şükela:  tümü | bugün
  • 1715-1757 yılları arasında yaşamış fransız suikastçi. louis xv'e başarısız bir suikast girişiminde bulunduğu için birçok işkenceden geçirildikten sonra vücudu 4 ata parçalatılarak idam edilmiş, mallarına da krallık tarafından el konulmuştur. kendisi aynı zamanda fransa'da bu şekilde idam edilen son kişi olmuştur.
  • “damiens, 2 mart 1757’de, paris kilisesinin cümle kapısının önünde suçunu herkesin karşısında itiraf etmeye mahkûm edilmişti; buraya elinde yanar halde bulunan iki libre ağırlığındaki bir meşaleyi taşıyarak, üzerinde bir gömlekten başka bir şey olmadığı halde, iki tekerlekli bir yük arabasında götürülecekti; sonra aynı yük arabasıyla grevé meydanına götürülecek ve burada kurulmuş olan darağacına çıkartılarak memeleri, kolları, kalçaları, baldırları kızgın kerpetenle çekilecek; babasını (kralı, xv. louis! e.t.) öldürdüğü (başarısız bir suikast girişimi! e.t.) bıçağı sağ elinde tutacak ve kerpetenle çekilen yerlerine erimiş kurşun, kaynar yağ, kaynar reçine ve birlikte eritilen balmumu ile kükürt dökülecek, sonra bedeni dört ata çektirilerek parçalatılacak ve vücudu ateşle yakılacak, kül haline gelecek ve küller rüzgâra savrulacaktı.”

    (bkz: michel foucault)
    (bkz: la naissance de la prison)

    http://lafaramizda.biz/yazi.asp?id=90
  • gazette d'amsterdam "sonunda onu parçaladılar" diye anlatmaktadır. "bu sonuncu işlem çok uzun sürdü, çümkü kullanılan atlar çekmeye alışık değillerdi; bu yüzden dört tane yerine altı tane koymak gerekti, bu da yetersiz kaldı; talihsizin kalçalarını kopartmak için sinirlerini kesmek ve eklemlerini baltayla parçalamak gerekti...

    "çok küfürbaz olmasına rağmen ağzından tek bir sövgü bile çıkmadı; sadece korkunç acılardan ötürü müthiş çığlıklar atıyordu ve çoğu zaman allahım bana acı; isa beni kurtar diyordu. seyirciler, ileri yaşına rağmen, zavallıyı teselli etmek için bir anını bile ziyan etmeyen saint-poul papazın mahkûmun üstüne titremesinden büyük ders aldılar"

    ve talim subayı bouton: "kükürt yakıldı, ama ateş o kadar harsızdı ki, yalnızca ellerinin üst derisi biraz zarar gördü. sonra kollarını dirseklerine kadar sıvamış bir işkenceci, bu iş için özel olarak yapılmış yaklaşık bir buçuk ayak uzunluğundaki kerpetenle, önce onun sağ baldırını, sonra sağ kolunun iç kesimlerini, sonra da memelerini çekti. bu işkenceci gürbüz ve güçlü olmasına rağmen, kerpetenin içine aldığı et parçalarını çekmekte zorlanıyordu; bunları kerpetenle iki üç kere tutup, büküyor ve kopardığı parçaların her birini altı liralık ekü büyüklüğünde bir yara açıyordu"

    çok bağıran ama küfür etmeyen damiens, bu kerpetenle çekmelerden sonra kafasını kaldırıyor ve kendine bakıyordu; kerpetenci bu kez karışımın kaynadığı kazandan demir bir kepçeyle aldığı kaynar halitayı her yaranın üzerine bolca döktü. daha sonra atların koşumlarına iplerle bağlandı, sonra atlar kalça, bacak ve kol hizasından organlara koşuldular"

    mahkeme kâtibi sieur le breton birçok kereler talihsiz mahkûma yaklaşarak, ona söyleyecek birşeyi olup olmadığını sordu. hayır diye cevap veriyordu; lânetlileri tasvir ettikleri biçimde bağırıyordu, bunu anlatmaya hiçbir şey yetmez, her acıda şöyle bağırıyordu: "affet allahım, affet efendimiz". yukarıda anlatılan bu kadar acıya rağmen, arada sırada kafasını kaldırıyor ve kendine cesaretle bakıyordu. adamların uçlarını hâlâ çektikleri ipler onu çok sıkı sarıyor ve ona anlatılmaz acılar çektiriyorlardı. sieur le breton ona bir kez daha yaklaşarak, bir şey söylemek isteyip istemediğini sormuştu; hayır dedi. günah çıkartıcılar ona bir çok kereler yaklaşarak, uzun uzadıya konuşmuşlardı; uzattıkları haçı samimiyetle öpüyordu; dudaklarını uzatıyor ve hep "affet allahım" diyordu.

    "atların herbiri bir celladın yönetiminde olmak üzere, organları kendi doğrultularında bir kere çektiler. bir çeyrek saat sonra aynı merasım tekrarlandı ve birçok kez tekrarlanan denemeden sona, sonunda atlar çekildi, yani sağ kola bağlı olanlar kafaya doğru, kalçaya bağlı olanlar da kollara doğru döndürüldü, böylece kolları eklem yerlerinden kopartıldı. bu çekişler birçok kereler başarısız şekilde tekrarlanmıştı. kafasını kaldırıyor ve kendine bakıyordu. kalçaya koşulan atların önüne iki tane daha bağlamak gerekmişti, bu da atların sayısını altıya çıkartıyordu. gene başarı elde edilemedi.

