şükela:  tümü | bugün
  • ümit kıvanç tarafından farklı bir tarzda hazırlanmış "vicdan ve serbest piyasaya dair" bir film. dokuz bölümden oluşan filmin bölümlerini isterseniz ayrı ayrı isterseniz tek parça halinde izleme imkanınız var. bölümlerde ek bilgiler ve çokça açıklama yer alıyor.

    filme ulaşabileceğiniz link: http://riyatabirleri.net/16ton_ana.html

    filme dair ümit kıvanç'ın açıklaması ise şöyle:

    "16 ton, insanlık tarihine ironik bir yaklaşım. bugünkü yanlış hayatımızı neleri nerelerden nasıl çıkararak inşa ettiğimizi anlatıyor. gele gele vardığımız serbest piyasa ve özgürlük çağı yoksa bütünüyle halkla ilişkiler faaliyeti ürünü mü? madencilerin sefaletini anlatırken gözde bir hit parçası oluveren "16 ton", yoksa sadece bir şarkı mı?

    16 ton, büyük ölçüde, fotoğraf, resim, desen ve gravürlerin hareketlendirilmesiyle yapılmış bir "masa başı" filmi. orijinal hareketli görüntüler de içeriyor; ama az. ardında da, uzun ve ayrıntılı bir araştırma var. yapılışı 1,5 yıla yayıldı.

    bu siteden, filmin tamamını da izleyebilirsiniz, bölümlerini, ayrı ayrı da. sitede filmin metni de yeralıyor. her bölümün sayfasında, birçok ek bilgi ve filmin ayrıntılarına dair açıklamalar var. iyi seyirler ve okumalar."

    (bkz: 16 ton)
  • daha "riya tabirleri" ismini duyar duymaz ilgimi çekmişti ki hemen ardından ümit kıvanç'ın işin içinde olduğunu görünce, henüz izlemeden benimsediğim belgesel oldu. belgeler, görseller, metinler ve tüm insanlık tarihi...hani bunlardan yeni birşey çıkar mı ki diye düşünüyor insan ilk başta ve hatırlıyor "güneş altında söylenmedik yeni birşey yok" sözünü. lakin işte yorum farkı var...işte o yorum farkı, bakış açısı; birşeyin yeni olmasına yetiyor da artıyor bile...
  • bir eren erdem kitabıymış.
    zamanın insanına...
    "yazar eren erdem bir kez daha ezberleri bozuyor...
    abdestli kapitalizm, nurjuvazi, şeytan evliyaları gibi kitaplarıyla tanınan ve islam düşüncesine getirdiği yeni yorumlar ile adından bahsettiren eren erdem, riya tabirleri ile düşündürücü bir yolculuğa çıkartıyor okurları.
    yazar bu kitabında, "siyaset, din, ideoloji, felsefe ve birçok konuda farklı görüşler ortaya koyuyor."
    insanlığın en büyük problemi olan "riya" sorununun temeline inerek, kötü gidişlerin ana nedenini sorguluyor.
    riya tabirleri, insanlığı kuşatan riyakarlık hastalığına karşı yükselmiş bir sestir. zamanın insanına, zamanın sözüdür.
    riya tabirleri; insanın yeniden inşası, öze dönüş temelinde olgunlaşmış bir manifestodur...

    eren erdemden yine çok tartışma yaratacak bir kitap..."
  • ümit kıvançın müthiş dili ile hislerime tercüman olduğu cehennem varolsun, başka şey istemiyorumyazısının yer aldığı blog.

    cehennem varolsun, başka şey istemiyorum
  • daha önce adını duyduğum, belki birkaç yazısını okuduğum bir blog idi. fakat 21 ocak 2015 tarihli son yazıyı okuyunca bir durup bakma gereği duydum. charlie hepdo saldırısı sonrasında yazdığı yazıda da, dün yüce divan oylaması sonrasında yazdığı yazıda da kendi hayal kırıklığımı, öfkemi, kırgınlığımı buldum. okuduğunda kendini bulmak bu hayattaki önemli lezzetlerden biridir, bu sebeple riya tabirlerini yazan ümit kıvanç'a minnettarım.

