şükela:  tümü | bugün
  • roma imparatorluğu'nun silahlı kuvvetlerine günümüz perspektifinden bakılınca verilebilecek ad. ancak o dönem romasında günümüzdeki anlamıyla düzenli bir ordu pek de mevcut değildir. onun yerine roma lejyonları başlığında incelenmesi daha doğru olacaktır roma ordusu'nun. nitekim askerlerin roma'dan ya da senato'dan ziyade kendi komutanlarına bağlı oldukları ve lejyonlar arasında da çekişmeler (ve sayısız savaş) olduğu görülecektir.

    darbe korkusu yüzünden tek bir ordu yerine lejyonlardan oluşan askeri güç bulundurulduğu ileri sürülebilir. ancak tercihan konsüllerden biri diktatör ilan edilecek ki, toplasın lejyonları sefere çıksın.
  • (bkz: tuz maasi)
  • ağır kalkanlar kuşanmış olsalar da bu ordunun aciip bir özelliği mevcuttur. şöyle ki,
    ordu yenildiğinde karşı taraf zafer kutlaması yaparken roma ordusu yeniden toparlanır ve zafer kutlaması yapanların
    kursaklarına ot tıkar. montesquieu bir kitabında ordunun bu özelliğinden neredeyse küfrederek bahseder.
    adam ne hınç yapmış romaya. eh gaul tabii. bi kuyruk acısı mevcut.
  • isa'nin olumunden sonra birinci asrin sonlarina dogru askeri birligi 300 000 ulasmis bir ordudur. askerler, ilk zamanlar sadece toprak sahibi vatanadaslardan secilirken, soradan imparatorlogun gelismesiyle buyuyen sinirlarda yasayanlar 20 yil gibi bir sure zarfinda askerlik yaptiktan sonra roma vatandasligina hak kazanir. ayrica bu orduda bir de lejyoner grup yer alir ki, bunlarin hizmet suresi 15 - 25 yil arasidir. agir disiplin altinda yetistirilen askere zengin roma, zirh ve silah tedarigini de saglar. generallerin emri altinda olan lejyonlar once 10 kohorta ayrilir ve her kohort ta kendi arasinda 80 ila 100 asker arasi centurylere bolunurken, kendi aralarinda contubernia adi verilen gruplara ayrilirdi. buyukluk sirasina gore her grup kendine ait sembolunu tasir en onemlisi lejyona verilen kartal sembolu olarak kabul edilirdi. ve bu sembolu savasta yitirmek utanc ve onur kirici bir durum addedilirdi.
  • roma denilince akla, büyük hipodromlar, parıltılı - ağır zırhlı lejyonlar, kocaman bir imparatorluk, su kanalları, devasa mimari projeler geliyor öyle değil mi?

    ama m.ö. 300'lü yıllarda bunların hiçbiri yoktu.

    roma o dönemde, italya yarımadasının ortasında ve güneyinde var olmaya çalışan bir devlet idi. kuzeyde, galyalılar ve alp dağları, güneyde ise çoğunluğu yunan egemenliğinde olan sicilya yarımadası arasında kalan bölgede, daha çok ittifaklar ile italyan yarım adasını hakimiyet alanı belirlemiş idi.

    roma'yı o zamanlar, diğer devletlerden ayıran özelliklerden biri, hırs ve inatçı bir yönetim şeklini benimsemesidir. bunun sebebide yaklaşık 200 yıl önce, galyalılar tarafından roma şehrinin talan edilmesi gösterilir.

    o dönemlerde yaygın olduğu üzere, askerler daha çok, oval - küçük kalkanlar ve/veya mızraklar ile savaşa giriyor idi. bunun en büyük sebeplerinden biri, mızrak kullanamsı - ögrenmesi nispeten daha kolay, ve bir acemi dahi olsa insana düşmanı öldürme şansı veren silahlardan biri olduğu içindir. ayrıca üretimi hem daha pratik hem daha ucuzdur. kılıç gibi silahlara oranla, yıllarca eğitim, usta olana dek sürekli çalışma gerektirmez. o yüzden o dönem askerlerinde, mızrak genel olarak tercih edilen silah idi.

    roma'lılar da ilk dönemde, küçük oval bir kalkan ve daha çok mızrak kullanan orduya sahip idi. bu küçük şehir devleti, kuzeyinde ki galyalılara karşı gelmiş, galyalılar da roma şehrini istila ettiler. şehri yeni baştan kurmak zorunda kalan romalılar, varlıklarını sürdürebilmeleri için, askeri teşkilatlanmaya girmek zorunda olduklarını anladılar.

    yapılanlar arasında en bariz değişiklik, roma askerlerinin zırhları ve silahları oldu. ilk başta, eski yuvarlak kalkandan vazgeçtiler. zira onları galyalılara karşı kullanmak pek efektif olmuyordu.

    galyalılar, genel olarak, iri yarı - güçlü - uzun boylu fiziksel yapıda idiler.

    romalılar ise, 155 cm ~ 165 cm civarında, kısa boylu insanlardan oluşmakta idi.

    bu iki düşman karşı karşıya geldiklerinde, galyalıların bariz üstünlüğü ile savaşlar kaybediliyor idi. en son roma'nın bilfiil işgali ise artık bardağı taşıran son damla oldu. bu şekilde devam edilemeyeceği aşikardı.

    roma, öyle bir savaş gücü kurmalı idi ki, arada ki bu fiziksel haksız rekabeti kaldırabilsin.

