şükela:  tümü | bugün
  • portekizli gemiciler 1502 ocak'inin ilk gunu ayak bastiklari bu beldeye buyuk bir yaraticilik ornegi gostermeksizin "ocak irmagi" anlamina gelen rio de janeiro adini yakistirirlarken kendilerini tarih onunde gulunc duruma dusurecek bir yanilginin kurbani olduklarinin muhakkak ki farkinda degildiler. ne talihsizliktir ki, hasmetli bir irmagin agzi sandiklari sular aslinda -yerlilerin asirlardan beri andiklari isimle- guanabara korfezi'nden baska bir sey degildi ve sayelerinde "rio de janeiro" dunyanin en yanlis isimlendirilmis mekanlari listesine yukaridan bir giris yapti.
    latin amerika'nin bagrindan boyle bir baska misnomer ornegi de arjantin'dir. adi latince'de "gumus" anlamina gelen argent kelimesinden turetilmis olmasina ragmen arjantin'in gumus rezervleri hic de oyle ciddiye alinacak, "gelin canlar bundan boyle bu memlekete gumusistan diyelim" tarzi heyecanlara yol acacak buyuklukte degildir. ote yandan juliet'in de muhabbetlerinin bir noktasinda asigi romeo'ya sordugu gibi "what's in a name" dostlar?
  • nerden nasıl başlamalı bilmiyorum ama önce bi genel hatlarıyla nasıl gittik, nerede kaldık sorularından başlayayım.

    askere gitmeden 6 saat (evet saat) önce (bkz: 347. kısa dönem) bir gazla 2 kişi, kişi başı 1.800 tl'den biletleri aldık. satın alma tarihimiz yolculuk tarihimizden yaklaşık 6 ay önceydi yani, fiyat konusunda bir fikriniz olsun (tabi karnaval zamanı olduğunu not edelim). bir internet portalı üzerinden tanıştığımız arkadaşımız bizi tatilimiz boyunca (22 gün) misafir etmeyi kabul etti. özellikle karnaval dönemi en rezil hosteller bile geceliği kişi başı 70 dolardan falan açıyorlar. yani toplamda yine kişi başı olmak üzere 2.000 tl kadar tasarrufumuz oldu. fakat tabi parası pulu bir yana, bizim de en başından beri yapmak istediğimiz gibi biz orada "turist" olarak 22 gün takılmak istemiyorduk. evinde kaldığımız arkadaş da sağolsun her türlü mekana, restorana, olağanüstü sahillere götürdü bizi. kendi arkadaşlarıyla tanıştırdı. kendisi işe gitti anahtarı bize bıraktı derken biz orada brezilyalı olduk çıktık. zaten tiplerimiz kavruk. kirli sakal, şort, tişört (ya da üstsüz), parmak arası terlik. al sana tipik brezil erkeği.

    nereden başlayacağımı bilemiyorum demiştim ya, onun sebebi şu. "ya o kadar da eğlenceli değil" diyen var; "karnaval dışında canlı değil" diyen var. "güzel sahil görmek isteyenler rio'ya değil şuraya gitsin" diyen var. var oğlu var. tüm bunlara karşı gerçekten çok hınzır, biraz acıyan, biraz da keyifli bir troll face ile gülümsüyorum. neden ? çünkü sen "turist" olarak gitmiş ve tatilini öyle geçirmek istemişsin. sen 3-4 günde gezip gördüğün rio'yu anladığını, yaşadığını düşünmüşsün ama yok işte öyle değil. ben de hayatımın muhtemelen hiçbir döneminde 3 haftalık bir tatil imkanı bulamayacağım ama işte askerlik sonrası böyle bir boşluk oluştu. onu da böyle değerlendirdik (askerlik sonrası rio !!). neyse, uzatmayayım. tabi ki uzun süre kalmanın avantajı çok büyük. bizim elimizde de bir tane guide applicationı vardı ama hepsi o. gitmeden önce ne bir araştırma yaptık, ne mekanlarına baktık, ne de turistik yerlere. gittiğimiz gibi kendimizi brezilyalı arkadaşlarımızın kollarına bıraktık. onlar nereye gidiyorsa oraya gittik. ne yiyorlarsa onu yedik. bizi çok şahane yerel restoranlara götürdükleri gibi havalı yerlerde de yemek yediğimiz oldu. bir sürü güzel club, bar gördük. bunlara casa de matriz ve rio scenarium da dahil. ne costume party'si kaldı gitmediğimiz ne de karaoke'si. şöyle bir örnek vereyim. bize dediler ki madem buraya geldiniz, rio scenarium buranın en meşhur mekanlarından biridir, görmeden gitmeyin. tamam dedik gidelim. giriş ücreti 40 rea (yaklaşık 35 tl) verdik. girdiğimizde saat 10'du. saat daha 1'e bile gelmeden fazla "havalı" ortamdan sıkılıp oradan ayrıldık ve kafa dengimiz mekanlarda takılmaya devam ettik. ama eğer "turist" olsaydık inanın sabaha kadar orada kalıp çok eğlenmiş numarası yapacaktık.

