şükela:  tümü | bugün
109 entry daha
  • " çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor; ' sinemadan çıkmış insan '
    gördüğü film ona bir şeyler yapmış. salt çıkarını düşünen kişi değil. insanlarla barışık. onun büyük işler yapacağı umulur. ama beş, on dakikada ölüyor. "

    aylak adam - yusuf atılgan
  • "hayal kırıklığı insanı öldürmüyor. yalnızca yaşama azmimiz bir parça eksiliyor; başka bir şey olmuyor. bir defa daha ayağa kalkana kadar, eskisi gibi gülmeye başlayana kadar, günlük işlerin hengamesine tekrar dönene kadar bir vakit boğcalıyoruz. sonra yara izi gibi bir şey kalıyor. zamanla kabuk bağlıyor. elin hep oraya gidiyor; kaşıyorsun. insanın, diliyle eksik dişini yoklamasına benziyor. sonra kaşımamayı, yoklamamayı öğreniyorsun.” *
  • "suyun suda kayboluşu gibi, hakikati bulmak uğruna kaybolmayı göze almak... en önemli ayrımlar hep en belirsiz olanlardır."

    murat menteş - (bkz: dublörün dilemması)

    suyun suda kaybolması...
    1888 yılından bu yana çeşitli mecmualarda yazarlık yaparım, ben böyle güzel benzetme okumadım, işitmedim.
    zaten bu işler şöyledir; basitlik içindeki derinlik, her zaman süslü cümlelerden daha tesirli olur.
    "suyun suda kaybolması" ne basit, ne küçük bir cümle lakin okyanusun en derin noktası kadar bucaksız anlamlar içeriyor.
  • (bkz: #89781304)
  • bize hiçbir şey yapılmadı, yalnızca tam bir hiçliğin içine koyulduk. bilindiği gibi dünyada hiçbir şey insan ruhunu hiçlik gibi baskı altına alamaz.

    stefan zweig - satranç
  • “neden ilk defa gördüğümüz bir peynirin bile evsafı hakkında söz söylemekten kaçtığımız halde ilk rast geldiğimiz insan hakkında son kararımızı verip gönül rahatlığıyla öteye geçiveriyoruz?”

    (bkz: sabahattin ali)
    (bkz: kürk mantolu madonna)
  • "ama unutma müesser demişti, biz aslında bu evin eşyaları gibiydik; tıpkı şu gördüğün dolap, şu masa, şu yıllanmış döşekler gibi. bizim hiçbir şeyimiz olmadı duygulardan, özverilerden ve özentilerden başka..
    mario levi
    bir şehre gidememek
  • "hapishane arkadaşlarına baktıkça şaşıyordu: onlar da hayatı ne kadar seviyor ona ne kadar değer veriyorlardı. ona öyle geldi ki, hapishanede hayatı, dışarıda olduğundan çok daha fazla seviyor, üzerine daha çok titriyor, ona daha çok değer veriyorlardı. içlerinden bazıları, meselâ serseriler, ne korkunç ızdıraplara ve işkencelere katlanıyorlardı. bir güneş ışığının, uyuklayan bir orman parçasının, daha üç yıl önce işaretlenmiş, ağaçların en kuytu yerindeki serin bir kaynağın onlar için bu kadar büyük bir değer taşıması mümkün mü idi? serseri, bir kaynağa kavuşmayı, sevgilisine kavuşmayı hayal eder gibi hayal ediyor, bu kaynağı bunu çevreleyen otları, çalılıklar arasında ötmekte olan kuşu rüyasında görüyordu."

    dostoyevski - suc ve ceza
  • "pastırmalı dondurma yemiş çocuklar gibi şen"
  • "herkesi sevdikleri için iyi insan sayılırlar; oysa kimseyi sevmezler ve kötü olmadıkları için iyidirler."

    (bkz: oblomov)
9 entry daha