    fiziksel üstünlüğü olan galyalılar, birbirinden bagımsız, saf belirlemeden savaşıyorlar idi. birebirde üstün olsalarda, yanyana duran iki kişiden tek başlarına üstün olamazlardı. demek ki çözüm bulunmuş idi. askerler yanya duracak, birbirlerini koruyacak, etten ve zırhtan duvar öreceklerdi.

    ilk giden oval kalkanlar oldu, onların yerine yan yana sıkışık düzende yürüyen askerler için, tam koruma sağlayacak olan, büyük, dikdörtgen kalkanlar tercih edildi. kalkanlar öyle büyütüldü ki, kalkanı sol elde taşıyan bir roma askeri, karşıdan bakıldığında, sadece gözleri ve dizlerinin altı ile ayakları görünür hale geldi.

    yanyana, sıkışık düzende duran askerler için silahlar da değiştirilmeli idi. ilk başta yunanlılar gibi daha uzun mızrak kullanılmasına devam edilse de, kalkanın büyüklüğü buna izin vermiyor idi. askerler yanyana olduklarından mızrak - uzun kılıç gibi hareket alanı gerektiren silahları kullanamıyorlardı. en son olarak, daha çok iberya (ispanya) savaşcılarının kullandıkları kısa silahlar benimsendi. ispanada kullanılan kısa tip 2 kılıçtan biri falçata, diğeri ilse gladius'un atası sayılan düz - kalın bir kılıç idi. falçata, sıkışık düzende istenileni veremedi, zira yatay ve burgulu bir hareketle, ileri doğru degil ama kavisli bir daire çizerek saldırıda bulunmayı gerektiriyor idi. gladius ise tam istenilen silah idi. dizaynda yapılan küçük değişiklikten sonra, daha çok ileri doğru saplama ve gerekiyorsa yanı ile kesici hareketlerde bulunabilen, sıkışık saflarda, bir elde kalkan var iken bile rahatlıkla kullanılabilen gladius, roma lejyonlarının yeni silahı olarak tarihde ki yerini aldı.

    yüzyıllar geçtikçe, kalkan ve silah çok az değişiklik gösterdi. doğu roma impartorluğuna kadar nerede ise aynı kaldı. dağılma döneminde ise kalkanlar yine oval, daha küçük boya çevrildi.

    bir şekilde, roma'nın kaderi, galya tarafından işgal ediltikten sonra, seçilen savaş zırhı, kalkanı ve kılıcı ile paralel gitti.

    yeni ordu sisteminin, tek bir eksik yanı vardı.

    mızrak, uzun mesefeden kullanılabiliyordu, ve ögrenmesi daha kolay idi. ayrıca atlılara karşı da daha ölümcül oluyordu. kılıcın bu yönleri zayıf idi. bu eksikliği gidermek için, "pilia" denilen bir silah icat ettiler.

    pilia, uzun demir bir çubuğun arkasına takılan tahta saplı bir (daha çok fırlatma amacı ile kullanılan) bir mızraktır. bu silahın özelliği, demir ile tahta sap birbirlerine geçme yapıdadır. fırlatıldıktan sonra yeniden kullanılabilmesi için, bu tahta sap ile demir cubugun yeniden birleştirilmesi gerekir. eski dönemlerde fırlatılan mızrakların en büyük gafleri pilia ile çözülmüş oldu. zira eskiden, düşmana fırlatılan mızrak, düşmanı öldüremezse, gerisin geri düşman tarafından size karşı fırlatılarak geri dönüyordu. pilia ile (pillum olarak da geçer) bunun önüne geçilmiş oldu. zira demir sap ile tahta sap, bir yerlere çarptığında kırılıyor ve gerisin geri atılmasının önüne geçilmiş oluyordu. pilia'nın bir diğer özelliği ise, demir uç kısmının uzun tutulması idi. böylelikle, elinde kalkanı olan düşman'ın kalkanını deldikten sonra, demir uç, kalkanın içindne kayıyor ve düşmanın vücuduna saplanıyor idi. en uçtaki demir giriş kısmı ise, çoğunlukla kalkana saplı kalıyor idi. yani bir şekilde düşman, mızraktan kurtulsa bile, kalkanı çoğunlukla kullanılmaz hale geliyor idi.

    unutulmaması gereken bir diğer husus ise, bu mızrakların, ön saftaki "hastati" tarafından, aynı anda atılıyor olmalarıydı. roma ordusu, düşman ordusuna 20 metre mesafe kalacak kadar koşuyor, 20 - 30 metre kalınca bir anda duruyor, ve en öndekiler ellerindeki piliaları düşman saflarına atıyorlar, düşman hattındakiler yere düşerken, veya kalkanlarına saplanan piliaları çıkartmak için ümitsizce çabalarken, roma lejyonalrı 20 metreyi koşarak düşmanın karışmış ilk hatlarına saldırıyor idi.

