şükela:  tümü | bugün
  • 1028 ezgilik en eski dinsel metin olduğu söylenir. (mö 1500-1000) ezgilerin çoğu gökyüzü tanrısı indra ya aittir.
  • (bkz: upanishad)
  • cemil meriç'in hind'i incelediği bir dünyanın eşiğinde isimli kitabında bir çok yerde adı geçen vedalar (bkz: #7263391) dininin, ilahilerden oluşan kutsal metinlerinden ilki.

    "
    rig-veda vedalar dininin en eski, en değerli belgesi. asur veya mısır'dan kalma yazıtlar belki rig-veda'dan daha yaşlı, ama hint-avrupa edebiyatının en eski örneği bu ilahiler. dil, arkaik bir sanskritçe. hint-avrupa dil ailesinin bir kolu olan sanskritçe, elimizde tek bir örneği bile bulunmayan hint-iran dilinin hindistan'da aldığı şekildir, eski iran dili ile atbaşı gelişmiştir.

    rig-veda'da 1028 ilahi var. eser on bölüme ayrılmış, her bölümde 1-58 kıta var, kıtalar 3-4, bazen daha fazla mısralık. her mısra (pada) 8-12 hece.

    kimler yazmış bu ilahileri, kimler söylemiş, bilmiyoruz. gerçi her ilahinin altında bir ad var, ama bu bir şair adı mı, bir katibin adı mı belli değil. zaten şiirlerde kuvvetli bir kişilik de yok. bütün kitapta ortak konularla karşılaşılır, ilahilerin çoğu tanrılara övgü: savaş tanrısı indra'ya, ateş tanrısı agni'ye, ulu tanrı varuna'ya vs. şair tanrı'nın zaferlerini över, onu adağa buyur eder, uzun ömür, mutluluk, erkek evlat ve semiz davarlar ister ondan.

    rig-veda'da neler yok! büyü, muamma, konuşmalar, felsefî ve kozmogonik düşünceler. arada bir efsane ile tüllenen tarihi hatıralar: aryalar'la yerli halk arasındaki savaş... bu ilahiler önce ağızdan ağıza yayılmış, vedalar'ın aktarılmasında yazının önemli rolü olmamış.

    rig-veda'da her ilahi bir bütün çok defa. önce bir başlangıç: tanrılara övgü, sonra: şükran, nakarat, sözlü ayinin bittiğini, asıl törenin başladığını bildiren bazı formüller. bu ilahilerde mantıkî bir düzen aramak boşuna. benzetmeler gündelik hayattan alınma: rüzgar "çalılar arasında avını arayan vahşi hayvan gibi" solur, ırmaklar denize dökülürken "buzağılarını yalayan inekler gibi yalaşır", "kızgın bir güneşten kaçıp gölgeye sığınan yolcular gibi" tanrı'ya sığınılır, şafak "güzelliği ile caka satan bir kadın"a benzer... sonra bol bol istiare: güneş altın bir salıncak, adak ya bir örgü ya da gerilen bir ip, bulut bir umman veya bir inek, ırmaklar genç ve oynak birer kadın..
    "
  • on bölümden oluşan, hint tanrılarına hitap edip, onların güç ve kudretiyla ilgili bilgi veren, hint düşüncesinin en eski ve en klasik kutsal metni kabul edilen eserdir.
  • tarihte bilinen ilk kutsal kitap, vedizm dininin kitabı olan rig-ved'dir. m.ö. 2000 yılında hindistan'da yazılmıştır. "veda" sözcüğü "'bilgi" anlamına gelir. kulak yoluyla elde edilen bu bilgi erdemdir. vedaların ilk şarkıları büyücülük şarkılarıdır. m.ö. 1000 yıllarında tertiplenen vedizm şarkıları ise tanrıların sözünü etmektedirler. bu tanrılar, indra, mithra ve varuna'dır.

    vedaların en büyük tanrısı indra'dır. indra bir doğa tanrısıdır ve aynı zamanda savaşçıdır.
    varuna ise akıl tanrısıdır ve evrensel düzeni sağlayıp erdemi gerçekleştirir.
    bunların yanında başka bir gök tanrısı, güneşli gündüz göğünün tanrısı mithra yer almaktadır. mithra bir hukuk tanrısıdır, insanlar arasındaki tüzeyi sağlamaktadır.

