şükela:  tümü | bugün
  • cok matah biriymiş gibi burada kendisinden muhabbetle bahsedilmesine bir anlam veremedigim adam. sevri imzalaması bir yana, büyüklerimizin kendisi ile şöyle de bir anısı vardır:

    istanbul üniversitesi'nin de, o günkü adıyla darülfünun'un da...

    günlerden bir gün, kuvayi milliyeciler anadolu'yu düşmandan kurtarmak için yoklukla savaşırken, düşman işgalindeki istanbul üniversitesi'nde bir konferans vardır, salon hıncahınç doludur. bir süre önce, osmanlı devleti'ni kuran osman gazi'nin babası, ertuğrul gazi için "tatar yavrusu" diyen, fuzuli'nin türk olmadığını söyleyen iran edebiyatı hocası hüseyin danış bey'in bu görüşleri tartışılacaktır. "filozof" sıfatı omuzlarına kadar inen uzun saçlarından menkul rıza tevfik konuşacaktır.

    riza tevfik kürsüye çıkar:
    "sizi merakta bırakmamak için kanaatimi hemen söyleyeceğim, sonra da iddiamı kanıtlayacağım. fuzuli, türk değil, acem'dir."

    ön sırada oturan süleyman nazif ayağa kalkar:

    "yanılıyorsunuz, fuzuli özbeöz türk'tür, azeri türk'üdür!"

    türk'tür, değildir tartışması sürerken, rıza tevfik kestirip atar:

    "fuzuli'nin türk olmasından ne çıkar? siz türkler, aranıza bir tek fuzuli'yi almakla ne kazanırsınız?"

    bir öğrenci bağırır:

    "sen türk değil misin?"

    "hayır, değilim, türklükten çoktan istifa ettim. türk'ün kılıcından başka övünecek nesi vardı? o da bitti. hâlâ istanbul'da oturabiliyorsanız, bunu büyük devletlerin islam âlemine duyduğu saygıya borçlusunuz."

    öğrenciler ayağa fırlar, rıza tevfik'i protesto etmektedirler, "filozof" diklenir:

    "bana bakın, ingilizler burada oldukça, kimse beni susturamaz, istediğimi söylerim, bana bir halt edemezsiniz."

    bardağı taşıran bu olur, bir öğrenci kürsüye fesini fırlatır, yüzlerce fes "filozof"a atılır, rıza tevfik çeker gider.