    bu basit ama etkili taktik, hannibal'in de öğreneceği gibi, eski dönemin en başarılı karşılıklı meydan savaşıydı ve engellenmesi imkansız idi. nitekim hannibal ile yapılan 3 büyük savaşda,her defasında roma ordusu hannibal'ın merkezini dağıtmayı başarmıştı yani pilia, roma ordusuna çok büyük avantaj sağlıyor, ve gerisini de sıkışık düzende tam koruma sağlayan büyük kare biçimli kalkanlar ile bu tarz durumlarda rahatlıkla kullanılabilen gladius adlı kısa kılıç getiriyor idi. bu taktiğin bir benzeri yoktu ve roma 'lılar bu taktiksel üstünlüklerni kullanarak, yüzyıllar boyunca, kendilerinden defalarca kalabalık orduları kolaylıkla yenmeyi başardılar. süvarilerin üstün hale gelmesi ve okların zırh delici özelliklere sahip olmasına dek, roma ordusunun bir benzeri yoktu, silah ve savaş taktiğinin mükemmel uyumu yüzünden, roma ordusu yenilemez olarak kabul edilmekteydi.

    bir diğer taktik ise, roma lejyonlarının yerleştirilmesi idi. o dönemlerde ki yapıya ters olarak, romalılar tek hat olarak ordularını dizmediler. bundan ziyade, satranç tablosunda ki gibi bir görünümde savaşa çıkıyorlardı. gözünüzün önüne satranç tahtasını getirin. oradaki her bir siyah karenin bir lejyon olduğunu düşünün. işte roma ordusunun savaş düzeni o şekildedir. bu sistem, askerler arasına mesafe koyduğundan (satranç tahtasında ki beyaz kareler) komutanlar gerektiğinde rahatlıkla ileri geri askerlerini çekip, ileri sürebiliyor idi.

    bu taktikler ve silahların başarısı defalarca kanıtlanmıştı. roma, kartaca'ya savaş açtığında, sonuç hakkında romalıların hiç bir şüphesi yoktu.
  • birazdan toplu halde işyerimi basma olasılığı sıfır olmasına rağmen kant'a göre her an içeri dalıp bize saldırmayacaklarından emin olamadıgımız bir ordudur.
  • roma ordusu son derece genel bir kavram oluyor fakat bir nebzede olsa içini doldurmak şarttır kanımca. bu büyük ordu dünyadaki en derin izi bırakmış* medeniyetin en önemli yapısıdır.

    ben bu geniş başlığı biraz daraltım krallıktan marius reformlarına kadar olan sürede `:(m.ö 753-107)` yani romanın akdeniz dünya gücü haline gelmesinin temelini oluşturan dönemdeki ordu yapısından bahsedeceğim naçizane entrymde.

    buyursunlar efenim;

    başlamadan evvel küçük bir girizgah

    tarih sahnesinde, gelecek nesilleri derinden etkileyen birçok imparatorluk var olmuştur. bu manada roma imparatorluğu en büyük izleri bırakan imparatorluklardan biridir. roma imparatorluğu’nun mirasının bu denli etkili olmasında birçok etken vardır. en önemli etkenlerden biri şüphesiz iyi eğitilmiş birlikleri, disiplini ve görkemli savaş gücüyle asırlar boyunca yenilmez olarak nitelendirilmiş roma ordusudur.
    erkek nüfusun büyük çoğunluğunu, roma kadar uzun süreler savaştıran bir endüstri öncesi toplum yoktur. erkek nüfusun, normal zamanlarda yüzde 9 ila 16’sının, kriz zamanlarında ise yüzde 25’inin roma ordularının desteklenmesinde kullanıldığı tahmin edilmektedir . fakat roma ordusu başarısını yalnızca niceliğine değil, teknolojik atılımlar ile devamlı olarak askeri envanterini modernize etmesine de borçludur. ordunun savaş alanında uyguladığı taktikler ve bu taktiklerin uygulanmasına imkân veren ekipmanlar başarıda kritik bir önem teşkil eder. bu ekipmanlar öyle büyük avantajlar sağlamıştır ki roma, önce akdeniz’in sonrasında tüm dünyanın baskın gücü haline gelmiştir.
    antik çağ italya’sında ortaya çıkan küçük bir krallığın milis kuvvet diyebileceğimiz basit bir askeri teşkilattan, çağın ve coğrafyanın gerekleri çerçevesinde gelişimi ve bu gelişimin yenilmez bir askeri güç yaratması elbette bir anda olmamıştır. cumhuriyetin ilk dönemlerinde 20-25 bin civarı olan roma ordusu ilerleyen yıllarda sayısını iyice artırmış ve yenilmez bir kuvvet haline gelmiştir. ordu bu başarısını dinamizmine borçludur. romalılar gereklilikler ışığında ordularında birçok reform yapma ihtiyacı duymuştur. her reform kendi içerisinde, onu bir ileriki atılıma bağlayan bir köprü vazifesi görür.

    roma’nın erken dönemlerinde değerlendirebileceğimiz bilimsel kaynak miktarı son derece kısıtlıdır. romalılar tarih yazımına m.ö. 3.yy’da başlamıştır. krallar ve cumhuriyet hakkında anlatılan hikâyelerdeki kişiler gerçeğe dayansa da dönem kaynaklarında mit ve gerçeği birbirinden ayırmak oldukça zordur. dolayısı ile buluntular ışığında değerlendirmek doğru olacaktır diye düşünüyorum.