    vedizm'de erdem, kurban yoluyla elde edilir. kurbanlar tanrıları yaratırlar. tanrılar da insanları iyiliğe ve güvenliğe ulaştırırlar. bu sistemde gök ölçüsünün dışında başkaca bir erdem düşünülmemektedir.

    rig-veda'nın x. kitabının 121. kasidesinden:

    "o ki hayat vermektedir, kuvvet vermektedir, gölgesi hem ölümdür hem hayattır, kimdir bu tanrı? kurbanlar keselim şerefine...
    o ki karlı dağlarla denizi ve uzaklardaki nehri yaratmıştır, o ki kollarını göklerin içine salmıştır, kimdir bu tanrı? kurbanlar keselim şerefine ...
    o ki kudret veren ve kurban töreninin ateşini doğuran gözlerini sular üstünde gezdirmektedir; o ki bütün tanrılar üstünde tek tanrıdır; kimdir bu tanrı? kurbanlar keselim şerefine..."

    insanlığın en eski kutsal kitabı olan rig-veda, doğal bir sonuç olarak, hindistan'da sınıflanmaları doğurmuştur. kast adı verilen bu sınıfların başında din adamlarının, brehmenlerin (rahip) kastı gelmektedir. din adamlarının altında prenslerle savaşçıların kastı olan arya kastı vardır. bundan sonra, işçilerin ve kölelerin çudra kastı yeralmaktadır. bunların dışında da insanlığın en aşağılığı sayılan paryalar vardır.

    erdem bütün bu sınıflarda ayrı bir ölçü taşımaktadır. bir kastın erdemi, öbür kastın erdeminden başkadır. erdem bir sınıfa göre almak, bir başka sınıfa göre vermek'tir. rig-veda'nın onuncu kitabının onuncu şarkısı şöyle biter:

    "insan bir brehmene bir inek verirse bütün alemleri elde etmiş olur."

    vedizm'in gelişmesi, ölümden sonra yaşamanın birbirini kovalayan çeşitli hayatlar içinde gerçekleşmesi yolunda olmuştur. bu da, yeni bir erdem ölçüsü getirmiş bulunmaktadır. insan iyi davranışlarla yaşamışsa sonraki hayatında iyi bir bedene, kötü davranışlarla yaşamışsa sonraki hayatında kötü bir bedene girecektir. bu, iyiliğin armağanı,kötülüğün cezasıdır.

    nasıl olsa okumayacaksınız ama yine de, bu kitapta bir takım mucizeler var desek ve örneklendirsek;

    rig veda:7.32.22:like kine unmilked we call aloud, hero, to thee, and sing thy praise,looker on heavenly light, lord of this moving world, lord, ındra, of what moveth not.

    süt vermeyen inekler gibi yüksek sesle sesleniriz sana kahraman! ve seni öven şarkılar söyleriz,görkemli göksel ışık,hareket eden bu dünyanın efendisi ve hareket etmeyen herşeyin efendisi,indra!
    dünyanın hareket ettiği açıkça söylenmiş.devam edelim;

    rig veda 10.25.6=our herds thou guardest, soma, and the moving world spread far and wide.
    soma!sen topluluğumuzu ve uzak mesafelere hareket eden dünyayı koru.
    yine dünyanın hareketi.bir diğeri;
    rig veda:who scatter clouds about the sky, away over the billowy sea: o agni, with those maruts come.
    bulutları dalgalı denizden uzaklara dağıtan; ey agni,marutlar ile gel.
    müslümanlar bulutların hareketinin bilinmesine bile mucize diyor,dolayısıyla bunu mucize olarak sunmama şaşmayın,mucizevi hiçbirşeyi yok,rahatça gözlemleniyor.
    rig veda:where now is surya, where is one to tell us to what celestial sphere his ray hath wandered?
    güneş şimdi nerede,nerede bize göksel kürenin ışınlarını gönderdiği yeri söyleyecek olan?
    görüldüğü gibi güneş'in küre oluşundan bahsedilmiş,halbuki güneş tepsi gibi görünür,bunun keşfedilebilmesi imkansızken o zamanlar,nasıl bilmişler?

    bu arada numaralarını vermediklerim sizi huylandırmasın,ayetleri aldığım kaynakları vereceğim siz de arama bölümüne yazarak rahatça kontrol edebileceksiniz.devam edelim;
    rig veda:three spheres of light, o varuna, three heavens, three firmaments ye comprehend, o mitra...
    sen 3 ışık küresi,varuna,3 cennet,3 göğü algılarsın,ey mitra...
    hindularda da gök katlıdır,7 katlıdır hem de,gördüğünüz gibi burada 3 katından bahsedilmiş,3 gök denilerek.

