şükela:  tümü | bugün
  • belli bir okuma birikimi ile varılan ben de isteğinin sanattaki izdüşümüne katkıda bulunmak. "ağzı olan konuşuyor" her zaman ve "klavyesi olan yazıyor".

    genç yazarların başlangıçtaki en büyük hevesleri, sevilen romanlar yazmaktır. ilk eserlerini kırklı yaşlarında veren ya da ancak kırklarında tanınan roman yazarlarının yaşam öyküleri onları kaygılandırır. bu kaygıyı taşımadan aklına geleni yazanlara ise migros yazarı gözüyle bakabiliriz belki de.

    yazmak kendisi büyük maceradır zaten ama roman yazmak... uzun soluklu bir macerya atılmak ve bunu yaparken de aklı başında kalmak... bir maraton koşucusunun azmi, küçük harfli "iyi" olma hırsı ve disiplini olmazsa bu romanlar bitmez...

    orhan pamuk roman yazmayı şöyle tarif etmiş:
    "en büyük zorluklardan biri, iştahımdır; her şeyi koymak isterim kitaba ve kitap alır başını gider. öte yandan beni konuya iştahım ve hevesim bağlar, fakat bu sonra da zorluk olur, çünkü kitap genişler, genişler, genişler ve onu bir çerçeve içerisine toplamak zorlaşır. en büyük zorluğu sayfa sayısının durmadan artması ve kısaltmamdır. ikincisi, zaman zaman hissettiğim şey, tek başına olmamdır. bir iki yakınıma okutsam bile, dört sene yazdığınız kitabın ne olduğu ve değeri konusunda en sonunda kuşkular, delirmeler, ölçüyü kaçırmalar uyanır insanın kafasında. çok yalnızsınızdır ve dört sene bir yolculuğa çıkmışsınızdır. kristof kolomb bile üç ayda geçer denizi amerika ya da bir başka kıtayı bulur, siz ise dört sene yolculuk yaparsınız ve nerede olduğunuzu, işin neye benzediğini, kitabın ne sonuç verdiğini soracak kimseniz yoktur; çünkü kitap kimseye gösterilecek vaziyette değildir. bu yalnızlıktır işin zorluğu ve bu yalnızlığı daha da arttıran bitip tükenmez hevesiniz ve iştahınızdır."

    bana göre ise roman yazmak, bir korkuyla başlar. daha doğrusu korkuyla başlamalı. parmaklarınızdan dökülen kelimelerin varacağı anlamlar, insanları götüreceği yerler ve zamanların sorumluluğunu taşıyabilme endişesiyle... çoğu zaman uzun bir hazırlık evresi gerektirir. araştırma ve inceleme içerir. karakterler üzerinde çalışma, kitap sayfalarına gömülerek yeniden hayat verilecek o karakterlere karşı bir sorumluluk duygusu. kurgunun başarısı. orjinallik kaygısı. bütün bunlar ve belki çok daha fazlası roman yazmak. disiplin ise olmazsa olmazı.
    (bkz: yazma disiplini)
  • birçokları gibi zamanında şahsen varoluş amacı haline getirdiğim bir eylem. öykü yazmak konusunda başarılı olunabilirse neden olmasın derim ancak bu eylemi yapmak pahasına hayatın gerçeklerini öteleme yöntemi insanı uçurumun kıyısına getiriyor. o baş dönmesiyle baş edip sağlıklı biçimde geri dönmekse çok zor oluyor. aileden şanslı olanlara ayrı bir parantez açmak gerekir tabii.
  • dün otobüste kitap okurken yazarın 'benim böyle hızlıcana okuyup tükettiğim kelimeleri ve harfleri kimbilir ne zorluklarla, ne uykusuz gecelerde ve ne sancılar çekerek ortaya çıkardığını' düşündükçe garip bir hüzne kapılmama sebep olan eylem. benzetme tuhaf kaçabilir belki ama annemin saatlerce sardığı dolmaların ertesi gün en fazla 10 dakikada bitip tükenmesi de benzer duygulara sebep oluyor bende. tesellim ise ağzımda bıraktığı o müthiş tat. dolmaların da kitabın da...
  • ''yazamadığınız romanlar istediğiniz şekilde, hayallerinize renk katarak yazılır ve yayım hayatınız için can suyu verilir.''

