aynı isimdeki diğer başlıklar:
şükela:  tümü | bugün soru sor
348 entry daha
  • - roma'dan bir sahne-

    prof. zovek, tozlu sahada dövüş eğitimi alan ve ona büyük hayranlık duyan kalabalığın önüne geçer. az sonra çok ciddi bir şey izleyeceklerini söyler... gözlerini bir bez parçası ile sımsıkı kapatır. kollarını başının üstünde birleştirir ve tek ayak üstünde durmaya başlar. büyük hareketler, dövüş figürleri, güç gösterileri paylaşması beklenirken, o gözleri bağlı ve tek ayak üzerinde durmaktadır. kalabalık boş durur mu hiç? hemen hayal kırıklığına uğrar. hatta, aynı anda aynı hayal kırıklığına biz seyirciler de uğrarız (itiraf edebiliriz, biz bizeyiz burada). bunu fark eden zovek, kalabalıktan aynı hareketi denemelerini ister. bilin bakalım, ne olur? sahadaki kimse hareketi yapamaz, tek ayağın üzerinde gözleri kapalı olarak bir türlü dengeye gelemez...

    -bu sahne şimdilik cebimizde dursun-

    öyle bir zamanda yaşıyoruz ki; her şeyi hızlıca tükettiğimiz gibi, her defasında da şaşırtılmayı bekliyoruz. tıpkı zovek'ten beklendiği gibi; büyük hareketler, büyük sözler, büyük sürprizler, büyük şaşırtmacalar, büyük kurgular, büyük aşklar, büyük adamlar, büyük kadınlar... ilgimizi çekiyor (listesi bile büyük). ilgimizi çekmeyen hiçbir şeye yakından bakmaya da çabalamıyoruz. içindeki sıradanlığın güzelliğini, zorluğunu, inceliğini ve anlamını görmeye zaman ayırmıyoruz. "aman canım ya, bu muydu?" deyip dudak büküp, geçip gidiyoruz.

    roma'nın sunduğu hiçbir şey büyük değil. sıradan insanların, sıradan anlarını anlatıyor. onu izlerken; sıradanlığı izlemeyi ne kadar çok özlediğimi ve bunu böyle özenle yapabilmenin aslında ne kadar zor olduğunu hatırlıyorum.

    - şimdi tekrar zovek'in sahnesine dönebiliriz-

    roma; kendi içinde, kendi meselesini bu sahne ile anlatıyor aslında (veya ben öyle yorumladım diyelim). "saman gibi film", "bomboş bir film", "yavan bir film" diyeceklere, prof. zovek gibi kibarca soruyor sadece; "ne bekliyordunuz? uçmamı mı?"

    - the end-

    ("siz yapın da görelim" kısmını da ben ekliyorum buraya. sahiden, siz uçarsanız onu da izleyeceğim ve en az roma'yı sevdiğim kadar seveceğim)
  • ulan sanki oscar’da jüri, gelmiş filme “vasat film” “leş film” gibi eleştiriler yapıyor.

    ne kadar kolay eline telefonu alıp bok atmak.

    evet hayatımda izlediğim en sürükleyici film değildi ama bi kere filmde inanılmaz emek var. filme konu zamanı resmen yaşatmış cuaron. her sahnesi ayrı bir sanat eseri gibiydi. çekim teknikleri adeta mükemmel. izlerken sanki oradaymış gibi içine çekiyor.

    ayrıca çok ağır bir konu işliyor. durduk yere adamın ağzına sıçan filmler sıralamasında ilk 3’ü zorlar. filme girerken moralim iyiydi, çıktığımda mala bağladım. böyle olacağını bilsem izlermiydim, izlemezdim. film cidden insanı içine çektiği için ağzına sıçıyor. izlemeden önce iki kez düşünün derim.

    en iyi yönetmen ve en iyi film oscarlarını alacağını düşünüyorum. en iyi kadın oyuncu ödülünü de zorlar.
  • fermin canimi cok siktin sana laflar hazirladim.

    --- spoiler ---
    hadi cocuk yukunu kaldiramadin anlarim, herkes tabiki boyle biseyin altindan kalkamiyo, ama cleo’ya bi boka benzemeyen karate hareketlerinle yurudugunde telefonumu televizyona firlatmamak icin kendimi zor tuttum. ınsallah o sopanla dovmuslerdir seni ayarsiz herif.
    --- spoiler ---
  • film bittiği zaman ben ne izledim diye kendinize sorsanız öyle olağan üstü bir hikaye yoktu. aksine son derece yalın. film tamamen yönetmenin kendi hünerlerini sergilemek için yapılmış adeta. hikaye, oyunculuklar hepsi geri planda. şahsımca beni içine alan sahneler;

    ilk olarak babanın (antonio) arabasını garaja park etme sahnesi
    ikinci olarak tabi ki cleo'nun doğum sahnesi
    ve son olarak cleo'nun sofi ile paco'yu denizde kurtardığı sahne.
24 entry daha