    şimdi bu gece hayatı canlı değil meselesi. öncelikle, puahahaha. sonra, yüzeysel olarak haklısınız. örneğin bir salı gecesi lapa'ya gittiğinizde sokaklar o kadar da canlı görünmeyebilir. fakat hangi mekanda hangi private parti olduğunu bilirseniz, hangi gün hangi mekanda hangi özel partinin yapıldığını bilirseniz, ya da etrafınızda sizi "çarşamba gece şurada şu parti var, oraya gidiyoruz" şeklinde çağıracak arkadaşlarınız varsa rio geceleri canlılığın kitabını yazar.

    bir yerde şöyle bir yorum okumuştum: "paris için kafe neyse, rio için de plaj odur." rio'nun şehir merkezinin plaj uzunluğu 50 mil ! herkesin bilidiği coppacabana, ipanema vs. hepsi kilometrelerce uzanıyor. eğer corcovado (isa heykelinin olduğu yer) veya sugar loaf'a çıkarsanız bir bakışta 10'dan fazla plaj görebilirsiniz. bunun yanında rio'dan bazısı 20, bazısı 100 km mesafede inanılmaz güzel plajlar var. bazılarına "belediye otobüsüyle" bazılarına ise araba kiralayarak gittik. bunların içinde bilinenleri de vardı bilinmeyenleri de. yine rio'ya araba+feribot toplam 4 saat uzaklıkta bir ilha grande adası var ki doğa harikası. olağanüstü akvaryum koyları. ancak "ıssız ada" temalı filmlerde görebileceğimiz şekilde sık tropik ormanların bittiği yerde başlayan kumsallar... bunların dışında bir buzios, bir grumari falan da var mesela. işte rio'yu diğer şehirlerden ayıran özellik bu. istanbul büyüklüğünde bir metropol düşünün. tamamen, ama hakikaten tamamen tropik ormanın içinde, kendi içinde 20 tane alanya, 15 tane kemer var. 100 km yarıçap içerisinde 10 tane bodrum, 5 tane yunan adası var. yetmemiş, içeride lagoa dedikleri muhteşem bir göl de var. yine şehir merkezinde aniden yükselen tepelerden yamaç paraşütü, paragliding yapmak mümkün. şehir merkezi diyorum bak hala, trekking, hiking imkanları bolca var.

    ingilizce bilmedikleri doğru. halkı geçtim, müzelerin, turistik yerlerin neredeyse hiçbirinde ingilizce açıklama yok. bu konuyu tartıştığım hukuk master'ı yapan bir kız "iyi de biz yurt dışına gittiğimizde bizimle portekizce konuşuyorlar mı ?" şeklinde dünyanın en yüzeysel yorumlarından birini yapmıştı. bu bence milliyetçi bir bakış açısından ziyade "ben keyfime bakarım hacı" anlayışı. yani ülkeye gelen turist rahat etmiş, eğlenmiş adamın umrunda değil. eğlence de kendisi için, karnaval da. ha, gelip eğlenmek isteyen adamı da anında kabulleniyorlar. kızı, erkeği bu kadar mı sıcak bu kadar mı yardımcı olur bir milletin ? hiç tanımadığın bir gruba giriyorsun, naber nabıyonuz derken 2 dakika içinde seni akşam dışarıya davet ediyorlar. ya da ne bileyim karnavalda beraber takılıyosun. ama tabi hep dediğim gibi bunda yanımızda bir ya da birkaç brezilyalı oluşunun etkisi de var. öyle ki tek kelime ingilizce bilmeyen nice insanla saatlerce gülüp eğlendiğimiz oldu.