    roma ordusu

    antik çağda ordu bir ülkenin en önemli organizasyonuydu. roma ordusunun başarısı yalnızca ordunun niceliği, komutanların muazzam başarısı yahut roma’nın zenginliğine bağlanamaz. şans faktörünü dışarıda bırakacak olursak romalıların askeri başarısında şu noktalar etkili olmuştur:
    1. askeri bakımdan yetenekli komutanların zafer kazanma konusundaki azmi ve isteği
    2. romalılar’ın düşmanlarının kazandığı başarılarını anlama konusunda ufuklarının geniş olması ve onların iyi yönlerini almaları (özellikle silah ve stratejide)
    3. amaca uygun silahlarla donatılma ve savaş tarzı arasındaki uyuşum (askerlerin birer savaşçı olarak yetiştirilmesi ve savaşçıların bir muharebe düzeni içine sokulması)
    4. sürekli, plana uygun talim yoluyla ulaşılan yüksek eğitim düzeyi (ordu anlamındaki exercitus sözcüğü, “alıştırma yapmak” anlamına gelen exerece’den gelmektedir)
    5. ordugah tekniği
    6. planlı iaşe organizasyonu
    7. birliklerin iç yapısının sağlamlığı *

    krallık döneminden (regnum romanum) m.ö 753- m.ö. 509 itibaren roma’da askerlik yüceltilmiş ve askerliğin vatandaşlık görevi olduğu bilinci oluşmuştur. fakat roma’nın erken dönemlerinde romalıların askerler için örnek saydıkları şeyler tipik askeri nitelikler değil, askerliğe dönüştürülmüş çiftçilik erdemleridir (labor, industria, constantia, modestia moderatio, virtus, pietias).
    roma’da bireysel özgürlük devletin varlığı ile doğrudan bağlantılıdır. devletin tehdit altında olması bireysel özgürlüğün de tehdit altında olması manasına geldiğinden askeri sorumluluk roma’da kabul görmüştür. bu da roma mentalitesinde başından itibaren askeri disiplinin gerekliliğinin de kabul görmesi demekti. askeri disiplin, patria potestas’ın hoşgörüsüzlüğü içerisinde yetişmiş genç bir adam için hiçbir zaman tartışılmayan, doğal bir şeydi.

    bunun yanında roma’da askeri zafer yüceltilirdi. romalılarca savaş adildi. samnit savaşları sırasında inşa edilen tapınaklar helenistik zafer kültlerine göre yapılmıştı. victoria, jupiter victor, bellona victrix ve hercules invictus adına adaklar sunulurdu. roma’da militarizm hayatın kendisiydi ve din ile iç içe devam ediyordu. muzaffer komutanlar tanrı ile yakınlaşır hatta bu vasıta ile ailelerini de yüceltme fırsatına kavuşurlardı. bir fatih başarısının zirvesine zaferle ulaşırdı. muzaffer bir general senatodan, imperium’unu pomerium boyunca genişletme hakkı talep edebilir ve böylece ilerleyen ordularını şehre sokabilir ve capitolium tepesindeki büyük jüpiter tapınağı’na kurbanlar sunabilirdi. hatta o gün için jüpiter gibi giyinir (zafer anında kutsallık kazanan pindaros’un atletleri gibi) ve bir defne çelengiyle taçlandırılırdı. protokolde magistratların ve senatonun önünde yer alır, kurbanlık öküzü, savaş ganimetleri ve tutsakları zafer sahibini izlerdi. yanında ailesi olmak üzere bindiği savaş arabasını kendisi kullanırdı. savaş arabasını, zaferde bağırmak hakkına sahip olmakla kalmayan, aynı zamanda kumandanlarına iftira atmak hakkı da olan birlikleri izlerdi. (zaferlerin birinde julius caesar’a, genç bir adamken eşcinsel olduğu yolundaki hikayelerle sataşılmıştı.) zafer alayı capitol’e ulaştığında, tutsaklar idam edilmek üzere indirilir, general çelengini tanrının kucağına yerleştirmek için tepeye doğru ilerlerdi. zafer, din, ordu roma’nın sosyal ve siyasi yaşamında son derece etkili kavramlardı. “militarizm, sosyal hayatın ekseriyetinde içselleştirildiği için roma emperyalizmi muvaffak olmuştur” demek yanlış olmayacaktır.

    bahsettiğimiz dönemdeki ordu gelişmelerini ben erken dönem * ve cumhuriyet dönemi olmak üzere ikiye ayırdım.

    bu ikisi altında da bazı alt başlıklar olması luzümlü bence

    -erken dönem

    *falanks önesi dönem
    *falankslar ve hoplitler
    *servius tillius reformları

    -cumhuriyet dönemi
    *manipulus taktiğine kadar consul orduları
    *manipulus legiosu

    falanks öncesi dönem

    roma krallığının erken dönemlerinde falanks düzeninin tam olarak işlediği söylenemez. roma ordusuna dair ilk buluntular m.ö 8. ila 9. yy’lara tarihlenir. 1885 yılında esquiline tepesi’nde yapılan kazılarda, savaşçı mezarından çıkarılan silahlar, zırhlar ve üzerinde savaşçı silueti bulunan bir taş bize ilk romalı savaşçılarının neye benzediği ve nasıl giyinip savaştıklarına dair ipuçları verir. bronz ve demir ağırlıklı silahlar kullanan erken dönem roma askerleri, metal göğüs korumalıkları kullanıyorlardı, bu göğüs korumalıkları yanlarından deri parçalarıyla birbirine bağlanıyordu. kazılarda “carlotte” tarzı iki başlık bulundu ama farklı başlıklar kullanma ihtimalleri de yüksektir. büyük ve süslenmiş bronz kalkan da günümüze ulaşan kalıntılar arasındaydı. bu kalkan tamamen etrüsk sitili bir kalkandı. yüksek ihtimal etruria bölgesinde tarquinii şehrinde üretilmişti. bu kazılarda iki tip kılıca rastlandı. uzun ve kısa olarak ayırabileceğimiz kılıçların birkaçı hariç hemen hepsi bronzdan dövülmüştü. uzunu 70 cm kısası 45 cm civarlarında olan bu kılıçların ekseriyeti antenna kabzalıydı. ayrıca esquiline kazılarında birtakım mızrak başları da bulunmuştur. genellikle yaprak şekilli olan bu mızrak başları yine bronzdan dövülmüştü. buluntulardan hareketle erken dönemlerde roma askerlerinin yunan ve etrüsk etkisi altında oluğunu söylemek yanlış olmayacaktır.

