şükela:  tümü | bugün
  • özellikle "the anatomy of melancholy" adlı eseri ile ünlenmiş olan onyedinci yüzyıl* akademisyeni. hayatının büyük bir kısmını oxford'da geçiren burton, hepsi kendini "melankoli" konusuna yönlendiren birçok konu üzerinde araştırmalar yapmıştır. kendisi de melankoliden muzdarip olan burton'ın, "the anatomy of melancholy" kitabı, günümüzde dahi, depresif bozuklukların anlaşılmasına rehberlik edebilmektedir. yine de birçok farklı konuya değinen bu kitaptan ilginç bir alıntıyı, ilginçliğine halel getirmemek kaygısı ile, orjinal lisanında vermekte fayda var:

    "every lover admires his mistress, though she be very deformed of herself, ill-favoured, wrinkled, pimpled, pale, red, yellow, tanned, tallow-faced, have a swollen juggler's platter face, or a thin, lean, chitty face, have clouds in her face, be crooked, dry, bald, goggle-eyed, blear-eyed, or with staring eyes, she looks like a squis'd cat, hold her head still awry, heavy, dull, hollow-eyed, black or yellow about the eyes, or squint-eyed, sparrow-mouthed, persian hook-nosed, have a sharp fox-nose, a red nose, china flat, great nose, nare simo patuloque, a nose like a promontory, gubber-tushed, rotten teeth, black, uneven, brown teeth, beetle-browed, a witch's beard, her breath stink all over the room, her nose drop winter and summer, with a bavarian poke under her chin, a sharp chin, lave-eared, with a long crane's neck, which stands awry too, pendulis mammis, “her dugs like two double jugs,” or else no dugs, in that other extreme, bloody-fallen fingers, she have filthy, long unpared nails, scabbed hands or wrists, a tanned skin, a rotten carcass, crooked back, she stoops, is lame, splay-footed, “as slender in the middle as a cow in the waist,” gouty legs, her ankles hang over her shoes, her feet stink, she breed lice, a mere changeling, a very monster, an oaf imperfect, her whole complexion savours, a harsh voice, incondite gesture, vile gait, a vast virago, or an ugly tit, a slug, a fat fustilugs, a truss, a long lean rawbone, a skeleton, a sneaker (si qua latent meliora puta), and to thy judgment looks like a mard in a lanthorn, whom thou couldst not fancy for a world, but hatest, loathest, and wouldst have spit in her face, or blow thy nose in her bosom, remedium amoris to another man, a dowdy, a slut, a scold, a nasty, rank, rammy, filthy, beastly quean, dishonest peradventure, obscene, base, beggarly, rude, foolish, untaught, peevish, irus’ daughter, thersites’ sister, grobians’ scholar, if he love her once, he admires her for all this, he takes no notice of any such errors, or imperfections of body or mind, ipsa haec delectant, veluti balbinum polypus agnae; he had rather have her than any woman in the world."
  • kendisini ingiliz atina'sında görüp democritus'un bir küçüğü olarak değerlendiren robert burton şöyle diyordu:

    "ben yoksul değilim, ben varlıklı da değilim; nihil est, nihil deest, ben azım, hiçbir şey de istemiyorum, tüm hazinem minerva'nın kulesinde... democritus'un bahçesinde olduğu gibi, ben hâlâ sıradan bir öğrenciyim ve bir manastır yaşamı sürüyorum, ipse mihi theatrum, dünyanın kaygılarından ve kargaşalarından kendimi sıyırmış durumdayım, et tanquam in specula positus, dediği gibi, sizin tümüyle yukarılarınızda bir yerde, tıpkı stoicus sapiens gibi, omnia saecula, praeterita praesentiaque videns, uno velut intuitu. dışarıda ne olup bittiğini görüyor ve duyuyorum, diğerleri nasıl koşuşturuyor, üst üste biniyor, gürültü yapıyor ve mahkemede, açıkta birbirini yumuşatıyor, hepsini görüyor ve duyuyorum, tüm bu dava keşmekeşinden uzaktayım! aulae vanitatem, fori ambitionem, ridere mecum soleo!"