    rig veda 10.22.14=that earth, through power of knowing things that may be known, handless and footless yet might thrive, thou slewest, turning to the right, gu;na for every living man.
    bu dünya bilinen şeylerin gücü sayesinde bilinebilir,elsiz ve ayaksızdır ama gelişebilir,sen döndürürsün,sağa döndürensin,ve yaşayan bütün insanlık için buna(döndürmeye) devam edeceksin.
    yine açıkça dünyanın döndüğünden bahsediliyor,dönüş yönü yanlış verilmiş ama sorun değil,önemli olan dünyanın dönmesinden bahsetmesidir.bir diğer;

    vishnu purana:2:8=there is in truth neither rising nor setting of the sun, for he is always; and these terms merely imply his presence and his disappearance."
    güneş gerçekte ne batar ne de doğar,bu her zaman böyledir; ve bu terimler(doğmak-batmak) sadece onun görünmesini(sabah) ve kaybolmasını(akşam) ima eder.
    buradan kontrol edin

    çok şaşırtıcı değil mi?şaşırmaya devam;
    brahmanda purana:8:8=the magnitude and the movement of the planets dependiing on the sun are mentioned.
    gezegenlerin büyüklüğü ve hareketlerinin güneş'e bağlı olduğundan bahsedildi.
    aynen öyle,güneş'e bağlıdır.insanın brahmaakber diyesi geliyor değil mi?devam edelim;
    brahmanda purana:12=presided over by dhruva,the sun takes up water and showers it.
    dhurva'nın yönetimindeki güneş,suyu yukarı çeker ve ona döker(yağdırır).

    brahmanda purana:37=the sun releases heat energy during the summer.he scatters rain during the rainy season and snow(during winter).
    güneş yaz boyunca ısı enerjisini gönderir.o yağmur ve kar(kış) sezonu boyunca yağmur dağıtı

    gerçekten de öyle değil mi?güneş suları buhar edip yukarı çeker ve bu sayede yağmur ve kar yağar.

    benim tespit ettiklerim bunlar.mucizeleri madde madde yazarsak;

    dünyanın dönüşü,
    güneş'in küre oluşu,
    göğün katmanlarından bahsedilmesi,
    güneş'in gerçekte doğmadığı ve batmadığı bilgisinin verilmesi;
    güneş'in çekim gücü sayesinde sistemindeki gezegenlere etki ettiği bilgisi ve
    yağmur ve karın güneş sayesinde yağdığı bilgisinin verilmesi.

    veda ayetlerini şu linkten indirebileceğiniz vedalardan kontrol edebilirsiniz;

    http://www.2indya.com/…adeva-yajurveda-atharvaveda/

    purana ayetlerini ise şu linkten;

    http://ia600301.us.archive.org/…na/brahmandapui.pdf

    daha sonra daha fazla mucize arayacam ama bu kadarı bile yeter sanırım.özellikle evrenin genişlemesinin geçip geçmediğini soranlar olmuştu ki,kesinlikle geçiyor.aslına bakarsanız evrenin genişlemesi incil ve tevrat'ta bile geçiyor ama bunlar hakkında daha sonra daha kapsamlı yazılar yazmayı düşünüyorum,şimdilik şu yazımla yetinin;

    http://65.18.198.4/forumlar/showthread.php?t=27807

    ayrıca şimdi sizleri başka yollardan şaşırtmaya devam edeceğim,bloğumda yayınladığım bir mucize;
    markandeya purana 54.12=earth is flattened at the poles.
    dünya kutuplarda düzdür.
    bu ayetin kontrolünü şu kitaptan yapabildim;

