şükela:  tümü | bugün
  • sait faik'in semaver'indeki öykülerinden biri.
  • orhan veli kanık'ın ilk olarak 15 aralık 1937'de varlık dergisi'nde yayımlanan şiiri.

    haminnemdir en sevgilisi
    çocukluk arkadaşlarımın
    zavallı robenson'u ıssız adadan
    kurtarmak için çareler düşündüğümüz
    ve birlikte ağladığımız günden beri
    biçare güliver'in
    devler memleketinde
    çektiklerine.
  • bülent arınç'ın bahsettiği adada yalnız yaşayan kişi.
  • insanların neyi niye yaptığını anlamadığım, ilginç bir evcilik oyununa dönen bu ülkede şu sıralar birçok kişinin hislerine tercüman olan bir cahit sıtkı tarancı şiiridir.

    robenson, akıllı robenson’um
    ne imreniyorum sana bilsen!
    göstersen adana giden yolu,
    başımı dinlemek istiyorum.

    ben gemi olurum sen kaptan ol,
    yelken açarız bir sabah vakti
    güneşte gölgemiz olur deniz
    yolculuk! derken adamızdayız.

    isterdim tercümanım olasın,
    tanıtasın beni balıklara
    vahşi kuşlara ve çiçeklere,
    bizdendir diyesin benim için.

    ağaca çıkmasını bilirim,
    tanırım meyvanın olmuşunu,
    taş kırmak da gelir elimizden,
    ateş yakmak da, aş pişirmek de.

    robenson, halden bilir robenson
    adan hala batmadıysa eğer,
    alıp götürsen beni oraya,
    deniz yolu kapanmadan evvel!
  • sait faik anısına onun robenson adlı öyküsü için kısa film çekilmiş ve film 4.kısakes lisevizyonda ikinci olmuş. robenson
  • "yuvarlak dünyanın üstünde isimlerini bilmediğimiz fiyortlar, kanallar ve limanlar; gece olunca sakin denize bazen tek bir fener, bazen sağanaklı ışıklar döküp yürüterek, bu yuvarlak dünyanın üstünde bir vücut gibi sinirli ve hararetli yaşarlar.
    dünya alabildiğine doludur. dünyada bakışları birbirine benzeyen birçok insanlar, deniz kenarlarında yıkanır; dağların üstünde buzlar içinde kayar; veya ovaların salkımsöğütleri, kavakları altında sevişirler.
    gözlerin gözlerimden ziyade bana yakın, ellerin ellerim kadar sinirli, sarı tüylü ensen, sandallarının içine hapsolmuş müsterih çıplak ayakların... rengin sarı, kırmızı, esmer, siyah, ne olursa olsun, lisanını anlar, kokunu duyar gibiyim.
    bu yeşil, sarı, lacivert bayrak sizin bayrağınız. komşu kabilelerin bayrağı aynı renkte, aynı şekilde fakat üzerinde dokuz yıldız var.
    onun için mi boğazlaşıyorsunuz? kavgadan evvel evlerinde yemek yediğin, başı sana dokunduğu zaman yaşadığını hissettiğin çocuğu dokuz yıldız için mi öldüreceksin?
    anlaşıldı ben bayrakları değil, insanları seviyorum. öyle ise yuvarlak dünyanın üstünden akıp geçen yıldızlara bakan vapurlarda ömrüm geçecek"

    (bkz: sait faik abasıyanık)