    erken dönemde düzenli bir ordu disiplini yoktu. savaş durumunda roma’yı oluşturan kabileler savaşa çağrılırdı. roma ordusunun erken dönemine dair en net bilgilerimiz, organizasyon ve askere alım şekli nedeniyle “üç kabileler dönemi” olarak anılan döneme aittir. roma toplumu erken dönemlerde 3 kabile ve 30 curiae ye bölünmüştü. cruialar belirli sayıda ailenin birleşiminden oluşur. 10 curia birleştiği zaman ise bir kabile meydana gelirdi. savaş zamanında kabileler çağırılır ve hazırlıklar yapılarak savaşa gidilirdi.

    -curia kelimesinin genellikle, birleşmiş askerler manasına gelen co-viria kelimesinden türediği düşünülür-*

    -tribus kelimesi latince 3 manasına gelen tri kökünden türediği düşünülmektedir. esasen üçe bölünmüş manasına gelir - *

    roma tradisyonuna göre kabile sistemi daha romulus’tan itibaren uygulanan bir sistemdi fakat kanıtlar bunun söz konusu olamayacağını gösteriyor. üç kabilenin ismi de hiç şüphesiz etrüsk ismiydi ( tities, ramnes, luceres). bu üç kabile ve bunları oluşturan 30 curianın doğrudan etrüsk etkisinde olduğunu söylememiz zor değil. (muhtemelen m.ö 7 yy sonlarından başlayarak.) bu kabilelerin kullandığı silahlar ve savaşma şekilleri roma’nın erken dönem ordu yapısını aydınlatacağı için konumuzla çok ilgilidir. daha önce de değindiğimiz buluntulara bakarak roma ordusunun bu dönemde hoplitlere benzer bir stille dövüştüğünü söyleyebiliyoruz. kuvvetle muhtemel daha sonra düzenli şekilde kullanılacak olan hoplit stili ve falanks düzeni de bu dönemde roma ordusuna dahil oluyor.

    hoplitler ve falanks düzeni

    roma tradisyonunun aktardığına göre hoplitlerin ve falanks’ın roma’ya girmesi roma etrüsk savaşları sırasında olmuştu. halikarnaslı dionysius roma’nın falerii ve fescennium şehirlerini işgal ettiğinde etrüsklerin şehirlerini savunurken kullandığı uzun mızraklardan ve hoplit tipi kalkanlardan bahsediyor. bunun yanında athenaeus bize romalıların etrüsklerle mücadelesinde falanks düzenine karşı ancak onlar gibi donanıp kendilerini adapte ettikten sonra başarı sağlayabildiklerini aktarıyor.

    roma ordusu etrüsk ve dolaylı olarak yunan etkisi ile tanıdığı ordu düzeni, makedonyalı büyük iskender’in dünyayı titreten ordusunun kullandığı düzendi. bu düzende hoplitler falanks düzeninde savaşırlardı.

    -hoplitler ağır mızraklı askerlerdir. 90 cm çapında ağır yuvarlak kalkanları vardır. tahtadan yapılan ve üzeri ince bir bronz tabaka ile kaplanan bu kalkanlar iyi bir koruma sağlıyordu. bunun yanında yüzün yarısını kapatan bronz miğfer giyerlerdi. temel atak gücünü oluşturan dev mızrakları yaklaşık 2.45 metre uzunluğundaydı. 2. atak silahları ise kısa kılıçlarıydı yakın muharebede kullanılırdı-

    hoplit silahları için doru (bkz: #53432161) xiphos (bkz: #53432120)

    falanks düzeni m.ö. 8. yy’da yunan şehir devletlerinin geliştirdiği bir askeri düzendi. italya yarım adasına girmesi ise takriben m.ö 600 dolaylarına denk gelmektedir. ağır kalkanları, miğferleri, sağ elleri ve kaburgaları arasına sıkıştırdıkları uzun mızrakları olan askerler birbirleriyle omuz omuza savaşırlardı. her askerin elindeki kalkan yanındaki askerin sağ tarafını koruduğundan omuz omuza durmak zorundaydılar. falanks düzeninin kullanılan ekipmanlar ile olan uyumu, savaşçıların savunmasını son derece artırırken atak kuvvetinden de taviz verilmiyordu. falanks düzeninde dövüşen hoplit savaşçıları ortalama yüzde 5 zayiat veriyorlardı. bu zayiatlar ise genellikle ön saftan oluyordu.

    ön saftakilerin mızrakları öne doğru dik uzanırken 2. sıradakilerin mızrakları en ön safta duran askerlerin omuzlarının üzerinden mızraklarını savurabilecekleri açıda dururdu. arkaya doğru en az 4 sıradan oluşan düzende en ön safta duranların yeteneği son derece önemliydi. düzenin 2. sırasındaki askerler önündekinin düşmesi halinde ivedilikle onun yerini alırdı. düşman saflarının düşmesi ile beraber arka sıradakilerin hemen ileri atılıp savaşın nihai sonucunu belirlemesi gerekirdi.

