*

şükela:  tümü | bugün
  • farklı sinamatografik anlayışıyla öne çıkar. oyuncu deil bir model olmalıdır kameranın karşısında der.
  • sinematografi üzerine not almayı da ihmal etmemiş, deruni aforizmiş yönetmen..

    "gözün, boşalmaya kadar götürebilen gücü.."
  • "iyi sinema yapmak için bir eşek, bir koyun sürüsü ve bir saydam kız yeter."
    mustafa ırgat
  • "bir filmin montajini yapmak kisileri bakislarla birbirlerine ve nesnelere baglamaktir!"
    "gordugunu senin gordugun gibi goren ilk insan sen ol"
  • tüm zamanlarin en buyuk sinemacıları arasında adi en sik anilanlardandir. bresson'un sinema, sinematografi, oyku anlatimi, duygu yaratimi, senaryo gibi konularda oldukca ilginc yer yer anarsist sayilacak gorusleri vardir. ilk bir kaç filmi hariç amator oyuncularla calismayi tercih etmis ve onlardan sasilacak olcude iyi sonuclar almistir.

    resim gecmisi olan bresson'un filmleri tarif edilirken en sik karsilasilan kelimelerden birisi minimalizimdir. buna karsin sanilanin aksine pickpocket ve un condamné à mort s'est échappé *gibi filmleri nefes kesici de olabilirler. kendisi de iki yil boyunca esir kampında kalmis olan bresson'un ozellikle bir idam mahkumu kacti'daki performansı insanı deli eder.
    ustanın her ne kadar lancelot du lac gibi tarafimizdan anlaşilamamiş bir filmi olsa da, kendisi canımızdır ciğerimizdir. 1981'de sinemayı bırakmış 1999'da hayata veda etmiştir.
  • ona göre oyuncular yoktur. godard ve bresson u birbirinden ayıran en önemli noktada budur iki farklı uçta gibidirler .
  • paranin insana neler yaptirabilecegini gosteren, belki de icinde olan kotulugu cikaran son cektigi filmi l'argent'i bir seri cinayet filmi olarak adlandiran yonetmen.
  • film çekmek demek son sözü söylemek değildir, ilk hazırlıkları yapmaktır der.
  • robert bresson'un su gun su tarih itibariyle bir "avuc" entryden ibaret bir yonetmen olarak kalmasi tesaduf degildir. anlasilamayan bir "en iyi yonetmenlerden birisi" namiyla yuruse de, kendisinin bu sifat tamlamasini hakedecek herhangi bir "en" filmi, calismasi yoktur. genellikle filmlerinden ziyade "film hakkinda soyledikleri" ile anilan, hatirlanan bresson, kanimca sinema tarihinde "donuk, sikici, bir manaya gelmesi umud edilen flulukta" filmler yapma akimini baslatan kisidir.

    bugun sinema festivallerinde ve film okullarinda ne manaya geldigi belli olmayan, uzun uzun bekleyis ve ic cekislerin oldugu, koyun nazarlari ve buyukbas dinginligi hakimiyetinde filmler goruyorsak, bunun buyuk cogunlugunu bu akimin duayeni olan bresson'a borcluyuz. kendisini ve anlatamadigi her seyi essekler gibi ciddiye almis, anlatmaktan cok anlasilmayi, kesfettirmekten cok kesfedilmeyi, beslemekten cok ekmegi aslanin gotune koymayi maharet ve huner sanmis olan bresson bu tavriyla kendince sonra gelen sinemacilara yol gostermis "amdan gotten olsaniz da belki onemli bir seyler diyorsunuz diye saygi duyabilirler" akimini hediye etmistir.

    halkin cekinmeden "yarragim gibi" diyerek adalandiracagi bresson filmleri icerisinde en kayda deger olani journal d'un curé de campagne (ya da"diaries of a country priest"), en berbat olani ise le diable probablement olmalidir.

    kendisine ve sinematografisine zerre saygi duymadigim bresson 99 araliginda oldugunde sinema icin artik cok gec kalinmistir.