    karnavalı anlatmaya dermanım kalmadı. şöyle düşünün, dünya üzerinde bundan daha manyak bir sokak eğlencesi yok. herkesin kafa bi milyon değil, en az bi milyar. ve ne dikkatimi çekti. onlarca bloco gördüm. o kafayla bir (1) tane tartışma görmedim. not edilsin.

    hepsini geçtim, santa marta favelasına gittik lan !! dünya şehir merkezleri düşünüldüğünde belki de en fakir, suç oranının en yüksek olduğu yere (2008'den sonra ciddi iyileşmeler olmuş). michael jackson'ın "they don't care about us" klibini çektiği yere. bize dediler ki asla ama asla turist başınıza gitmeyin. eğer yanınızda bir brezilyalı olursa çok sıkıntı çıkmaz. aynen de öyle oldu. bir girin bakın fotoğraflara favela nasıl bi şey. işte o favelanın en dibine, en yükseğine kadar gittik. mj heykelinin önünde bir brezilya televizyonunda çalışan gönüllü bir amcanın çabaları sonucu her salı "dam" gibi bir yerde michael jackson klipleri gösteriliyor. favela çocukları da klipteki hareketleri taklit ederek dans ediyorlar. bir mj hayranı olarak hayatımın en özel anlarından biriydi.

    velhasılı, daha ben size özetin özetini yazdım. rio olağanüstü bir şehir. boşuna "sexiest city of the world" değil; ki bu "sexy" kelimesi kadınlar erkeklerden ziyade şehrin kendisi için geçerli. son olarak bir anektod paylaşayım. biz rio'yu iyi kötü gördükten sonra dedik ki ulan biz istanbul güzel falan diye kendimizi kandırmışız. sonra bu muhabbet hep devam etti. neyse, bir gün sugar loaf tepesinde gün batımını izlerken istanbullu bir çiftle tanıştık, konuştuk. daha biz hık demeden aynen şunu dediler: "biz de istanbul çok güzel falan diye kendimizi avutuyorduk, adamlar cennette yaşıyormuş haberimiz yok." aha işte rio'nun özü de bu.
  • erkekleri de tas otesi. bu vucutlarin sirri nedir nedik? butun gun ac bilac plajda yuzup voleybol oynamakmis. estetik ameliyat oraninin dunyada en yuksek oldugu sehir. kadinlar en cok en alt sira kaburgalarini aldiriyor ki kum saati gorunumune ulassinlar. bunlar sehrin goz boyayan taraflari.

    onunuz plaj arkaniz favella dedikleri gecekondu daglari. mumkunse uc plaj (copacabana, pianema ve leblan) disina cikmayin. trafik korkunc. kirmizi isikta durulmuyor. araba carpmis yayalar kanlar icinde yerde goruntuleri de yaygin. otobus soforleri istanbul dolmuscularini efendi kategorisine sokacak cinsten. taksi soforleri de para ustu yok hadisesine cok musait. turkleri son dunya kupasindaki karsilasmamiz sayesinde tanimis, bellemisler. her erkek cocugu istisnasiz futbol oynuyor. bir tanesi tutturdu ogluna turkiye'de kulup bulayim diye. dedim amca, ne anlarim ben. mahallenin takimina transfer edersin dedi. kalakaldim. olsun olsun, dedi. numarasi hala duruyor. fakirin umudu olduk, iyi mi?
  • rio de janerio (rakim: 75) oraya yeni yerlesmis bi yabanci icin kisa sürede cennete dönüsebilir, rakim 44000 olabilir. bunun icin elinden iyi kötü bi is gelen birisi olmaniz yeterli olabilir (bakin olur demiyorum olabilir diyorum, olur mu olur diyorum)

