şükela:  tümü | bugün
  • kapandığını şimdi öğrendim, maykıl ceksının öldüğünü öğrendiğimdeki gibi şaşırdım. benim için türkiye'ye her dönüşte türkiye'ye döndüğümü anlama anı'na denk geliyordu döndüğüm ayın roll'unu almak, kapakta rolling stone bişeysi, rem bişeyleri görmek, mörmek. üşüyoruz yeis.
  • kapaklarına bakarsanız türkiye'deki alt-anaakım zevkinin darlığını çok belirgin şekilde görürsünüz.

    jeff buckley/neil young- prodigy/massive attack- paul weller(burada edebiyat için aynı darlığa dahil olarak burroughs giriyor)- radiohead/patti smith- björk/portishead - nirvana/bob dylan - rolling stones/wu-tang clan/beastie boys - the cure prodigy (tekrara başladık bile) - manic street preachers/rachid taha - radiohead(2)/ prodigy(3)/ goldie/ ginsberg(benzer cemaatten) - tori amos/clash/pulp - massive attack (2) / erkan oğur /pearl jam - nick cave / sonic youth "

    falan filan diye gidiyor bunların döngüsü işte aşağı yukarı. burada da, aynı kişileri görmekten sıkıldıklarından bahsedenler olmuş zaten. tabii bir süre sonra insan aynı massive attack hikâyesini dinleyemez, ayni tori amos esrikliğine katlanamaz oluyor.

    iyiydi hoştu ama uzatıp da bitirdi. daha erken de bitebilirdi. her sayıda manu chao, sonic youth, tom waits, ciguli, nick cave, bob dylan görmeye yorulmuştum ben de. q ve mojo da çok daha farklısını yapmıyor mesela ama ellerinin altında arayıp konuşabilecekleri shaun ryder'ları falan var en azından.

    tabii ki bir the wire olamazlardı şu durumda her sayılarında duman, replikas ve baba zula'yı konuk ederek. ama kendilerinden sonra ortaya çıkmış yakın rakipleri denebilecek bant'tan da daha kötü değillerdi. en azından bant'taki daha iki kuşak önce köyde dedesi eşek siken adamların "hmm leos carax filmlerindeki ontolojik duyarsızlığı dante'nin ilahi komedyasıyla ilişkilendirirsek" şeklindeki yüzsüzlüklerinden ziyade, daha samimilerdi. internetin yükselişiyle babayı aldı ikisi de. rispek.
  • yokluğuna çok üzüldüğüm dergi. ne kadar ay geçti bir de o güzelim sayfalara bakmadan. ne albümler çıktı oysa.

    oturmuş müzik dinlerken birden aklıma 26 ekim 2006'daki metric konseri * geldi. hayır gittiğimden değil ama o zamanlar adana'da lise okuyan bünyeme, grupla yaptıkları röportaj şeker şerbet gibi gelmişti. her ay kısa dalga bölümünde kimleri tanıtacaklar diye meraklar edip, yeni ses soluklar için sabırsızlanıyordum. temalı listelerinden az mı playlist hazırladım, ajanda kısmının üzerindeki kitap alıntılarını az mı karıştırdım. liste kısmında her ay beyoğlu ve kadıköy plakçı ve barlarında rağbet gören albümlerine göz gezdirip, istanbullu gençlerin belki de bıktığı, lakin benim henüz adım bile atmadığım mekanlarını öğrenmeye çalışırdım. lale plak o zamanlar sadece bir isim, karga'nınsa kasveti üzerime sinmemiş..

    şimdiyse roll yok. bir+bir var, iyi güzel hoş ama roll başkaydı. roll, 2000'lerin başlangıcı da var demekti. bir nevi hafıza gibi. dönüp elimdeki eski sayılara bakıyorum da şu an müzikte iyi yerlere gelmiş, severek dinlediğimiz insanların aslında seneler önce de istanbul'a bir uğrayıp konser verdiklerini anımsıyorum yeniden. ne vakit okuyacak kitap bulamasam, bir öneriye ihtiyacım olsa, açıyorum alıntılar kısmını, kitapların isimlerini not düşüyorum. elimdeki sayılar çekmecelere sığmıyor, kitaplıklardan fırlıyor. roll'u dergi olarak göremiyorum. hala okuyup da bitiremediğim bir kitap gibi o. hala dinlediğim bir albüm..
  • bu ayki sayısında janis joplin ' e uzun bir yer veren ve hakkında şu tatlı anıyı paylaşan dergi.

    anlatan : big brother grubundan dave richards

    "bir gece bir italyan lokantasına yemeğe gidilmişti,grup üyelerinin her birinin kız arkadaşı vardı, janis ise tek başınaydı ve canı sıkılıyordu.ekibin en genci mark'a seslendi:'çık sokağa,gözüne kestirdiğin en yakışıklı oğlanı al getir buraya'.mark biraz mırın kırın etti ama sonunda 'peki' deyip çıktı. bir süre sonra yanında yakışıklı, uzun saçlı ve britanya aksanıyla konuşan bir oğlanla geldi. ve masa şu diyaloğa tanık oldu: 'şekerim benim adım janis joplin , tanıyor musun beni?'

    'tabii ki'

    'peki senin adın ne?'