    çağında en popüler ve etkili düzen olan falanksın roma’ya adapte edilmesi yalnızca askeri bir reform olarak düşünülmemelidir. bu aynı zamanda kültürel ve sosyal bir adaptasyondur. bu düzende savaşan hoplitler pahalı ve şaşalı ekipmanlarını kendileri temin ettikleri ve ordunun başarısı ön sıradaki hoplitlerin yeteneğine doğrudan bağlı olduğu için falanks düzeninde savaşan ordular “aristokrat kahramanlar” oluşturuyordu. bu da falanks sisteminin roma’nın sosyal yapısına kolayca adapte olmasını sağlıyordu. roma ordusunda savaşanlar toprak sahibi soylular olduğu için, savaşta başarılı olan bir çiftçinin başarısı vatanına olan sevgisiyle ve bağlılığıyla doğrudan ilgili gözükürdü. klasik kralların askeri başarıları kralın kendisinin itibarını artırırken, kralın askeri olarak değil kendi topraklarını koruyan hoplit savaşçıları olarak görünen romalılar, kendilerine büyük siyasi itibarlar da sağlayabiliyorlardı.

    devamı:(bkz: #53433026)

    ayrıca: (bkz: roma imparatorluğu/@kuslar bile eslik ediyor yavrum seni)
  • (bkz: #53431494) bu entrynin devamı
    servius tillius reformları

    romanın 7 kralından 6.’sı olan servius tullius m.ö 6. yy’da değişen koşullar gereği roma ordusunda birtakım yenilikler yapma ihtiyacı duydu. bu değişiklerle roma ordusuna soylu hoplitlerin yanında her vatandaşı dahil etme kararı alındı. ordu yarı profesyonel bir hal almaya başladı.
    servius’un krallık devri’nin sonlarına doğru comitia centuriata’ya ilişkin bir takım reformlar yapmıştır. erkeklerin orduda hangi rolü üstlenecekleri, savaş anında nasıl davranacakları, halk meclisinde nasıl oy vereceklerine göre eli silah tutan erkekler bölümlere ayrılmıştır. livius’un bize aktardığına göre erkekler varlık durumuna göre 5 bölüme ayrılmıştır. roma kentinin her tribus’un her biri 100 süvari(celeres) ve her biri 100 kişiden oluşan 10 centuria piyade askeri çıkarmakla mükellefti.

    ----------------------------------

    gelire göre dağılım tablosu

    sınıf: ı varlık(asses): 100.000 ekipman: miğfer,dizçek,mızrak,kısa kılıç, yuvarlak kalkan*, göğüs zırhı, sayı: 40 genç 40 yetişkin olmak üzere toplam 80

    sınıf: ıı varlık: 75,000 ekipman: miğfer,dizçek,mızrak,kısa kılıç*, scutum, sayı: 10 genç 10 yetişkin olmak üzere toplam 20

    sınıf: ııı varlık: 50,000 ekipman: miğfer ,mızrak,kısa kılıç, scutum, sayı: 10 genç 10 yetişkin olmak üzere toplam 20

    sınıf: ıv varlık: 25,000 ekipman: mızrak, crit, sayı: 10genç 10 yetişkin olmak üzere toplam 20

    sınıf: v varlık: 11,000 ekipman: sapan, taş, sayı: 15 genç 15 yetişkin olmak üzere toplam 30

    ----------------------------------

    roma'da öteden beri askerlik bir görev sayılmıştı. her erkek 17 yaşından 60 yaşına kadar askerdi. 46 yaş ile 60 yaş arasında olanlar ise yedek durumundaydı.

    yurttaşların savaş vakti geldiği zaman capitolinus’ta toplanması gerekiyordu. bu çağrıya iştirak etmeyenler kral tarafından cezalandırılabiliyordu. burada toplanan askerler gerekli ekipmanları kendileri tedarik etmeliydi. varlık esasına göre ayrımda tam da bu nedenle yapılıyordu. roma için savaşmak onurlu bir görev olarak görülmesi, belki de daha önemlisi, askeri başarıların sağladığı siyasal itibar nedeniyle ekipmanları temin etmek romalılar için onur meselesiydi.

    roma ordusu savaş alanında ağır zırhlı askerlerden hafif zırhlı askerlere doğru 4’lü sıra oluşturacak şekilde savaşırdı. 4 sınıf aktif olarak falanks düzeninin içerisinde dövüşürken 5. sınıf ise zırhsız avcı eri pozisyonundaki askerlerdi ve genellikle savaş alanının dışındaydılar. servius’un ordusu hoplitler ve falanks düzeni üzerine kurulmuş, her biri farklı ekipmanlar kuşanmış 5 sınıftan oluşmaktaydı. kapalı bir muharebe hattı biçiminde çarpışan bu ordu (falanks legiosu) 8 parçadan oluşmaktaydı.