    kitabın linki

    bir başka dikkat çekici bilgi markedanya purana’nın 54:12. ayetinde şöyle verilir;
    dünya kutuplarda düzdür(basıktır) ve ekvatorda şişkindir,kusursuz bir küre değildir.
    bu kitabın linkte verilen kısımlarının hepsini çevirmeyi düşünüyorum,şimdilik şu kadarını çevirdim;
    puranalarda aynı zamanda oldukça gelişmiş fikirlerin izlerine de rastlanır.örneğin su döngüsü ramayana’nın aditya hridayam’ında tam da günümüz verileriyle uygun bir şekilde grafiksel olarak açıklanmıştır.mahabharata da birçok modern gerçekten bahseder.örneğin 3.42.24. ayette yıldızların aslında çok büyük olduklarından ve mesafelerinin uzaklığı sebebiyle küçük göründüklerinden bahsedilir.ilginç bir şekilde mahabharata küçük şeyleri büyük gösteren büyüteç gibi bir aletten de bahseder.belki de m.ö 1400 yılında güney amerika’da bulunan konkav lens tipi nesneleri göz önünde tutarak anmıştır.
    ayrıca vishnu purana oldukça doğru bir şekilde gelgitleri açıklamıştır: ‘‘büyün okyanuslarda suyun miktarı her zaman aynı kalır,artmaz veya azalmaz;ama tıpkı bir kazandaki su gibi,ısıya maruz kalması durumunda genişler,aynı şekilde okyanus suları da ay’ın yükselmesiyle birlikte kabarır.
    birbaşka dikkat çekici bilgi markedanya purana’nın 54:12. ayetinde şöyle verilir;

    dünya kutuplarda düzdür(basıktır) ve ekvatorda şişkindir,kusursuz bir küre değildir.
    vishnu purana çok açık bir şekilde aitareya brahmana’dan yaptığı bir alıntıda dünyanın antipotlarından ve dünyanın dönüşünden bahseder.ek olarak hindu metinleri ay’ın evreleri ve alacakaranlığın nedeni ile gökyüzünün aslında mavi olmayıp güneş ışınlarının dağılımından dolayı mavi gözüktünü de söyler(markedanya purana 78.8 ya da 103.9. ayetlere bakabilirsiniz).
    basitçe söyleyecek olursak sıklıkla güneş’in güneş sisteminin merkezinde olduğundan bahsedilir(markedanya purana 106.41).
    bu kısacık çeviri bile hindu metinlerinin bilgelik dolu olduğunu anlatmaya yeter sanırım.ayrıca dick teresi ''kayıp keşifler:modern bilimin antik kökenleri'' isimli kitabında şunları yazar;

    ısaac newton'dan yirmi dört yüzyıl önce hintli rig-veda evreni bir arada tutan şeyin çekim kuvveti olduğunu yazmıştır.
    sanskritçe konuşan ari ırkı,yunanlılar dünyanın düz olduğuna inandıkları bir dönemde yeryüzünün bir küre şeklinde olduğu düşüncesini benimsemişlerdi.
    m.s beşinci yüzyıl hintlileri bir şekilde dünyanın yaşının 4.3 miyar yıl olduğunu hesaplamışlardı.
    teleskopsuz olsa bile ,kopernik'ten uzun zaman önce antik hintliler dünyanın güneşin etrafında döndüğünü ve kepler'den bin yıl önce gezgenlerin yörüngelerinin elips şeklinde olduğunu biliyorlardı.
    bir antik dönem sanskritçe mısrası çok sayıda güneş düşüncesinden bahsetmektedir:
    ''sarva dishanaam suryaham suryaha,surya'' bu mısra kabaca tercüme edildiğinde ''tüm yönlerde güneşler vardır,gece gökyüzü onlarla doludur''. anlamına gelmektedir.bu erken dönem gökyüzü izleyicilerinin görülebilir yıldızların güneş türüne benzer olduğunu anlamış olabileceklerini ortaya koymaktadır.

    erken dönem hint metinleri arasında,ilahi şiirsel bir biçimde yazılmış olan,astronomi ve matematik üzerine tezler içeren siddhantas bulunmaktadır.o,hem bir bellek oluşturma amacıyla,hem de sanat ve bilim olgusu olarak yazılmıştır.18 erken dönem siddhanta'nın 5 tanesi surya-siddhanta adıyla anılmakta ve hint astronomisi üzerine erken dönem metin niteliği taşımaktadır.onlar m.ö 400 dolaylarında yazılmıştır.surya-siddhanta antik dönem mezopotamya trigonometrisinin temel bir sorunu olan gezegenlerin yörünge eksenlerinin bulunması için bir yöntem içermektedir.surya-siddhanta'da gezegenlerin hareketlerine ilişkin olarak gezegenlerin birbirini çekmeleri ve itmelerinden bahsedilmektedir.bu çekim kuvvetine ilişkin erken dönem bir düşüncedir.çekim kuvveti sözcüğünün sanskritçe karşılığı ''gurutvakarshan''dır.akarshan çekilmiş olmak anlamına gelmektedir.erken dönemlerden itibaren,dilin kendisi bu kuvvetin karakterinin çekim olduğunu yansıtmıştır.

