şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: wilson fisk)
  • irak saldirisi basladigindan beri, bolgeden en dogru ve tarafsiz haberleri gecen, onemli adam. cok endiseleniyorum basina bi is gelecek diye, oralarda neler oldugunu tamamen birinci agizdan, en dogru sekliyle ileten tek isim cunku... ona bisi olursa, irak haberleri tamamen karanligina gomulecek kanaatimce...
  • bağdat'a ilk girilen günlerde, pazar yerinde onlarca sivilin ölmesine neden olan tomhawk'un kendisine ait olmadığını iddia eden amerikanın ağzına lafı tıkan adamdır. herif gidip şarapnel parçalarından füzenin seri numarasını bulup olayı kanıtlamıştır. bush(t) yönetimi buna cevap verme gereğini bile duymamıştır. ayrıca usame bin ladin'le röportaj yapmış ender gazetecilerdendir. zamanında kürtlere yapılan kimyasal saldırının kimin işi olduğu konusunda da kafamda soru işaretleri yaratmıştır. hastasıyız.
  • ırakta esirlere yapılan işkence fotoğrafları ile ilgili independent'ta amerikan yönetiminde epey ağır yazılardan birini daha yazmış bir yazardır bu lakin "neden şaşırıyoruz ki" başlığı altında bunların olmasını biz hazırlamadık mı, arap düşmanlığını körükleyen filmler çevirdik, o bölgedeki amerikan askerleri, amerikanın milliyetçiliğin en azmış bölgesinden olduklarını bilmiyor muyduk gibi soruları sorarak en nihayetinde yapılan işin, eleştirisi ile tamamlandığının, batı aleminin bu işte de yine kendi kendisiyle dünya gözü önünde hemhal olabildiğinin mi altini cizdi anlayamadım.
  • yazarın en son önemli makalelerinden biri de linkde.
    http://www.arabamerican.net/…article.php?storyid=83
  • biraz once sky turk'te mahir kaynak'in kendisinin independent'taki yorumunu son derece tekinsiz buldugu gazetecidir. buna gerekce olarakta tum bu olaylarda acikca irak savasi ittifaki-al kaide olmak uzere iki taraf oldugunu ilan etmesi ve bunun disinda bir alternatife* karsi okuyucuyu kullandigi duygusal uslupla sartlandirmasiyla elestirilmis gazetecidir.
  • son derece samimi ve gercekci bir ortadogu ve savas muhabiridir. aksiyon adamidir, olay yerlerine girmekten cekinmez. bati dunyasina hicbir muhabirin soyleyemediklerini soyler, ikiyuzluluklerini yuzlerine vurur, haksizliklari en duygusal ve icerikli sekilde dile getirir, gecmisten ornekler verirken hafizasi ve bilgisinin genisligini kullanir. beyrut'ta yasar, ve araplara yapilan haksizliklari dile getirme konusunda (john pilger'i da ihmal etmeden) en cesur ve aciksozlu adamdir. ancak kendisinden derin analizler veya uzun vadeli tahminler beklemek yanlis olur. neticede cok basarili, cok duzgun bir muhabir olmakla birlikte bir siyasal analist degildir.
  • şimdi bu abimiz ingiliz hükümetine verdiği ayar ile her ne kadar başüstüne konulmuş olsa da... yarın türkiye benzer bir savaşa müttefik olarak katılsa ve bizim başkentte benzer bir saldırı olsa bu yazıdan babıali'de yazabilecek bir babayiğit var mıdır? diyelim ki oldu, bu abimiz gibi övgü mü alır, yoksa vatan haini ilan edilip şutlanır mı?
  • when they die, it is "collateral damage"; when "we" die, it is "barbaric terrorism" diye bir beyanı vardır 7 temmuz 2005 londra patlamalari konusunda.
  • 7 temmuz 2005 londra patlamaları ile ilgili aşağıdaki yazıyı kaleme alarak, kendi halkının hedef alındığı bir saldırıda bile sağduyu ve tarafsızlık dersi verebilmiş ayakta alkışlanası bir "gazetecidir".

    "irak’taki direnişle savaşırken, direnişin bizi vurmayacağını düşündüren ne acaba? usame bin ladin son video kasetlerinden birinde, “bizim şehirlerimizi bombalarsanız, biz de sizinkileri bombalayacağız.” demişti.