    ilk 4 parça 1. census sınıfından oluşan ağır silahlı askerlerden oluşuyordu. sonra gelen 5. ve 6. parçalar 2., 3. census sınıfından, 7. ve 8. parçalar ise 4. ve 5. census sınıfından oluşmaktaydı. falanks düzeninin açık alanlarda atıl kalması, ani vurucu gücünün yüksek olmaması, manevra kabiliyetinin düşük olması gibi dezavantajları vardı. bu yüzden falanks legiosu, zaman geçtikçe farklı düşmanlarla tanışan ve farklı taktiklere ayak uydurabilecek bir orduya sahip olması gereken roma için yeterli olmayacak, m.ö 6. yy’ın sonlarında yerini yeni ordu organizasyonuna bırakacaktı.

    bologna müzesi’nde bulunan certosa situlası’nda da bu dönemki roma ordusunun nasıl savaşa gittiği ve 5 sınıf askerin nasıl kuşandığına dair bize önemli ölçüde fikir vermektedir.

    cumhuriyet döneminde ordu

    manipulus taktiğine kadar cumhuriyet ordularu

    m.ö 6. yy’ın sonlarında krallığın yıkılmasıyla beraber iki üst düzey memuriyet kuruldu. bir seneliğine seçilen bu memurluklara m.ö 366’ya kadar praetor; daha sonra ise, consul olarak denildi. consullerin her biri orduların yarısı üzerinde emretme yetkisine (imperium) sahipti.

    “consullerin her birinin emrinde 3.000 ağır silahlı (milites), 1.200 hafif silahlı (velites) ve 300 süvariden oluşan birer legio bulunurdu. bunların yanı sıra 2 centuria borazancı ve aynı güçte bir teknik birlik (fabri= demirci ve marangozlar) vardı. bu birliklerin görevleri daha sonra ağır silahlılar tarafından üstlenilmiştir. roma ordusunun başlangıçta 2 legio’dan oluşan bu gücü aynı asker sayısındaki bağlaşıklardan oluşan 2 ala ile arttırılmıştır. romalı vatandaşlardan oluşan 2 legio ve bağlaşıklardan oluşan 2 ala’ya “consul ordusu denirken, bunun yarısı gücündeki, yani 1 legio ve 1 ala’dan oluşan orduya “preator ordusu”denirdi.” *

    m.ö. 385 yılında galyalı kabilelerin yarattığı tehlike büyüdüğü için, ordunun mevcudu 20.000 kişiye çıkarılmıştır. böylelikle ordu 4 legiodan oluşmuş oluyordu. m.ö. 367 de bir yasa ile 2 consulden birinin pleb kökenli olması zorunluluğu gelmiş ve patricius ile plebler arasında eşitlik gözetilirken ordunun da gücüne güç katılmak istenmiştir

    manipulus legiosu

    -legio roma ordusunun temel birimidir. legere kelimesinden geldiği düşünülmektedir. legere bir araya toplamak manasındadır. askeri literatüre, gücün askeri birlikte toplaması manasında legio olarak geçmiştir.-

    m.ö 356-343 yılları arasında roma ve galya arasında yapılan savaşta consul furius camillus, ordunun yapısında birtakım değişikliklere gitmişti. bu değişiklikler neticesinde ordu, cencus sınıflarına önem verilmeksizin birliklerin deneyimine göre organize edilmiştir. bu sistem daha sonra samnit savaşları sırasında aooius claudius caecus tarafından manipulus legio’su ile geliştirilerek tamamlanmıştır. bu legio’ nun kurulması ile birlikte roma ordusunun muharebe meydanında uyguladığı taktik de değişmiş oldu.
    bu taktikte “manipulus” 120 kişiden oluşan bir ordu birimi olarak düzenlenmişti. her manipulus ise 60’ar kişiden oluşan 2 centuriadan oluşuyordu. toplamda 3000-4200 kişiden oluşan ağır silahlı askerler (milites) legionun ana gücünü oluşturuyordu.

    bu manipuluslar cephede 3 sıra halinde bulunan 3 hatta ayrılıyordu. 1. hatta deneyimi düşük askerler olan hastati’ler bulunurdu. 15 manipulustan oluşan hastatiler savaşa ilk müdahil olan birliklerdi. her centuriaya 20 şer daha hafif zırh ve silah kuşanan en genç askerler eşlik ederdi. hastatiler kalkan (scutum) kargı (pilum) kısa kılıç (gladius) kuşanmış askerlerdi. 2. hatta nispeten daha deneyimli principes manipulusları bunuluyordu. hastatiler ile hemen hemen aynı ekipmanları kullanan bu birlikler livius tarafından süslü, gösterişli olarak anlatılıyor. 3. hatta ise en deneyimli askerler olan triarii birlikleri olurdu. bu birliklerin sayıları nispeten daha azdı fakat savaş alanında çok etkili oluyorlardı. triarii manipuluslarında hastati ve principeslerin aksine 60 asker bulunurdu. 3. hatta bulunan triariiler ekseriyetle savaşın kaderini tayin eden birliklerdi. zorunda kalmadıkça savaşa müdahil olmaz, kalkanlarını yere koyarak, hatta oturur vaziyette ön hatların işi halletmesini bekler, başarılı olamazlarsa savaşa müdahil olurlardı. romalıların arasında işi son ana, son şansa bırakmak manasında kullanılan “işi triariilere bırakmak” deyimi de buradan gelmekteydi. bunun yanında 150’şer kişilik 2 equites birliği de binekleri üzerinde legio’nun ana gövdesinin iki yanında yer alırlardı. bu atlı süvari birliklerinin görevi arazinin ve düşmanın durumuna açıklık getirmek, birliği güvenlik altına almak ve yenilen düşmanı takip etmekti. saldırı sırasında kanatlardan hücüm ederlerdi. hafif zırh giyen, kargı kuşanan bu birlikte zamanla bağlaşık devlet askerlerinin yoğunlukla orduya katılması neticesinde önemini kaybetmiştir.