    mesela düsünün, bir backpacker siniz, memleketiniz de almanya. rio yu gezdiniz cok sevdiniz, egzotik buldunuz, oooh buraya yerlesiyim dediniz, az cok paraniz da var, buldunuz ara mahallelerinden birinde dandiginden bir ev ve yerlestiniz. ve bu olaydan sonra sanir misiniz ki öyle normal hayatiniza devam edeceksiniz. edemeyeceksiniz. gidecek mahallenin genclerinden biri yaninda bikac capulcu arkadasiyla birlikte (ki büyük ihtimal silahli olacaklar) bi aksamüzeri kapinizi calacak (bkz: bir gece ansizin gelebilirim) ve birader sen kimsin nesin ne bok yemeye tasindin buraya diye soracak. siz de bilmem sevdim burayi calisacagim isallah diyeceksiniz. ve akabinde size "elinden ne is gelir" diye soracaklar. iste bu soru hayatinizin geri kalanini icin dönüm noktasini teskil edebilir, eger tatmin edici bi cevap veremezseniz, bi boka yaramadiginiz intibasi olusursa, orada vurulabilir, döve döve sehirden siktiredilebilirsiniz, fakat derseniz ki "cok iyi tamir yaparim, enfes araba sürerim, mütis dikis dikerim giysi yaparim" , ve kanitlarsaniz ki elinizden gercekten bir is geliyor, ondan sonrasi cok degisik olur. söyle ki:

    o saatten sonra (atiyorum iyi tamir yapiyosunuz) sizi mahallenin tamircisi olarak benimseyecekler, buzdolaplarini, camasir makinelerini, ütülerini tamir icin size verecekler, sizin de cok iyi tamir ettiginizi görüdklerinde sizi bagirlarina basacaklardir. bu bagira basma, arada bi kapinizi calma bi istegin var mi diye sorma, isteginizi aninda yerine getirme, (abi suraya gidicem araba lazim dediginizde, hemen diyip yolda bi arabayi durdurup söförü disari atip al abi diye hizmetinize sunduklari, abi hatun lazim dediginizde hemen diyip yarim saat sonra kapinizda 3 adet brezilya poposuyla beraber bittikleri, ot lazim cigara lazim dediginizde torba torba esrarla yarim saate kapinizda bittikleri vakidir), bi cok alisverisiniz icin para almama, arada yemege cagirip yedirip icirip aslan tamircimiz bizim diye kafanizi oksama olarak vuku bulabilir.

    zira rio da ceteler cok güclüdür. silahlari olsun organizasyonu olsun her zaman polisten daha kuvvetlidir, rio da birincil güc odagi devlet degil, saga sola serpistirilmis lokal güc odaklaridir, mahallelerde sevilen ve cidden faydali oldugu düsünülen bi insansaniz kralsinizdir. polis olsun zabita olsun bunun bilincinde görevi sallayip "bari yolumuzu bulalim" a bakmaya baslamislar, ne oluyo lan burda cikislarina karsilik gelen "gel haci bi biramizi ic soguk soguk" önerilerine "ne sicak yapti be" diyerek yönelmislerdir. eskaza niye görevinizi yapmiyonuz lan diye cikisan olursa "bizim gömlekler cok dar kolu kaldirip istedigimiz gibi nisan alamiyoruz, bizim botlar eskidi istedigimiz gibi kosamiyoruz suclunun pesinden" gibi süper gerekcelerle siyrilmislardir isin icinden.
  • portekizce'de "hiu ci janeyru" diye okunuyor. insan üzülüyor..
  • tepeden cekilmis fotograflari, copacabana plaji, caipirinhasi, plaj boyunca uzanan aksam pazarlarinda super ingilizce konusan saticilari, ozellikle kendi tasarimlarini satan takicilari guzel olan sehir.

