şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: badak)
  • arkadaslari tarafindan dalga gecilen, kadinlar tarafindan genellikle tercih edilen, sevilen ve dusunceli bulunan erkek tipidir.
  • gereksiz erkektir.
    çünkü hepsi aynı masalın kahramanını oynar. bilmem bilmezler mi ki kadın milleti kendisini el bebek gül bebek kucaklayanı değil köpek gibi davranıp yalvartanı sever...
  • eger dozunu kaçirirsa çok sekerli çay gibidir
    (bkz: baymak)
  • erkeğin burnu büyükse aklımıza hemen şey gelir *..yani karşımızdaki erkeği hemen cyrano de bergerac sanırız..romantik ya, romantiğiz yaa.. * aslında size süslü, güzel sözler fısıldayan ve şiirler okuyan bu adam retorik edebiyat çaglarının yenilmez savasçısı cyrano değil, bütün romantik, naturel ve modern akımları aşmış bitirmiş postmodern bir pinokyodur ve her tüketim zaferinde gittikçe uzayan burnudur.. *

    ''-kadınım benim! ah benim sevgilim bu! ne olur ah, bilseydi ne kadar sevdiğimi!
    bak nasıl da dayamis yanağını eline, ah!!eline giydiği eldiven olaydım,,

    içimizdeki tanrıça olma sevdası davet eder o bütün abartılı söz sanatlarını..hayatımızda şairlerin alıntılarıyla dolu böyle romantik erkek dönemleri vardır..bu dönemlerde kültürümüz artar..
    romantik erkek dönemlerinden bir pasaj daha:
    -ayten senden başka bir kızı bu kadar çok sevmedim,
    -ayten seni sevdim yeri geldi söylüyorum,biraz daha sokulsana, galiba ölüyorum..
    -ayten gülüşüne kurban!!
    -içimde ağır ağır bir çınar devriliyor..

    bütün bu güzel sözler ve şiirler yatmadan önce ve aç karnına alınır..*
    artık aşkın dağlarda değil, yerlerde gezer..
  • şiir, çiçek ve mum ışığını kullanabilen erkeklere denir. seveni vardır sevmeyeni ancak kadın dergilerinde en çok kullanılan erkektir.
  • bir kapı açıldı ve içeriye girdim.......*
    ilk kez güneş ışığını tanıyor ilk kez merhaba diyordum kuşlara
    ve bir kıyısında yaşarken bütün hengamenin oynamak bir peri masalını
    tek dileğim ve tek hayalimdi. yaş 00,01'di sanırım hatırlamıyorum net.

    yapayalnız evrenin ortasında otururken hiç sıkılmıyordum aslında sonra sen geldin aşkı getirdin bu küçücük kalbin içine bıraktın ve ben sana emanet ettim ona iyi bak diyerekten gittin.
    hiç utanmadan................ yaş belirsiz ..

    hisseli harikalar kumpanyası perdesini açarken ben anlamsız kelimelerin okyanusunda boğulmaya başlamış diplerde en diplerde tüm balıkların isimlerini tek tek telefon defterime kaydederken bir ay bir gökyüzü bir de yalnızlık gerekiyordu hiç bitmeyen talihsiz bir öykünün en başına.

    çocukluğum misket ve gazoz kapaklarının kapışı ile geçip giderken rüzgarın başka başka görevleri olduğunu unutmuştum. ama sen yine de emanetini bırakmıştın ya yapacak bir şey yoktu...
    hiçliğin ortasına giden sonsuz yolculuğun bir diğer bayrak taşıyıcısı görevi en ağır tarafından bana mı verilmişti..ben miydim ayın mehtap mı yoksa daha da yüce bir güzellik timsali olup olmayacağını bilecek olan.

    koşup koşup atladım tramplenden yaş 15
    küçük küçücük bir dünyada koskocaman ayın esiriydim ..
    denizden çıkan ilginç ilginç dünyalar benim tüm dünyam olurken nerden bileyim hazinelerimin bir takipçisinin olduğunu ve koskocaman ağzı ile bütün bunları yutacağını.
    trenlere beleş biner, ağaçların gölgesinde yatar, lahmacunu arkadaşlarınla özel bir törenle yersin ve pul kolleksiyonun gerçektir..diğer kolleksiyonların gibi, tüm nefeslerin gerçektir ..
    güler, ağlar koşarken bir bakarsın bisiklete binmen gerekiyor...binersin.
    bir bıçağın sırtındaki hayatı aya taşımak ve hiçlikten uzaklaşmak uğruna verdiğin çabaların bütün hazinelerinin bir moğol istilasına kurban gideceğini bile bile,

    her yer karanlıktı göz gözü görmüyordu
    hatırlıyorum
    vahşi çığlıkları ve korkunun kokusu
    kırılganlığım içinde en dip köşeye kıvrılmışken yüreğim
    hatırlıyorum hala nefes almanın ne güç olduğunu
    bir kadeh daha içebilmek uğruna kalbimdeki kanın en temizinden
    tüm dünya seyre dalmıştı adaletsiz bir adaletin kanı gövdeyi süpürmesini
    ruh kelimesinin kifayetsizliği ve sahtekarlığı altında

    sandalye çekmekle başladı bütün çöküşü uygarlığın ve bir de çiçek aldım hiç düşünmeden...
    ne zaman düşünmüştüm onu da hatırlamadan.
    ne zaman bilmiştim ki?
    sen ki yine kandıracaksın bütün kifayetsizliğinle ve ben yine varamayacağım o varolmayan yere..
  • hayat masalinda yasadigin zanneden erkektir. kucukken annesi ona hep pamuk prenses i okumustur, o da kahramanini beyaz atli prens secmistir. lakin post modern dunyada pamuk prenses ot icip eller havaya ortamlarina takildigi icin, prensimiz atini becermeye mahkum kilinmistir. bu aslinda prensesin hatasi gibi gorunsede, prenses in kotu cevresi yada luks saray standartlarin insan uzerindeki etkisidir. oysaki prensesimiz tek gecelik asklarindan bahsedip yakinip dovunur, cunku insan arzu ettigi seyle, gereksinim duyduklari arasindaki farki tek baslarina gormeye yeteneksizdir.
    burdan prenseslerimize serdar ortacdan dansozsarkisini
    prenslerimizede anathema dan angelica yi armagan ediyoruz.
  • bir masal kahramanıdır;
    - peki sen neden bu kadar romantiksiiiiiin?
    - herkesi daha kolay yiyebilmek içiiiiiiiin.
    *