*

şükela:  tümü | bugün
  • nakaratlar uzun zamandır türkçe'ye tercüme edilmeyi bekliyordu. işin nihayete ermesi ışık ergüden'in elinden olunca, hakkıyla tamamına ermiştir diyebiliriz. nakaratlar, bir félix guattari kitabı. yakın dönem büyük filozoflardan çok azına nasip olmuştur félix guattari gibi bir saha genişliği. elbette ki félix abimizin bu genişliği kaldırabilecek engin bir bilgi birikimi olduğunu da hemen eklemeliyim. benim gözümde 21. yüzyılın en ehemmiyetli ve büyük filozofu félix guattari'dir. ihtiyaçlarınıza göre sizinki değişebilir.

    (bkz: félix guattari/#13540133)

    félix guattari'nin engin bir deniz olduğundan bahsetmiştik. şimdi biraz daha açalım konuyu. nakaratlar, félix guattari'nin 'bir çeşit' edebiyat yaptığı kitabı. ancak, daha çok bir özyaşam öyküsü, 'yataylıklar' (transversalité) ve şizofreni. kendisi 'fragmanlardan oluşan bir otobiyografidir' şeklinde tanımlıyor eserini.

    bu kitabı elinize ilk aldığınızda, yani önsözüne doğru şöyle bir seyirttiğinizde karşınıza bambaşka bir yapı çıkıyor. daha önce böyle bir metne rast gelmediğimi de belirteyim. kitap şöyle başlıyor: 'félix üzerinde altı aydır çalıştığı ve nakaratlar adını verdiği bir metne 1992 yılında son noktayı koydu.' buradan, başka birisinin, daha çok félix guattari'yi tanıyan birisinin kaleme aldığı bir önsöz, belki bir takriz olduğu izlenimine kapılıyoruz. aynı üslup devam ediyor ilerleyen satırlarda ve oysa önsözün sonuna gelindiğinde önsözün de félix guattari tarafından yazıldığını anlıyoruz. imzası ise mükemmel: "stephen 'deadalus' guattari". buradaki deadalus öğrendiğim kadarıyla 'a portrait of the artist as a young man' adlı james joyce kitabına bir atıf, joyce'u okumadım. hem kahraman olarak hem de nakaratklar'ın otobiyografik işleniş tarzı açısından. ancak félix guattari bambaşka bir şey deniyor. bu başkasının isimle imza işi, bana nietzsche'nin wagner'ın karısına yazdığı mektuplardaki 'diyonisos' imzasını hatırlatıyor. belki başka bir anlam da yüklenebilir ama, incelendiğinde benzerlik görülecektir: bu kitap biraz da düzyazı şiir. 'poeme en prose' diyor fransızlar. nietzsche'nin 'dionysos dithyrambosları' ece baba'nın morötesi requiem'i de böyledir. félix bunu düz yazıda deniyor, bambaşka bir iş için: 'otobiyografi'. elbette ki örneklerde verilen ece ayhan ya da nietzsche de özyaşamlarından bir şeyler eklemişlerdir eserlerine, bu kaçınılmaz. ancak, ilk elden amaç olarak otobiyografik bir metni almak, işte félix guattari'nin yaptığı iş budur. nietzsche felsefeyi çekiçle yapmıştır denildiğini duymuşsunuzdur, evet öyledir. ancak nietzsche şiirseldir, hem de her damlasına kadar. söz gelimi zerdüşt'ü okurken ellerinizi bir semazen gibi açar, ayağa kalkar ve huşu içerisinde cem edersiniz, raks edersiniz, sema edersiniz. bunu yapacak halet-i ruhiyeyi bulamıyorsanız, o kitaptan tam yararlanamamışsınız demektir. bu tam anlamıyla, ya da efendimiz baruch spinoza (a.s) tarafından kullanılan anlamıyla sevinç'tir. efendimiz etika'sında 'bu (yani bölgesel sevinç) öyle bir doğaya sahip sevinç olabilir ki, bambaşka bir doğaya sahip tahrik; üzüntü, sıkıntı olan bir tahrik gerektirebilir.' diyor.

    tarihin yanlış bir şekilde yazdığı, aslında spinoza'nın öz be öz oğlu olan gilles deleuze ise, spinoza üzerine onbir ders kitabında bunu: 'spinoza’nın aslında istediği, birinin özünü yeğin bir şekilde, yeğin bir miktar olarak tanımlanamtır.' şeklinde enfes bir biçimde açıklar. spinoza yine etika'sında 'daha az bir yetkinlikten daha üst yetkinliğe geçiş' olarak tanımlar sevinç'i. işte şiirsel bir metin böyledir, sevinç verir, bizim daha az bir yetkinlikten daha üst yetkinliğe geçişteki merdivenimizdir. halet-i ruhiye budur. evet. özellikle nietzsche ve dithyrambos'lara olan atfımın diğer sebebi, kitabın 1992'nin başlarında bitmiş olup, guattari'nin 29 ağustos 1992 tarihinde dar-ı ukbâya irtihal etmesidir. nietzsche de dithyramboslar'ı toparladığının ertesi günü delirmiştir. gerçek delirme, klinik yani.

    nakaratlar kitabı, guattari'nin kendi tasvirine göre: 'kendi adlandırmasıyla şizofrenisi masalcı giyisisini mutlulukla (felix, félix) sırtına geçirme imkanı tanımıştır.' şeklinde tanımlanıyor. félix latince kökenli bir isim, mutluluk demek. burada guattari kendi ismiyle ilgili bir kelime oyununa da gidiyor ve metin başlıyor. birkaç paragrafını alıntılıyayım aşağıya:

    'gece, hayatın frengisi, hep aynı. el kırmızı perdeye asılıyor. çekmecede ne işliyor? konuştuk. tercih şansı pek yoktu.'

    ilerleyen satırlardan biraz örnekler:

    'merhaba pauline, mesela pauline carton. 1956'da karşılaşmış olmalılar, komünist muhalif bir harekette. yapacak çok iş var! daimi bir kasılma. ama cinsel bakımdan gayet iyi anlaşmışlardı. onunla iki ya da üç kez düzüşmüş olmalıydı. geoffroy-saint hilarie sokağı'ndaki lokal. imleyen şakaları. sanki dokuz yüz on dört savaşı öncesi. kapıyı çalmadan girmişti. afallamış kalakaldı.'

    evet. nedir bu satırlar? neyi ifade etmektedirler? işte biraz da bu tip detayların peşinden gidilirse dehşet verici bir mimariyle karşı karşıya olduğunuzu anlayacaksınız bu eserde. rue geoffroy st hilarie (geoffroy-saint hilarie sokağı) söz gelimi. neresidir burası? félix guattari için ne ifade etmektedir? o sokakta ne var idi ki bu kitaba girebildi? doğrusu çok zorlu bir süreçten bahsediyoruz. benim bulmam imkansız, şu haldeyken. tabii ki işin bir tarafı bu. yani yazar ne demek istedi'nin peşinden gitmek. ancak akış, kendisinin de belirttiği gibi şizofrenik bir şekilde devam ediyor. bu da çözümü fevkalade imkansızlaştırıyor.

    --- spoiler ---

    "take it easy"

    --- spoiler ---

    kitap iki ayrı bölümden oluşuyor. birinci nakarat ve ikinci nakarat. ikinci nakarat ise gilles deleuze ve félix guattari'nin ortak eseri olan mille plateaux'nun (bin yayla) 'de la ritournelle' bölümünden bir alıntıyla başlıyor, insan okumaya korkuyor bu giriş kısmındaki alıntıyı. ve ilk kısımdaki üslupla kitap sonlanıyor. aslında guattari'nin bu kitabı yaklaşık 300 sayfa tuttuğunu, ancak 63 sayfaya indirdiğini belirtiyor.

    peki bu kitabı nasıl okumalıyız? bu kitabı yazan kişi 'doğru düzgün' şurada doğdum burada büyüdüm diyemez miydi? doğrusu ben de öğrenmek isterdim bazı detayları ancak, böylesi daha kamçılayıcı geldi bana. evet soruya dönelim, peki bu kitabı nasıl okumalıyız? sadece ana hatlarıyla kameranın içerisine oturun, hepsi bu. bir kamera düşünün ve bir de oda. guattari kendi kendine anlatıyor, notlar alıyor. yani anlatan guattari ve siz de filme kaydediyorsunuz. ancak o anlatırken, siz düşünmeye devam ediyorsunuz ve bir süre sonra hem anlatan ve bir yandan da düşünen olduğunuzu hayal edin. evet çok şey istiyorum ama bunu yapmazsanız daha üçüncü sayfada bu şaheseri, bu özel ve yeni türün farklılıklarının lezzetini kaçırmış olacaksınız. oturun, sadece hayal edin. villejuif'deki değirmen denilince illa ki o değirmeni görmeyin, başka değirmen görün, ama değirmen olsun, atmosferi tutturun. 'şu milanolu' deyince kimdir bu diye düşünmeyim, ortalama akdenizli ve avrupalı bir tip düşünün. düşündüğünüz tipler 1992 yılından sonra yaşamıyor olsunlar. hassaten 1940 ila 1990 arasındaki 50 yıllık süreçte seyredin. evet bu bir astral seyahat deneyimi, hem de anlatıcısı félix guattari. allahtan belanızı mı istiyorsunuz daha.

    kitabın bitiş cümlesi, kalbimizde derin bir huşuya sebep oluyor nitekim: 'alice tatlı sert'.
  • "kelimeler, karınca gibi ağaçlara tırmanıyor. testere dişleri;çürük diş. oturun. mareşal portreli iki pul ve asasını temsil eden, araya sokulmuş vinyetli özel heyet. ekşi pembe haplar: vitaminli bonbonlar, sizin ruhunuz var mı?bizi kürekler götürüyor, götürüyor, götürüyor...kıt kanaat, gün ağarırken atlar, bitek gerçeklik. kapılara barikat kurdular, pencerelere makinalı tüfek yerleştirdiler. geceleyin, imkanlar tükendi, yok olup gitmiş, kaçamak üçüncü bir terim, maskeler ve bergamaskeler, bergamo dansları. su dolu bir tüp ya da küçük bir şişe, radyatöre bağlanmış. erkek kardeşi gibi yapmak için." (bkz: guattari)
  • "ova, benim ovam. lejyonerim benim."
  • burada geçen sözcüklerin yarısını yesen aklın bir daha acıkmaz. lüplet..

    "beynin ıssız bölgelerinde flu bir kesinlik sorunu" ve elbette "dejenere mutantların katabolik ordusu" biz "olgunlaşmamış bireylerin yazgısını doğrudan etkiliyor."

    saptayımlar düzleminde düşünce çorağı bir ovayı yükseklerden süzen şahin, keskin gözlerine uyku düşmesin, bok içinde.
  • "kelimeler, karınca gibi ağaçlara tırmanıyor."

    nakaratlar için 6 ay çalışmış guattari ve 300 sayfasını eleyerek iki parçalı yaklaşık 70 sayfalık paramparça bir -çeşit- şiirsel günce çıkarmış ortaya. aksak bir otobiyografi belki de...

    "jestin güzelliği adına. oraya geri dönme vakti. güzel kaçak."

hesabın var mı? giriş yap