    bazı bilim adamları kopernik,galileo ve newton'dan bin yıl önce güneş-merkezlilik ve yerçekimi kavramlarının bu erken dönem metinlerinde yer aldığını tartışmaktadır.surya-siddhanta 'da vedalar güneşin tüm dünyaların babası olduğuna inanmaktadır;o varlık nedeni olarak görülmektedir.
    m.s 425 dolaylarında paitamahasiddhanta dünyasal ve göksel kürelerin ve gezegen hareketlerinin geometrik modellerinin ifade edildiği bir metin olmuştur.metin temel düz-dünya modelini alır ve onu küresel evrene dönüştürür.burada sabit bir hız yerine herbir gezegenin birbiriyle etkileşim halinde olduğu bir durumdan bahsedilmektedir.
    kerala şehrinde doğmuş olan genç hintli gökbilimci aryabhata 499 yılında ''aryabhatiya'' adlı matematik ve astronomi üzerine yazdığı tezi ortaya koymuştu.aryabhatiya hint matematiğinin o döneme kadar olan gelişiminin bir özetiydi.ayrıca,astronomi,küresel trigonometri,aritmetik,cebir,düzlem trigonometrisini de içeriyordu.aryabhata'nın temel amaçlarından birisi hint astronomisinin karmaşık hesaplamalı matematiğini basitleştirmekti.o,bunun için pratik bir amaca sahip olmuştu: ay ve güneş tutulmalarının öngörülmesini daha kolay kılmak ve göksel yapıların hareketlerinin daha kolay anlaşılabileceği bir hint takvimi oluşturmak.

    bu süreç içinde aryabhatiya uzaydaki gezegenlerin konumlarının yeni bir savını ortaya koymuştur.o,göksel yapıların görünür dönüşlerinin yeryüzünün eksen dönüşüne göre olan durumunu içermektedir.aryabhata pek çok alanda devrimsel bir düşünür olarak gezegenlerin yörüngelerinin, güneş ile gezegen arasındaki değişen uzaklıklarını vermiştir.onların yörüngeleri temel olarak dünya-güneş yörüngesini uzaklık terimleriyle belirmektedir. o ay ve gezegenlerinin yörüngelerinin elips şeklinde olduğunu kavramıştır.aryabhata ay tutulmasının nedeninin dünyanın gölgesi olduğunu yazmıştır.o döneme kadar bunun nedeninin rahu adlı bir şeytan olduğuna yaygın olarak inanılırdı.onun yılın uzunluğu için bulduğu değer 365 gün,6 saat,12 dakika ve 30 saniyedir.bu gerçek değerin çok üzerinde olan bir tahmindir;gerçek değer 365 gün ve 6 saatten biraz azdır.başka bir gökbilimci olan bhaskara,yüzyıl sonra aryabhatiya üzerine yazdığı yorumda şöyle demiştir:
    aryabhata, matematik,kinetik ve küre bilimi sonsuz bilgisinin denizinin en derin noktalarına inerek onu kıyıya çıkarmayı başarmış bir ustadır.

    aryabhatiya 13. yüzyılda latince'ye çevrilmiştir.bu çeviri boyunca avrupalı matematikçiler üçgenlerin alanlarını ve kürelerin hacimlerini hesaplamanın yöntemlerini öğrenmişlerdir.ay ve güneş tutulmalarının nedeni hakkındaki açıklamalar ve ay ışığının kaynağı avrupa'da çok fazla heyecan yaratmamıştır.çünkü bu dönemde onlar kopernik ve galileo'nun araştırmalarından bunları öğrenmiş bulunuyorlardı.ancak aryabhata'nın avrupalı bilim adamlarından bin yıl önce yaşamış olduğu ve bu düşünceleri o zaman kavramış olması onun başarısını ortaya koymaktadır.
    628 yılında,antik hint gökbilimcilerinin en başarılılarından biri olan brahmagupta,brahmasphutasiddhanta(evrenin açılımı) yapıtında kendi gökbilimsel sistemini ortaya koymuştur.brahmagupta antik hindistan'ın matematik merkezi olan ujjain'deki astronomi gözlemevinin başı olmuştur.burada güçlü bir matematiksel astronomi oluşturmak amacıyla varahaminhira gibi büyük matematikçiler çalışmıştır.