    olaydan sonra öğrenciler bir sınıfta toplanarak, istiklal ve milliyet duygularına yabancı, saldırgan beş öğretim üyesi üniversiteden ayrılıncaya kadar "darülfünun grevi"ni başlatırlar.
  • kozmopolit osmanlı kültürünün yetiştirdiği son muazzam adamlardan,hayran olunası şahsiyet.entellektüel çapı,ilgi alanlarının genişliği ve edindiği formasyon incelenirse,memalik-i osmaniye'nin yüz sene önce ne çapta adamlar yetiştirdiği anlaşılacaktır.
    ilgi alanları adeta sınırsızdır feylesofumuzun,türk halk edebiyatından bektaşi tekkelerine,sosyalizmden vahdet-i vücut'a,hurufilikten tiyatroya her tarakta bezi vardır kendisinin ve bu durum muazzam bir birikim ve yaşama kültürünün neticesidir.
    kaç dil bildiğini kesin olarak bilmiyorum ,ama kendi yazdıklarından çıkarttığım kadarıyla daha 12 yaşındayken dört dil konuşmaktaydı(türkçe,baba lisanı arnavutça,alliance israelite'te öğrendiği ladino ve fransızca).ikinci meşrutiyet yıllarında selanik'te bir mitingde kürsüye fırlayıp ladino dilinde bir saati aşkın bir politik konuşma yapması dönemin unutulmaz olaylarındandır.
    feylesof rıza tevfik ortaya bir felsefe sistemi koyamamakla eleştirilmiştir,bence bu pek haksızdır,çünkü o sistemli bir düşünür olamamakla birlikte türkiye felsefesine kimsenin yapamayacağı kadar büyük katkılarda bulunmuştur.sosyalizm ve pozitivizmi ilk tanıtanlardandır memalik-i osmaniye'ye,keza 1910'larda peyam-ı edebi'de yayınlanan -daha sonra abdullah uçman'ın derlediği- makalelerinde karşılaştırmalı bir üslupla tasavvuf'u,şark ve garp felsefelerini inceler,bunlar kesinlikle bu coğrafyada düşünmekle meşgul zihinlerin ıskalayamayacağı metinlerdir.hele hele ilk iki cildini yazıp "c" harfine kadar getirdiği efsanevi kamus-u felsefe bitirilebilseydi kanımca abidevi bir eser olacaktı.
    rıza tevfik'in muhtemelen çocukluk günlerinden beri haşır neşir olduğu bektaşilik karakterinin ve entellektüel ilgilerinin şekillenmesinde büyük pay sahibidir.kanımca her türlü zulme karşı çıkmasını sağlayan özgürlükçü ruhunu bu tarikattan almıştır,ayrıca halk ve tekke edebiyatına ilgisi de yine buradan kaynaklanmaktadır,bektaşiliğin ruhen yakın düştüğü masonlukta da yükselmiş,üstad-ı azamlık mertebesine kadar çıkmıştır.
    nedense burun kıvrıldığı şiir alanında ise kanımca devrinin önemli isimlerindendir,bilhassa eski üslubu yeniden ürettiği nefesleri ve abdülhak hamid'in etkisini de taşıyan aruz vezniyle kaleme aldığı,felsefi içerik de taşıyan şiirleri önemlidir.kasvetli yağmurlar,bir an-ı meyusiyyet gibi şiirleri de kanımca sade türkçeyle yazıldıkları halde dönemin diğer örnekleri gibi (mehmet emin yurdakul v.s...) kaba saba olmayan,samimi ve etkileyici eserlerdir.
    siyasi kariyeri ise pek talihsiz olmuştur rıza tevfik'in,1908'de ittihat ve terakki'den edirne mebusu olmuş,fakat diktaya gittiklerini düşünerek bu partiyi bırakarak muhalefet saflarına geçmiştir.türk demokrasi tarihinin utancı olan 1912 seçimleri sırasında (bkz: sopalı seçimler) gümülcine'de ittihatçılardan dayak yemiş,büyükada'da bir konferans verirken tutuklanmıştır.1918'de tekrar siyasi arenaya dönmüş ve maarif nazırlığı ile şura-yı devlet başkanlığı görevlerinde bulunmuştur.bu dönemdeki tatsız bir hadise ise sevr anlaşmasını imzalayan kurulda bulunması talihsizliğinden dolayı yüzellilikler listesinde olup,sürgün edilmesidir.sürgün yıllarının çoğu lübnan'da geçmiştir.
    ortaoyununa da çok meraklıydı rıza tevfik,hatta ressam muazzez ile birlikte arkadaş evlerinde temsiller veren ufak bir tuluat topluluğu kurmuşlardı,feylesofun bilhassa rumelili,arnavut ve yahudi taklitleri meşhurdu.
    yazıyı bitirirken ekleyeyim:esasen doktordu kendisi,ama sadece 1913-1918 arasındaki ittihatçı diktatörlük döneminde geçimini esas mesleği olan doktorluktan temin etmişti.
    işte böyle bir adamdı rıza tevfik,bu büyük entellektüelin,bu hezarfen osmanlının hayatını ve şahsiyetini bir parça olsun anlatabildiysem ne mutlu bana.
  • bu uktede rıza tevfik bölükbaşı kastediliyorsa şunları söylemek mümkün: ittihat terakki cemiyeti'nde bir dönem görev yapmıştı. ancak cemiyetten ayrıldı. birinci dünya savaşı yenilgisinden* sonra sevr anlaşmasını imzalayan ekipte yar aldı. bu yüzden daha sonra epey eleştirilmiş ve sürgüne de gönderilmiştir. uzun yıllar ürdün'de yaşadı. aynı zamanda hekimdir ve felsefeye meraklıdır. anıları "biraz da ben konuşayım" adıyla geçtiğimiz yıllarda yayınlanmıştı.
  • urdun krali'nin emrinde calisirken matbuat umum mudurunun cikardigi antolojide refik halit'ten bahsedilip kendisinin adinin dahi gecmemesine icerleyen riza tevfik hemen bir telgraf cekip:
    "maksad sairlikse sairim, hainlikse sunturlu hainim. o halde neden bu antolojide siirlerimden bir tek misra dahi yok. bunu merak ediyorum" demis.
  • rıza tevfik bölükbaşı fact sheet***********

    ünvanı : şair, felsefeci ve devlet adamı.
    ünlü "one-liner"' ı :ne günlere kaldık ey gazi hünkar, eşek silahtar oldu, köpek mühürdar, katır da defterdar.
    (bkz: katir defterdar oldu esek muhurdar)

    dogum tarihi/yeri 1868 : cesirmustafapaşa (edirne'nin bulgaristan'da kalan parçası)
    eğitim/mezuniyet yılı : tıbbiye/1899
    bildigi diller :fransızca, ingilizce, almanca, italyanca, latince, ispanyolca, arapça ve farsça (okuma, yazma ve konuşma düzeyinde)
    anahtar faaliyetler :
    * 1907’de ittihat ve terakki cemiyeti'ne katılır.
    * abdülhamid karşıtlığından vazgeçip özür dilemiştir.
    *abdülhamid döneminde şüra-yı devlet (danıştay) reisliği, darülfünun müderrisliği
    ve son osmanlı kabinesinde maarif nazırlığı (eğitim bakanlığı) yaptı.
    * 1920 sevres anlaşmasını osmanlı adına imzalayan delegelerden biri oldu.
    *kuva-yı milliye karşıtlığı gerekçesiyle 1922 ve 1943 yıllarını arap illerinde sürgünde geçirmiştir.
    * genel af çıktığında 43'te tr ye dönüp, 1949’da hayata gözlerini yumdu. zincirlikuyu asrî mezarlığında yatmakta.