    latinceler için

    *nihil est, nihil deest: hiçbir şeyim yok, hiçbir şeyden de yoksun değilim.
    *ipse mihi theatrum: ben kendime tiyatroyum/kendimin tiyatrosuyum.
    *et tanquam in specula positus: hiç umudu kalmamış gibi... / bir aynaya yerleşmiş gibi...
    *stoicus sapiens: kaygısız/tepki vermeyen bir bilge veyahut stoacı bilge bkz. #18675427 ve #18675049
    *omnia saecula, praeterita praesentiaque videns, uno velut intuitu: tüm dünyevî olan biteni, geçmiştekileri ve şimdikileri sanki birmiş gibi düşünerek izleyen!
    *aulae vanitatem, fori ambitionem, ridere mecum soleo: sarayın boşluğuyla ve eşiğin ihtirasıyla hep alay ediyorum!

    addendum@ çevirdiğim metnin ingilizcesi için künye: john dougill, oxford in english literature: the making, and undoing, of 'the english athens', university of michigan, 1998, s.39.
  • melankolinin anatomisi kitabından
    'ben thukydides'in düşüncesindeyim; ' bir şeyi bilmek ve onu dile getirmemek, o şeyi bilmemekle aynıdır''
  • hayran olduğum ingiliz scholar. kusura bakmayın scholar demek zorundayım çünkü scholar kelimesi tam olarak uyuyor kendisine. 1600'lü yıllarda yaşayan birisine öğretim görevlisi demem pek doğru olmaz.

    melankoliyi çok iyi çözümlediğini düşünüyorum kendisinin. 400 sene önceki tespitleri halen geçerli. ayrıca arthur schopenhauer* de okumuş bir insan olarak analizleri çok benziyor aslen.

    dünya acı ve ızdırap doludur çocuklar. bugüne kadar şaşmadı bu.
  • geçtiğimiz aylarda aylak adam yayınlarından melankolinin anatomisi adlı eserinin ilk bölümü çıktı. sanırım kalan bölümler bir yıl ara ile çıkartılacak.
    melankoliyi ele alış şekli hayli enteresan ki kitabı tek seferde okumak gerçekten robert burton'a yapılan bir ayıptır zira tek seferde ''evet okudum, anladım'' denilebilecek bir eser değil. ara ara açıp tekrar tekrar okumalar yapıp, üstünde bir süre düşünüp, etüt etmek gerekiyor.
  • gerçek anlamda bulaşıcı olan öpüşme, gerçekleştirdiğimiz en sinsi, en ketum cinsel edim, ağzın kendine yazdığı mersiye olabilir.

    the anatomy of melancholy
  • the anatomy of melancholy’de robert burton şöyle yazar: "öpmek ve öpülmek... diğer şeylerin yanı sıra, bir şarkının nakaratı gibidir; çok kuvvetli bir güç kaynağıdır. ksenophon’un düşündüğü gibi, bir örümceğin zehri kadar bulaşıcıdır."

    doğar doğmaz bu oluşların kıvrımlarıyla sarsılıyor insan. rüzgârla birlikte birtakım kuşların kanat seslerine benzeyen küçük çırpınışlar. bir şeylere çarparak eriyor dudaklar. diğer dudakların yarıklarında, sürekli fısıldaşarak yayılıp gidiyor öpüşme. "ilişkinin" tabanında tortulanmış zehir gibi, kaderin kollarına bırakıyor kendini kesik kesik... kıvrımlarını sert sert sallayarak, ürperen dokusunu cesaretlendiriyor her seferinde. epeydir unuttukları yer yatağının özlemini duymadan, ahşap kolona dayalı yüzün üstünde gezdiriyorlar asırlarca sürecek mutlu bir hayatın başlangıcını.
  • ''nefret ediyorum; ama ne kadar istesem de nefret ettiğim şey olmaktan kurtulamıyorum.''

    robert burton, melankolinin anatomisi