    brahmasphutasiddhanta 25 bölüm içermektedir.bunların ilk on tanesi gezegenlerin yörüngeleri,ay tutulmaları,güneş tutulmaları,doğuşlar ve batışlar,ayın evreleri,ayın gölgesi,gezegenlerin birbiriyle olan konumları ve sabit yıldızlar ele alınmıştır.diğer 15 bölüm ikinci bir çalışmayı biçimlendiriyor gözükmektedir.burada matematiğin astronomi üzerine uygulanmasının yöntemleri anlatılmaktadır.brahmasphutasiddhanta'nın büyük bir bölümü 770'lerin başlarında arapça'ya çevrilmiştir ve gökbilimci yakup ibn tarık tarafından çeşitli çalışmaların temeli olmuştur.1126'da o latince'ye tercüme edilmiştir.bu çalışma batı astronomisinin hint-arap aşamasının temelini oluşturmaktadır.
    higgs alanı yüzyıllarca önce antik hindistan'da gösterilmiştir.bu,maddesel dünya içinde nesnelere ağırlık veren bir yanılsama örtüsü olarak tanımlanabilecek ''maya'' adı verilen bir yapıdır.

    hem antik hintliler hem de ön-sokratik yunanlılar mantık aracılığıyla farklı mantıksal yollar izleyerek atomlar üzerine kendi inanışlarına ulaşmışlardı.demokritos basit olarak maddenin bölünemeyen parçacıkları olarak atomların var olması gerektiğini öne sürmüştü.büyülü bir bıçak ile bir peynir parçasının git gide daha küçük parçalara ayrıldığını düşünün.onu sonsuza kadar kesebilir misiniz?o, hayır sonucuna ulaşmıştır.nihai olarak,siz atoma ulaşırsınız.ancak bu yalnızca bir varsayım,iyi bir tahmindir.neden sonsuza dek kesemeyelim ki?hintliler aynı sonuca farklı rota izleyerek ulaşmışlardır.bir dağ ile bir köstebek yuvasını ele alın demişlerdir.hangisi daha çok parçacığa sahiptir?açık bir şekilde, dağ.bu onu sonsuza dek parçalayamayacağımızı gösterir.çünkü sonlu, bölünemeyen bir parçacık vardır.eğer parçacıklar bölünemeyecek kadar küçük ise, dağ ve köstebek yuvası eşit parçacık sayısına sahip olacaklar, ve onlar herhangi gerçek anlamlarını kaybedeceklerdir.yine bir varsayıma ulaşılmıştır fakat bu kez demokritos'un tahmininden daha sıkı bir düşünce yapısı vardır.ve hintliler, demokritos'tan farklı olarak sonlu oluşumların gelişmemiş,ilkel bir anlayışını ortaya koymuşlardır.
    aristo'dan yaklaşık bin yıl önce,vedik ariler dünyanın yuvarlak olduğunu ve güneşin etrafında döndüğünü iddia etmişlerdi.arunachalan tarafından tercüme edilen bir rig-veda yazısında; ''güneş,güneş sisteminin merkezinde bulunmaktadır'' ifadesi yer almaktadır.bir öğrenci ''dünyayı havada tutan varlığın doğası nedir?'' diye sormuştur.öğretmen yanıt verir, ''risha vatsa'ya göre, dünya'yı uzayda tutan şey güneş'tir''.bu ifadeler çekim kuvvetinin modern düşüncelerinin ipuçlarını taşımaktadır .
    ortaçağ'daki jeoloji tarihi kısa bir tarihtir.iki akademisyen öne çıkmaktadır:varahaminhira ve vagbhatta.varahaminhira (m.s 499-587) kapitthaka (bugünkü kapitha)'da doğmuştur.burası orta hindistan'da büyük bir kültür merkezidir.varahaminhira'nın 106 bölümlük brhatsamhita (büyük özet) kitabı coğrafya,meteoroloji,botanik,tarım,takvim ve mücevher bilimi konularını kapsamaktadır.o, başka şeylerin yanı sıra depremlerin yerleri konusunda teoriler oluşturmuştur.depremlerin oluşumunda ay'ın bir faktör olduğu iddiasında bulunmuştur.o, dünyanın yuvarlak olduğunu öne sürmüştür ve değerli taşların zaman içinde kayalrın başkalaşımı ile meydana geldiğini savunmuştur.daha sonraları, vagbhatta (m.s 1300) değerli taşlar,metaller ve alaşımları kapsayan mineral sınıflandırmasının bir sistemini geliştirmiştir.
    gördüğünüz gibi hint bilgeliği dehşet verici.ayrıca bu alıntılar(teresi'den ve linkini verdiğim kitaptan olan alıntılar) benim ''purana ve vedaların mucizeleri'' isimli kategorimde yayınladığım ayetleri aldığım kaynağa güvenebileceğimizi gösteriyor zira birkaç şeyi bu alıntılardan kontrol edebiliyoruz.maddeleyelim;