    ben dindar ve muhafazakâr bir aileye doğdum, büyük ihtimalle bununla ilişkili olarak okul yıllarımda çoğu arkadaşım da benzer çevredendi. adalet, hak yememek, hoşgörü... bunlar üzerine menkıbeler olsun nutuklar olsun, çok dinlemişliğim vardır. sonra bir gün bir şey oldu. benim küçük çevremde çok net gözlemleyebileceğim bir olay vuku buldu (olayın ayrıntısı mühim değil). dindar olan ve kendilerini öncelikle bu şekilde tanımlayan, toplumdan saygı bekleyen konumda insanlar göz göre göre hak yediler.

    hak yiyenleri de yenilenleri de şahsen tanıyordum. hakkını yedikleri insanlar da kendi halinde, daha yolun başında çalışkan, ekonomik bakımdan orta direk, en fazla alt orta sınıf vatan evladıydı. bunların içinde de 5 vakit namaz kılan vardı. fakat pek dışa dönük bir insan değildi, tabiri caizse kendini pazarlamasını pek bilmezdi bu arkadaş(!)

    hakkı yenenler arkadaşım olduğu gibi, kayırılanların da bir kısmı yakın arkadaşımdı! durumu ilk öğrendiğim anı unutamam: tam anlamıyla mideme sağlam bir yumruk yemiş gibiydim. biraz ayılıp kendime geldiğimde çok acı şeyler söylemiş olmalıyım, çünkü hayal kırıklığım, yaşadığım tiksinme çok büyüktü. kayırılan arkadaşlarım alındılar bundan, hakkı yenenler bile senin kadar tepki göstermedi dediler. onlar gösteremezdi, kendi kişisel çıkarları söz konusuydu, o insanlarsa böyle bir duruma sesli isyan etmeyi kendilerine yakıştırmayacak ağırbaşlı insanlardı. neyse ki ben şanslıydım, olayın yeterince dışındaydım. aynı kayırmayı "kemalist laikçi teyzeler" yapsa zırıl zırıl ağlayıp söylenmedik laf bırakmayacak arkadaşlarım, kendilerine yakın gördükleri "muhafazakâr dindar ağabeyler"ine pek toz kondurmuyor, ve hatta hak veriyorlardı!

    bu da böyle bir anımdır sözlük, evet ama bunu niye şimdi burada anlattın diyebilirsin... yukarıdaki olay benim için kırılma noktası olmuştur. hani ümit kıvanç demiş ya ben o hayal kırıklığını öldürülen, gözü çıkarılan gençlerin yüzüne bakarak yaşadım ve atlattım; işte ben nedense atlatamadım o hayal kırıklığını ve kabullenememe duygusunu. yavaş, çok yavaş da olsa kabulleniyorum, yukarıdaki olaydan beri, ki 2007 yılında yaşanmıştır, hâlâ mücadele ediyorum. belki tüm bu haksızlıklara göz yuman, hatta hak gören güruha ailem de dahil olduğu için bu kadar zor benim için...

    benim ateşim düşmüyor, nöbetim geçmiyor ümit bey. durup düşündüğüm her an patlayacak gibi oluyorum. çarpık, konformist bakış açılarını din, ahlâk ve vatanperverlik kisveleri altında bize dayatan ne kadar tanıdığım, yakınım varsa karşılarına çıkıp sizin bencil, çıkarcı, mantıksız ve sevgisiz dininize, ahlâkınıza, şovenizmden hamasetten ibaret milliyetçiliğinize tüküreyim demek istiyorum. diyemiyorum, ailemden vazgeçemiyorum, onlara duyduğum koşulsuz sevgi ve bağlılık beni durduruyor. öyle de olmuyor, böyle de olmuyor...

    hayatta doğru ve iyi olanı yapmak, bundan da önce önce (en) doğru ve iyi olanı seçmek dahi öylesine zor, öylesine imkânsız bir görev ki, düşünüyorum da makbul çoğunluğumuzun vicdanen bu kadar rahat olması ne kadar "geniş mezhepli" (burada tabir dinsel mezhepten bağımsız kullanılmıştır) olduklarını ortaya koyuyor. çoğunluk değil de azınlık olsalar elbette sapkınlıklarının ahlâksızlıklarının bedelini ödeyeceklerdi ve geriye kalanlar için dünya, hiç değilse türkiye, daha yaşanılır bir yer olacaktı. ama çok kalabalıklar, bu kara kalabalığın içinde haykırmak isteyip de haykıramadığım pek çok şeyi haykıran riya tabirleri benim için çok kıymetlidir, diyeyim, böyle bitireyim. çünkü farkettiyseniz yazıyı bağlamakta güçlük çekiyorum, eğer sonuna dek okuyan olduysa kötü kompozisyon için özür dilerim.