    'eric clapton'
  • adini bob dylan "rock'n roll'un rock u her yerde peki roll nerde " lafindan alan acık sarı guzel dergi.
  • valla yavşak yazarları mevcut derginin. isim vermeyeyim ama kodu mu oturttuğunu sanan bir yazarları var, abim 5 albümü eleştirse ikisini radiohead'e benzemekle suçluyor, üçünü de bi boka benzememekle... hıyar, otur da ozman kendin bi albüm doldur geyiği yapmıycam, maazallah doldurur falan...
  • türkiye'de basılmış en alternatif dergidir. dibine kadar müzikten bahsetmesine rağmen elinizden bıraktığınızda sanki siyasi bir dergi okumuşsunuz hissi verirdi. genellikle ana grup röportajları yurtdışında çıkan dergilerden çevrilmiş olurdu ama derginin ruhuna o kadar uygun çevirirlerdi ki sonunda alıntı yazmasa bütün roll ekibi kalkmış amerikalara gitmiş sanırdınız.
  • kendini çokça özleten dergi. benim için bir nevi insan turnusolü. bu dergiyi bilip de müzik zevki kötü olana daha rastlamadım.
  • kadıköy civarlarında isimleri önemli olmayan sigara dumanıyla kaplı loş mekanlarda sohbet konusu olan, sohbeti yapanların evlerinin en önemli köşelerinde, artık sığdırmakta zorlandıkları express dergileriyle beraber tüm sayılarının sararmış hallerinin bulunduğu dergi. ilk çıkmaya başladığında, bu topraklarda gayet mainstream müzik hakim olmasına rağmen, müziğe, edebiyata ve hayata değişik bir açıdan bakmayı sağlamış, önemi anlaşılamamış, taklit edilmiş, fanzin tadında neşriyat.

    the clash, tom waits, jeff buckley, elvis costello ve bilumum ruh kardeşimizi, her normal türk vatandaşı gibi takıntı yapmışlardır. tabii bunların yanında, rock müziğe gönül düşürmüş insanları heavy metali devamlı küçümseyen, yoksayan tavırlarına rağmen yeri geldiğinde tam sayfa heavy metal konseri, festival ilanını yapmaktan gocunmamışlardır.

    söyleyecek sözü olmayan bilumum dj ya da hip-hop elemanları ile joe strummer ilişkisi kurmaya çalışmalarına rağmen, örnek olarak, felsefe öğrencisi, fernando pessoa hayranı moonspell üyelerini gözden kaçırabilen bir bakış açıları vardır.

    yılın albümleri listesinde franz ferdinandı 1 numaraya yerleştirirken, tom waitsi 4. sıraya koyan zihniyete sarı kart göstermek zorundayız.

    öte yandan ocak 2005 sayısıyla bu topraklarda seksenler üzerine yazılmış en dokunaklı güzelleme çalışması ile kalplerimizdeki yerini sağlamlaştırmışlardır. artık gözlerine perde çekildiği izlenimini veren kürt sorunu üzerine sonu gelmez göndermelerin de kimseye bir yararı olmayacağını hissettiren dergidir.

    arka sayfalarındaki okuma ve dinleme listesi her daim iç açıcı, nefes aldırıcıdır.
  • siz deyin gençlik heyecanı, ben diyeyim derginin bir türlü doğru eleştirilmediği hissi, ya da psikologlar desin başka bir şey; zamanında nahoş şeyler yazdım ben bu dergiyle ilgili. şimdi arasanız bulamazsınız, bir yıl kadar önce çöp tenekeme yollanmıştı zaten. ama şimdi en azından kendi adıma bir iade-i itibar zamanı roll için, kendilerinin buna hiç ihtiyacı yok, orası kesin, ama benim yapmam şart.

    sırtını büyük bir sponsora veya medya tröstüne dayamamış bir müzik dergisinin 100 sayısını, arada tökezlese bile bunu hissettirmeden yayınlamış olması nereden baksanız büyük başarı. dahası gerçekten ülkede bir kuşağı etkilemiş olduklarını, internet sayesinde neredeyse her şeyin erişilebilir olduğu dönemde röportajlardaki, ufacık yorumlardaki, ajans sayfalarında üstlerde geçen küçücük alıntılardaki üslubun tadına varmak için onların takip edildiklerini düşününce takdirim artıyor.

    evet, dergi elbet eleştirilebilir, les inrocks çevirilerinin kimi zaman fazla abarmasıyla, bazen dünya görüşlerini müzikalitenin önüne koymalarıyla, son dönemde derginin bazı kısımlarının zayıflamasıyla... ama yine de bunlar bile roll'un önce samimi, sonra da ne dersek diyelim, olabildiğince tutarlı çizgisi sayesinde göz ardı edildi. en çok da kendilerine özgü tarzları sayesinde. evet, bugün bir gerçek var yadsınamayacak olan, roll sadece roll'la açıklanabilecek bir tarza sahip. ikinci sayfaya kimin sözlerini koyduklarından, "acaba x'e ne sormuşlar" merakını uyandırmalarına, özellikle 100. sayıdaki ekleriyle de belli ettikleri gibi "bağırmayan ama anlatan" görselliğine kadar uzanan bir kendine özgülük bu. şimdi 100 kapağın yan yana durduğu postere bakıp da iç geçiriyorum, üzerindeki sanatçıyı sevip sevmemek bir yana, kapağını bu kadar güzel, sakin yapabilen kaç dergi var dünya üzerinde? tamam, galiba 100. sayıyı, tüm kapakları görünce anılar da depreşti, hangi kapağı neredeyken almıştım; kimleydim, ne yaptım, ne ettim, ne dinledim o zamanlar diye düşünmek de etkili oldu, duygusal baktım olaya. nazan öncel'i mor ve ötesi'nin üstüne koymalarından tutun, "binaural" zamanı pearl jam'i babalamalarına, roll disko'daki hakan taşıyan'a kadar bir dolu kızgınlık da unutuldu. insanların türlere karşı 9 yıl öncesine göre daha az önyargılı olmalarındaki küçücük fıçıcık da olsa paylarını hesaba katarak tabii...

    hepsi geride kaldıysa bir şey baki. iyi ki varsın roll, nice 100 sayılara!