    bir iş ilanı. hani yazamayanlar varsa ben yönlendireyim beyefendiye. can suyu falan da diyor. iyi bir şey sanırım
  • birkaç hafta önce başladığım iş. gelgelelim az önce kıymalı pide yedim ve ağzımda o tat varken devam edemeyeceğim.
  • herkesin yapabileceği tek ve en zor eylem.
  • ömrünüzden, huzurunuzdan ve insan ilişkilerinizde verebileceğiniz bir üç - dört yılınız yoksa, kimsenin haberdar olmadığı bir kaç paragrafla kurduğunuz bir ilişki yüzünden gereksiz derecede içe kapalı, gereksiz derecede dışa dönük, mutlu, gergin, öfkeli ve huzurlu olmayı ve bu duyguların salıncağında oradan oraya süzülmeyi göze alamayacaksanız, pek çok kişinin yaptığınız pek çok şeye anlam verememesini sorun olarak kabul edecekseniz, yazı masasının başına zevkle çatlayıp tanelerini evrene saçan bir nar gibi özgürleşmek için oturduktan sonra, çürük ve içi küf dolu bir kestanenin iç sıkıntısıyla kalkmak size ağır gelecekse, her kelimeden sonra bir soru işareti eklemek ve sonra da o soru işaretlerini de görmezden gelmeye çalışmak akıl sağlığınızı tehdit edecekse, hiç girişmeyin derim.

    yok, beni bozmaz diyorsanız, merhaba! fark ettiniz mi, bir şehri bir deftere sığdırmak ve o şehrin sokaklarına kimse fark etmeden kaçmak nasıl da güzel? ikinci bir ömrünüz olsa onu da harcardınız değil mi? ben de öyle yapardım.
  • tonlarca cümleyi toplayıp kocaman bir olay örgüsünde, tonla ayrıntıyı, iç-bağlantıyı, ilgi çekebilecek nesnelliği ve samimi gösterebilecek öznelliği katarak harmanlayarak gerçekleştirilebilecek zor iş. geçen sene 4-5 bölüm kadar yazıp çok ağır yazdığım uzuuunca cümlelerle boğduğumu söyleyip kusturana kadar okutanlar yüzünden yarım bırakıp, bu sene tekrar başladığım karakterleri çoğalttıkça yeni bağlantılar, ortak noktalar iliştirerek keyifle gerçekleştirdiğim eylem bu günlerde. bu işin ardından basılmış okunmuş yalandır en önemlisi onu tamamlayabilmek ve tamamlarken ne kadar eksik olabileceğine karar verip güzelleştirebilmektir. hayatta bir işini de tamı tamına yapamamış yapayalnız biriyseniz içinizde elinde kalem her gördüğünü size senelerdir not aldıran bir gözlemci varsa onu alın karşınıza ve anlatsın size emin olun hiç pişman olmayacaksınız..
  • zor iştir. bütün hikaye ana hatları ile kafanızda olsa dahi oturup yazmak oturma organı ister. ki zaten (kendimden biliyorum) bitsin artık diye yazılan bölümler sadece zaman kaybıdır. (sanırım o sebepten iki buçuk yıldan fazla oldu hala bitiremedim) zaten çağımız yazarlarının birçoğunun bence en büyük sorunu budur. gerçekten iyi olan ilk kitaplarından sonra, okuyucunun istediği, öncekilere benzeyen kitaplar yazıp parsayı toplamaktan başka şeyler yapmalılar.
  • oturdum, 150 sayfa civarı bir kısmı yazdım. sonrası için beyin yetmedi, bir kağıda harita çıkartmak zorunda kaldım. kimin kimle ilişkisi, izlekler, bilmem neler...
    zor iş lan, öyküye alıştıktan sonra ilk roman çok zor.