    dedikleri gibi de yapıyorlar. tony blair’in, george bush’un “teröre karşı savaşına” ve irak’a müdahalesine katılmaya karar vermesinden beri ingiltere’nin hedef olacağı çok aşikârdı. dedikleri gibi uyarılmıştık. g-8 zirvesi kasıtlı olarak seçildi, saldırı günü olarak seçildi. ve, blair’in bize dün, “sevdiğimiz şeylere zarar vermekte asla başarılı olamayacaklar.” demesinde bir fayda yok. onlar bizim sevdiğimiz şeylere zarar vermeye çalışmıyor. onlar blair’in irak’tan, birleşik devletler ile müttefiklikten ve bush’un ortadoğu politikalarına gösterdiği sadakatten çekilmesi için kamuoyu oluşturmaya çalışıyor. ispanyollar bush’a verdikleri desteğin bedelini ödedi -ve ispanya’nın müteakiben irak’tan çekilmesi madrid bombalamalarıyla bu hedefleri amacına ulaştı. bali’de de avustralyalılar acı çekti. tony blair’in dünkü bombalamaları “barbarca” olarak nitelemesi kolay -elbette öyleler- ancak 2003 yılında ingiliz-amerikan işgali altında irak’ta öldürülen sivillere, misket bombalarıyla paramparça olmuş çocuklara, amerikan kontrol noktalarında öldürülen sayısız masum insanlara ne demeli? onlar öldüğünde, bu “savaş zayiatı”; “biz” öldüğümüzde “barbarca terörizm”.

    irak’ta direnişçilere karşı savaşırken, onların bizi vurmayacağını düşündüren nedir acaba? bir şey kesin: eğer tony blair gerçekten irak’ta “teröre karşı savaşın” ingiltere’yi daha etkin koruyacağına inanıyorsa, -buraya gelmelerine olanak sağlamak yerine onlarla orada savaşın- bush’un sürekli savunduğu gibi bu argüman artık geçerli değil. dünyanın ingiltere’ye odaklandığı sırada bombalamaların g-8 zirvesiyle aynı zamana gelmesi çok dahiyane bir şey değil. bush ile blair’in el sıkışacağı merkeze yakın bir yerde 30’dan fazla kişinin bombalarla katledilmesi çok sürpriz değil. g-8 zirvesi bombacılara hazırlanmaları için gerekli tüm zamanı verdi. dün gördüğümüz türde koordine edilmiş bir sistemle bombalı saldırıların planlanması aylarca almış olmalı -güvenli evler seçmek, patlayıcıları hazırlamak, hedefleri belirlemek, güvenliği sağlamak, bombacıları seçmek, zaman, dakika, iletişimi planlamak (uzaktan yönlendirilen mobil telefonlar). koordinasyonlu ve kompleks planlama-ve masum yaşamlara yönelik ayrım yapmayan saldırı-el kaide’nin stilini yansıtıyor. ve şu gerçeği ifade edelim ki, g-8’in başlangıcı, böylesine önemli, böylesine kanlı bir gün, güvenlik servislerimizin başarısızlığını ortaya koydu. irak’ta kitle imha silahı yokken var olduğunu iddia eden aynı istihbarat “uzmanları” ne yazık ki plan aşaması aylarca süren ve londralıları öldüren bu hain planı ortaya çıkarmada başarısız oldu.

    trenler, uçaklar, otobüsler, araçlar, metrolar... ulaşım, el-kaide’nin karanlık sanat bilimi olmuş görünüyor. hiç kimse her gün seyahat eden 3 milyon londralıları arayamaz. kimse her turisti durduramaz. bazıları eurostar’ın el-kaide’nin hedefi olacağını düşündü- emin olun bunu düşünmüşlerdir ancak ortak otobüsler ve metrolar varken neden başka hedefe yönelsinler ki? ve gelelim, bu kâbusu uzun zamandır bekleyen ingiltere’nin müslümanlarına. şimdi her bir müslüman “olağan şüpheli”, kahverengi gözlü her kadın ya da erkek, sakallı erkek, başörtülü kadın, tesbihli genç ve ırkçı muameleye maruz kaldığını söyleyen genç kız. 11 eylül yaşandığında abd hava sahasını kapattığı için uçağım irlanda’ya geri dönmüştü. ben ve uçak personeli herhangi şüpheli bir yolcu bulmak için nasıl da uçak kabinlerinde gezmiştik ve ben bir düzine şüpheli bulmuştum, elbette kahverengi gözlü, uzun tesbihli tamamen masum insanlardı. ve emin olun, birkaç saniye içinde dostane, liberal ve hoş robert, usame bin ladin’e bir anti arap ırkçısına dönüştü. ingiliz müslümanlarını müslüman olmayan ingilizlerden bölmek (hıristiyanlar diye isimlendirmeyelim) ırkçılığı cesaretlendirecektir. ancak sorun burada. ingiltere’nin düşmanlarının “sevdiğimiz şeyleri” yok etmesini engelliyormuş gibi yapmak ırkçılığı teşvik eder. abd başkanlık seçimlerinden önce bin ladin sormuştu: neden isveç’e saldırmıyoruz? şanslı isveç; ne bir usame bin ladin’i var ne de bir tony blair’i."
    orijinali için http://news.independent.co.uk/…sk/article297623.ece