    ama gelir dagilimindaki ucurumu, aynen nam-i diger brezilya dizilerinde oldugu gibi, hizmetci bollugundan, her kose basinda hizmetci uniformasi satan dukkanlara rastlamaktan anlayabilirsiniz. ki daha favelalara gelmedim bile.
    brezilya'nin en dusuk gelirli kesiminin yasadigi, sehrin merkezinden gorulen tepelerin eteklerine kurulmus, sanki rengarenk kibrit kutulari bir cocuk oyununda ust uste dizilmis gibi gelisiguzel ve her an yikilacakmis gibi duran bir suru evin oldugu, sokaklarinin tekinsiz oldugu, muhtemelen orada buyuyen guzel kizlarin yabanci ve yasli turistlere kurtulus umidi ile baktigi yerler favelalar.

    hayvanat bahcesine goturur gibi, turistlere 'favela' turlari duzenleyen sirketler var. zaten bir yabancinin kendi basina oralara gitmesi pek akil kari degil. pek cok turizm firmasi ve disislerinden kesin dille uyari tonundadir bu, 'sakin yaninizda rehber, grup arkadaslariniz olmadan favelaya gitmeyin.'
    yani aslinda mumkunse hic gitmeyelim favelaya, mumkunse olmasin oyle yerler.

    fakir-zengin arasindaki ucurum bu kadar belirgin olunca, suc orani kacinilmaz olarak yuksek. hirsizlik epey yaygin. otel personelleri, otel kasalari, sokaklar, taksiler, hicbir yer guvenli degil. ulasim araci olarak metro oneriliyor, ve gayet temiz duzenli calisan bir metrosu var.
    taksi onerilmiyor, zaten trafik berbat ve kimin taksici olup kimin taksici taklidi yaptigini ayirt etmek zor.

    yemek yenilecek en guzel ve ucuz yerler et lokantasi benzeri restaurantlar. ellerinde envai cesit etle, firil firil donen garsonlar surekli cesit tattirmak icin cevrenizde. vejetaryenseniz de sorun yok, bufeleri epey zengin, ve vejetaryen cesitler de bol miktarda var.
    'bugun ucuz bir yerlere gidelim, aa pizzaci, hadi' derseniz fiyatlar karsisinda sok olabilirsiniz. iyisi mi, kendinden emin ve salas adimlarla iceriye girmeden once, iceridekilerin giyim kusami, genel atmosfer gibi ipuclarini degerlendirin. bir pizzaya 35 euro vermek durumunda kalabilirsiniz.

    insanlari sicak ve yardimsever. guzel mekan, keske zenginligini herkes paylassa. insanin icini burkan mekan ayni zamanda.
  • brezilyanın bir kenti...eglence cenneti...festiwaliyle unlu kent...karıları das gibin olan yerlesim bolgesi...bunyesinde flamengo, fluminense, portuguesa we vasco de gama olmak uzere dort buyuk takımı barındıran futbol cenneti...
  • her ne kadar dünyanın en güzel şehirlerinden biri olsa da yaşamak için uygun bir şehir değildir. hele hele portekizce bilmiyorsunuz uygun değildir. bu arada buenos aires'i rio'dan kötü görenlerin ta amına koyayım. neymiş tangosunu sikecekmiş. de siktir git orda sik.
  • "tanrı sonsuz bir yaz, sonsuz bir gençlik bağışlamış bu topraklara. rüzgarda uçuşan rengarenk etekleri kadınların, kumsalları saran marihuana dumanı, alev alev yanan kaldırımlardan kalçalara dolanan ritimler, yırtıcı bir kuş gibi kendini uçurumlardan salan arzu.. cinselliğin buharında soluk alıp verebilen bir kent: rio de janeiro. hep çırılçıplak, ama hep maskeli.. hep doygun, ama hep ..."

    aslı erdoğan, kırmızı pelerinli kent
  • 2014 dünya kupası ve 2016 olimpiyat oyunları öncesi girişilen temizlik harekâtının savaşa dönüştüğü, avla avcının birbirine karıştığı şehir: http://www.boston.com/…e/2010/11/rios_drug_war.html.