    tarih sitesi kişilik tanımı : rıza tevfik, düzensiz ve uzun süren okul tahsiline rağmen şaşılacak kadar geniş bilgi sâhibidir. .
    târih bilgisi, hâfızası, sohbeti, zekâsı, nüktesi bütün tanıyanlarca övülür. bundan başka hatip, şâir, pehlivan, doktor,
    sahne sanatçısı... kısacası eskilerin deyimiyle hezârfen (bin hünerli) bir adamdı.

    rıza tevfik, okul hayâtından beri isyancı, ferdiyetçi, o gün için dillerde dolaşan hürriyete tutkun, disiplinsiz
    ve her şeye muhâlif mizâcı ile tanınır. felsefî nesir, edebî inceleme, tenkit ve şiir türlerinde eser vermiştir.

    eserleri :felsefe dersleri, mufassal kâmûs-ı felsefe (c harfine kadar), abdülhak hâmid’in mülahazat-ı felsefiyesi,ömer hayyam, tevfik fikret
    biraz da ben konuşayım (hatıraları) , serâb-ı ömrüm (şiirler)
    http://www.antoloji.com/…ik_bolukbasi_867_84840.pdf dosyasında
    antoloji.com tarafından derlenmiş bazı şiirleri indirilebilir.

    referanslar :
    türk tarihi sitesi http://www.dallog.com/tdsa1/rizatevfik.htm
    aruz edebiyat http://www.aruz.com/…iza_tevfik/r_tevfik_asayfa.htm
    http://www.kalinka.com.tr/…rmeler/dosya/sayfa21.htm
  • surgunde yazdigi bir siir soyledir:

    yolcu yolun ankara’ya uğrarsa,
    sende de azıcık yiğitlik varsa,
    git benden aldığın selahiyetle,
    şu fani sözleri mecliste söyle
    de ki o dalkavuklara
    horoz gibi öten o tavuklara
    filozof ömrünü ikiye böldü
    çölde hür yaşadı ve mesud öldü.
  • ömrünün sonuna doğru yaşadığı derin pişmanlık şuradan görülebilir;

    "divâne sen değil, meğer bizmişiz.
    bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz
    sâde deli değil, edepsizmişiz!
    tükürdük atalar kıblegâhına... "

    (bkz: sultan hamid'in ruhaniyetinden istimdat)

    bu konuda yalnız da değildir;

    "padişahım gelmemişken yada biz,
    işte geldik senden istimdada biz,
    öldürürler başlasak feryada biz,
    hasret olduk eski istibdada biz.
    dem-bedem coşmakta fakr u ihtiyaç,
    her ocak sönmüş ve susmuş, millet aç.
    memleket matemde, öksüz taht u taç,
    hasret olduk eski istibdada biz."

    (bkz: süleyman nazif)
  • şöyle bir laf etmişliği vardır zamanında :

    "anadolu direnişi bir blöftür. avrupa medeniyeti anadolu'yu bu zararlı haşereden temizleyecektir. hüküm galibindir. medeniyeti temsil eden ingiltere gibi bir devlete itiraz etmek küstahlıktır." - 1920
  • abdulhamid han vefat ettikten sonra yazdığı şiir

    nerdesin şevketlim, sultan hamid han?
    feryâdım varır mı bârigâhına?
    ölüm uykusundan bir lâhza uyan,
    şu nankör pezevengin bak günâhına.

    târihler ismini andığı zaman,
    sana hak verecek, ey koca sultan;
    bizdik utanmadan iftira atan,
    asrın en siyâsî padişâhına.

    pâdişah hem zâlim, hem deli dedik,
    ihtilâle kıyam etmeli dedik;
    şeytan ne dediyse, biz 'beli' dedik;
    çalıştık fitnenin intibahına.

    dîvâne sen değil, meğer bizmişiz,
    bir çürük ipliğe hülyâ dizmişiz.
    sade deli değil, edepsizmişiz.
    tükürdük atalar kıblegâhına.

    sonra cinsi bozuk, ahlâkı fena,
    bir sürü türedi, girdi meydana.
    nerden çıktı bunca veled-i zinâ?
    yuh olsun bunların ham ervâhına!

    haddi yok, açlıkla derde girenin,
    sehpâ-yı kazâya boyun verenin.
    lânetle anılan cebâbirenin
    bu, rahmet okuttu en küstâhına.

    milliyet dâvâsı fıska büründü,
    ridâ-yı diyânet yerde süründü,
    türk'ün ruhu zorla âsi göründü,
    hem peygamberine, hem allâh'ına.

    lâkin sen sultânım gavs-ı ekbersin
    ahiretten bile himmet eylersin,
    çok çekti şu millet murada ersin
    şefâat kıl şâhım mededhâhına.
  • ikinci abdulhamid için yazdığı 'şiiri la yemut' isimli az bilinen bir şiiri vardır. şiiri sansürlenmiştir. fakat tarih toplum dergisi 1999 ağustos tarihli sayısında şiirin tamamını vermiştir.ezberimden ilk kıtasını yazayım hatta.

    nerdesin şevketlim sultan hamid han
    feryadım varır mı barigahına
    ölüm uykusundan bir lahza uyan
    şu nankör milletin bak günahına...