    dünyanın kutuplardan düz olduğunu söyleyen markedanya purana ayeti,
    su döngüsü,
    dünyanın küremsi olması ve dönmesi,
    gökyüzünün gerçekte mavi olmayıp,güneş ışınlarından dolayı mavi gözükmesi,
    güneş'in çekim gücü ve sistemin merkezi olduğu,
    ''tüm yönlerde güneşler vardır,gece gökyüzü onlarla doludur'' ayeti birebir diğer mucizeleri aldığım kaynakta yazdığı gibi...

    ve daha buraya almamış olabileceğim birçok şey.bunların dışında kutsal metinler dışı antik metinlerde de çok şaşırtıcı bilgiler var,dick teresi'den yaptığım alıntıda görebilirsiniz bunu.dick teresi'den alıntıladıklarımla ilgili daha geniş yazımı şu linkten okuyabilirsiniz,sadece hint değil başka toplumların bilgeliğine de değiniliyor;

    http://dinsizdeist.blogspot.com/…tik-kokenleri.html

    dick teresi aryabhata isimli birinin aryabhatiya isimli eserinden bahsetmiş mesela,o kitaba şuradan ulaşabilirsiniz;

    http://archive.org/…ata_clark_1930#page/n0/mode/2up

    dünyanın yuvarlak oluşundan,küre oluşundan,ay ve güneş tutulmalarından vs. daha birçok şeyden doğru olarak bahsediyor,hem de islam'dan 300 yıl önce.
  • "ilk bakışta politeist tanrı inancını içeriyor gibi görünsede aynı kutsal metinlerde insanlar onu indra, mitra agni vb. olarak isimlendirirler. hâlbuki hâkikat tektir, azizler onu farklı isimler çağırmaktadır". bu bilgi bizi monoteist tanrı inancına götürür. yani her isim tek bir tanrıyı o alanda ne kadar mükemmel olduğunu nitelemek için vardır.
  • “başlangıçta ne varlık vardı ne de yokluk...

    ne hava vardı, ne de onun ötesindeki gökyüzü

    bir kımıltı mı? nerede? hangi örtünün altında? kimin himayesinde?

    dipsiz suların sonsuz derinliği mi yoksa?

    ne ölüm vardı o zaman ne de ölümsüzlük.

    ne de gündüzü geceden ayıran bir işaret.

    ama bir o vardı, soluk olmadan soluyordu kendi iç gücüyle

    başka da bir şey yoktu.

    karanlıklar içinde karanlıklar dururdu;

    boyutları olmayan bir deniz gibi;

    mümkün olanı hala biçimlendirmemiş bir boşluk,

    ta ki sıcaklığın gücü tek olanı yaratana dek.

    o zaman, o tek olanda, arzu kıpırtıları varlığa dönüştü,

    ruhun ilk tohumudur arzu.

    bilgelikle gönüllerinde araştırma yapan ermiş kişiler

    keşfettiler varlığın yokluktaki bağlantısını.

    belli belirsiz bir çizgi varlığı gayri varlıktan kesip ayırdı

    ne vardı orada onun üstünde?

    tohum verenler ve güçler oradaydı;

    altta serbest enerji; üstte hızlı eylem.”

    rig-veda 10:129

    (bkz: hinduizm)
  • brahman sonsuz olan’dır. ruh, bilinç ve zihin’dir. yaşam ve düşlerden oluşmuştur. yeryüzü ve sulardır. ışık ve karanlıktır, arzu ve huzurdur, öfke ve sevgidir. erdem ve zaaftır. tüm bunlara yakın şeylerdir. tüm bunlardan uzak şeylerdir. bunların tümüdür.”