şükela:  tümü | bugün
  • rize'de başımdan geçen ilginç bir olayı anlatmak istiyorum.

    bugün saat akşam 6.30 gibi otobüsle trabzon'dan rize'ye geldim. gelmeden önce istanbul'da tanıştığım taksici bey bana "ziraat" isimli mekanda hayatımda içebileceğim en iyi çayın bulunduğunu, rize'ye gideceksem mutlaka oraya gitmem gerektiğini söylemişti. ben de bugün müsait vaktim olduğu için şehre gelir gelmez ayağımın tozuyla oraya gitmeye karar verdim.

    otogarda indim. servisle şehir merkezine geldim. hemen yolun kenarındaki bir bankta yanyana oturan biri 60'larında diğeri en az 70'lerinde iki dede gördüm. bence ikisi de birbirlerini tanımıyorlardı. birincisine dede1, ikincisine dede2 diyelim. dede1 daha standart model bir dede. dede2 ise daha geleneksel görünümlü; hafif sakallı, bıyıklı, takkeli ve bastonlu bir dede.

    genç olanına yaklaştım. "amca selamün aleyküm. burada ziraat diye bir yer varmış. çayı pek güzelmiş. en kolay nasıl giderim?" diye sordum. günün ilerleyen saatlerinde 4-5 kez karşılaştığım olayla orda ilk kez karşılaştım. dedeye adresi sormamla birlikte, diğer dede de olaya dahil oldu. hatta yandaki banklarda oturan adamlar da elleriyle bana gel gel işareti yapmaya başladılar. tabi adresi bir kişiye sorduğum için en azından diğer banklarda beni eliyle çağıran adamları görmemezlikten gelmeye çalıştım. dede1'e odaklandım

    ancak, dede2'nin sesini iyice yükseltip "ne yapazasın orda?" demesi üzerine kafamı kendisine çevirdim. "oranın çayının çok methini duydum amca. hazır istanbullardan rize'ye gelmişken uğrayayım dedim" dedim. dikkatimi istemeden de olsa dede2'ye vermem üzerine dede1 sesini yükseltip, dikkatimi tekrar kendi üzerine çekti. bana yolu tarif etmeye başladı. ancak dede2 dede1'in "yau sen bi sus" diye bağırarak lafını kesti. bana dede 1'in anlattığı yoldan 90 derece farklı bir yolu tarif etti. anladığım kadarıyla ikisi de aynı minibüsün geçtiği farklı yerleri kastediyorlardı, emin değilim. ancak tansiyon roket hızıyla yükseliverdi.

    dede1 "sen ziraate gidezek misun kardeşim?" diye bana sesleniyor, dede2 "yau sen onun lafuna ne bagaysun" diyerek anlatmaya çalışıyordu. bu noktada, artık diyalogu dedelerden birini seçip onu dinleyerek, diğerini görmezden gelerek sürdürmeye karar verdim, denedim. ancak bu mumkun olmadı. zira dede2 bastonuyla diğer adamı dürtüp sözünü kesti. kendi adresini tarif etti.

    bir noktada dedeler adres konusunda tartışmaya başladılar. dede1 benimle konuşmaya çalışıyor, dede2 sürekli onun sözünü kesip, beni bastonuyla dürtüp bana kendi adresini anlatmaya çalışıyordu. sonunda dede1 dayanamadı. sol eliyle dede2'ye çok da sert olmayan bir şamar attı.

    "amca durun napıyorsunuz ?!>£#>½>£? kavga etmeyin, sakin yaa, aa napıyosunuz?" dedim. "yauu ne kavga edezegum ben pununla?" dedi. baktım ki ben adres konusunda ısrarcı olursam olaylar daha da büyüyecek, dedelere hürmetle selam verip dede1'in tarif ettiği yoldan ilerledim. mekanı buldum. dedeler benden sonra ne yaptılar bilmiyorum.

    mekanın çayı hakikaten dedikleri kadar varmış. tavsiye ederim.

    ps: olayın stereotip bir olay olduğunun farkındayım ancak bence hala ilginç olduğu için paylaşmayı tercih ettim.