    her manipulusun 2 centuria olarak ayrıldığını söylemiştik. her centurianın başında onu yöneten bir centurion ve askerlere centuriasının nerede olduğunu gösteren bir sancak taşıyan sancaktar bulunurdu. bu sayede manevra yaparken birlikler biribirine karışmaz, kendi birliğini bulabilirdi.

    manipulus taktiğinin ilk uygulanmaya başladığı zamanlarda hafif birliklere roarii deniyordu. m.ö 211 yılından sonra ise velites denmeye başlandığını görüyoruz. her centuria’ya 20’şer velites eklenmişti. velitesler hafif piyadelerdi, muharebeden önce bir takım özel görevler yaparlardı. hızlı ve genç olmaları, düşmanı hazırlanırken rahatsız etme, taciz etme gibi özel görevleri yerine getirmelerine olanak tanırdı. velitesler esas muharabe başladığında ağır birliklerin arkasında geçerlerdi. hafif silahların etkisini yitirmesiyle bu birlikler de etkisini yitirmiş yerini giritli okçular gibi yardımcı birimlere bırakmıştı.

    önceleri bitişik olarak savaşan manipuluslar kartaca savaşları’nda etkisiz kaldı. bunun üzerine scipio orduyu daha esnek ve birbirilerinden bağımsız bir halde muharebeye sürdü. bu sayede hannibal’ın kuşatma taktiğinin önüne geçerek belki de roma’ın felaketi ile sonuçlanacak bir tehlikeyi bertaraf etti. esnek birimleriyle hannibal’a karşı etkili olsa da manipulus düzenindeki ordu halen savaş vakti alımların yapıldığı bir orduydu. fakat roma artık yalnızca kendi kurulduğu topraklarda bulunmuyordu. akdeniz’in dominant gücü haline gelen roma artık askere alımlarda vatanseverlik duygularını daha ne kadar kullanabilirdi? vatan savunması göreviyle genellikle zorla toplanan ordu yabancı topraklarda bu motivasyonla savaşabilir miydi? bu sorular soruna dönüşmeye başlayınca roma’nın ordu yapısının da profesyonelleşmesi kaçınılmaz olacak, bunun neticesinde m.ö 107 yılında marius reformları’yla roma ordusu yeni bir görünüme kavuşacaktır.

    manipulus birimlerinin kullandığı ekipmanlar

    pilum : (bkz: pilum/@kuslar bile eslik ediyor yavrum seni)

    hastae: (bkz: hastae/@kuslar bile eslik ediyor yavrum seni)

    gladius hispaniensis*: (bkz: gladius/@kuslar bile eslik ediyor yavrum seni)

    pugio: (bkz: pugio/@kuslar bile eslik ediyor yavrum seni)

    cirit :

    parma:

    scutum:

    lorica hamata:

    pectorale:

    lorica squamata:

    galea:

    caligae :

    ocreae:

    (bkz: roma imparatorluğu/@kuslar bile eslik ediyor yavrum seni)

    ekipmanları sıra sıra girmeye devam edeceğim
  • "roma ordusu üstün eğitimi, disiplini ve kendi içindeki uyumu sayesinde antikçağın en muazzam askeri gücüydü ama bu ancak düşmanlarıyla açık bir savaş alanında karşı karşıya geldiği takdirde geçerliydi. romalı piyadeler dama tahtası biçiminde dizilerek savaş meydanına sessizce ve yavaşça yürürler, bu sırada cilalı zırhları ve miğferleri güneş vurunca parlardı. düşmana 30 metreden daha yakına geldikleri zaman pilum adı verilen 2 metrelik mızraklarını fırlatırlardı. ardından lejyonerler bir ağızdan dehşet verici bir şekilde haykırarark ağır mızraklarla dağılan düşman hattına saldırırlardı. scutum denilen yaklaşık 7 kilo ağırlığındaki diktörtgen kalkanlarla düşmana bindirip gladius denilen kılıçlarıyla karınlarını deşerlerdi. gladyatör kelimesi, iki kenarı keskin ve kısa olan bu kılıçtan türemişti. lejyonerlerin başlattığı bu saldırıyı, arkadan iki yedek piyade hattı ve kanatlardan ok ve sapan kuşanmış yabancı destek birlikleri desteklerdi. ayrıca mekanik topçuluk, istihkâm, yol inşası, arazi keşfi, köprü kurma ve lojistik gibi alanlarda uzman olanlar mevcuttu. romalı askerler, kartal şeklindeki sancağı gerektiğinde hades'in kapılarına kadar izlemeye yemin etmişti. başarısız oldukları takdirde kendi subayları tarafından onda birinin katledileceğini biliyorlardı. buna göre, kendini küçük düşüren ordunun her mangasındaki on askerden biri, ölene kadar kırbaçlanıyordu. antik dünyada daha korkutucu bir askeri güç yoktu. fakat lejyonlar tehlikeli bir arazide becerikli ve kararlı gerillalar tarafından saldırıya uğradığı takdirde, o koca ordu bertaraf edilebilirdi. " max boot, görünmeyen ordular -gerilla tarihi, çev. fethi aytuna, inkılap yay, 2014, s. 1-2.