydı riders on the storm olurdu.