    "nihayet cellat samson sieur le breton'a bu işi bitirmenin yolu olmadığını, ne de bu konuda bir umut olmadığını ve bayların parça parça kopartılmayı isteyip istemediklerini sordu. kente inmiş olan sieur le breton yeniden çaba sarfedilmesi emrini verdi, bu emir uygulandı; ama atlara usanç gelmişti ve kalçalara bağlı olanlardan biri yere düştü. günah çıkartıcılar geri gelerek gene konuştular. onlara diyordu ki (kendim duydum): "beni öpün baylar" saint paul kilisesi papazı cesaret edemediğinden, bay marsilly sol kolu bağlayan iplerin altına geçti ve onu alnından öptü. cellatlar aralarında toplandılar ve damiens onlara mesleklerini yaptıklarından ötürü küfür etmediğini, onlara kızmadığını söylüyordu; kendi için allaha dua etmeleri için yalvarıyordu ve saint paul papazına, ilk messe ayini sırasında kendi için dua etmesini rica ediyordu.

    "iki veya üç denemeden sonra cellat samson ve etlerini kopartarak çekmiş olanı ceplerinden birer bıçak çıkartarak kalçaları gövdeden ayırdılar; tam koşumlu dört at ise onlardan sonra iki kalçayı götürdüler, yani önce sağ taraf, sonra da sol taraf; daha sonra kollar için omuzlara ve bacaklar için de kasıklara aynı şey yapıldı; hayvanların tüm güçleriyle çekerek önce sağ, sonra da sol kolu kopartmaları için etleri neredeyse kemiklere kadar kesmek gerekti.

    "bu dört kısım kopartıldıktan sonra, günah çıkartıcılar onunla konuşmak için indiler; ama cellat onlara öldüğünü söyledi, ama ben adamın kıpırdadığını ve alt çenesinin sanki konuşuyormuş gibi gidip geldiğini görüyordum. hatta cellatlardan biri kısa bir süre sonra, gövdenin ana kesimini odun yığının üzerine atmak için kaldırdıklarında hala canlı olduğunu söyledi. atların iplerinden çözülen kol ve bacaklar, darağacının kaidesinin hizasında hazırlanmış olan bir odun yığınının üzerine atıldı. sonra gövdenin ana kısmı buraya atıldı ve hepsi odun ve çok miktardı çalı çırpıyla örtüldü ve bu odunlarla karıştırılan saman ateşe verildi.

    "... mahkeme ilamının hükmü gereği her şey kül haline getirildi. közlerin arasında bulunan sonuncu parçanın yanması akşamın on buçuğundan sonra ancak tamamlanabildi. gövdenin ve etlerin yanması yaklaşık dört saat sürdü. benim ve oğlumun aralarında yer aldığımız subaylar, bir takım oluşturan okçularla birlikte, saat onbire kadar meydanda kaldık.

    ertesi gün, çayırda ocak olarak kullanılmış yerde bir köpeğin yatmış olmasından, defalarca kovalanmasına rağmen hep buraya geri gelmesinden sonuçlar çıkartılmaya kalkışılmıştır. ama bu hayvanın burayı diğer yerlerden daha sıcak bulduğunu anlamak güç bir iş olmasa gerektir"

    (a. l. zevaes, damiens le regicide'den aktarılıyor. "hapishanenin doğuşu - michel foucault)
  • bir suikastçi değil, bir meczuptu. bunu tarihsel vakanın dışında, otoritesinden sual olunmaz michel foucault'nun la naissance de la prison'u* tartışırken damiens'i söz konusu etmesine dayandırabiliriz. her ne kadar söz konusu eser, birer toplumsal iltihap sahası olarak hapishaneleri ve hapishane geleneğini ele alsa da, delilikle ilişkisi yadsınamaz. zaten foucault'nun gerek metodoloji, gerekse terminoloji açısından izlediği rota gayet manidar (histoire de la folie a l'age classique, la naissance de la prison'dan 14 yıl önce kaleme alınmış).

    robert françois damiens, söz konusu vakanın ardından cezalandırılmadan önce, "tanrı tarafından kralı uyarması için görevlendirildiğini" söylemişti. biz bugün bunu ve damiens'nin fanatik görünümlü biri olduğunu, dönemin gezgin çapkını, giacomo casanova'nın anılar'ından öğreniyoruz (casanova, damiens'e yapılan halka açık işkenceyi izleyenler arasındaymış).

    evet, krallığın delilere merhametinin olmadığı ortada. gelinen noktadaysa cumhuriyetin ve daha özel anlamda demokrasi denen erozyonun deli olmayanlarla yaşadığı soruna tanıklık ediyoruz. damiens'in bireysel ve fiziksel olarak deneyimlediği parçalanma, bugünün toplumunun ruhsal parçalanmasıyla ters duran ve dahice bir biçimde düzeltilmeyi bekleyen bir diyalektik oluşturuyor olmalı.