şükela:  tümü | bugün
  • tarihçi edward hallett carr'ın çiviyazılarınden çıkan kitabı...tarihi bir roman değil de, 19. yy çarlık rusya'sında yaşayan ve politik sebeplerden olayı vatanlarını terk etmek zorunda kalan ve günümüz tabiri ile "looser" sıfatını taşıyan insanları anlatır...

    kitap, zannımca, herzen'i eksen olarak almış...1847 yılında ülkesini, karısı natali herzen ve üç çocuğu ile birlikte terkeden herzen'in yaşadıkları, genel olarak kitapta bahsi geçen kişilerinde başlarından geçenler ile aynı...belki bu nedenle kitapta aslan payını herzen almış...

    diğer bahsi edilen kişiler ise; bakunin, ogarev, naçayev, dolgorukov gibi dönemin politik arenasında bilinen isimler...ayrıca bir polis ajanı olan postnikov ve komün kurmak üzere okyanusyaya açılan* bir kaç ufak figüran da anlatılmış...

    kabaca özet yapmak gerekirse, anavatanlarından ayrıldıktan sonra, mücadelelerine avrupa'da devam etmek zorunda kalan, ama avrupa'nın o kendine özgü yok ediciliğinde hayatta ve inandıklarından kopan insanlardır anlatılan...tabi avrupa'nın onları öğütmesi, kişiliksizleştirmesi de önemli yer tutuyor...

    herzen'in karısı, önce bir kadına aşık olur, daha sonra george herwegh isimli birine...bunlar bir süre gizli kalır ama sonra açığa çıkar...daha sonra natali ölür ve herzen, karısını bir zamanlar aşık olduğu kadınla birlikte olmaya başlar ve pembe dizi tadında olaylar zinciri kurulur...(burdan sonrasını anlatmaya enytryler yetmez)...
  • ancak bu eseri okuduktan sonra insanın aklına doğrudan türkiye ve bir zamanlar (70'lerin sonu, 80'lerin başı) türkiye'den kaçıp, avrupada politik mülteci olarak yaşamak zorunda kalanlar geliyor...

    bir zamanlar "tek yol devrim" dierek yola çıkan ama şartlar gereği* ülke dışına kaçıp da mücadeleye orda devam etmeye çalışanlar...ilginçtir herzen ve arkadaşlarının ta 1860'larda yaşadıkları çelişkiler, sapmalar 120 yıl sonra yine aynı kıta avrupasında ama başka bir ülkenin sürgünleri tarafından yaşanıyordu...yine aynı aile dağılmaları, politik ve ahlaki çöküntüler...

    birinci nesilin ülkeden ayrılırken, ülkeyi özlemeye hazırlık yapmak gibi şansı yoktu...ellerinde sahte pasaportlar ile sınırı geçmek tek mesele idi (bu olayı devletin görmezlikten geldiği iddia bile edilir)...üç vakte kadar devrim olacak ve ülkelerine döneceklerdi...

    oysa devrim gelmedi...ve artık bir daha göremeyekleri bir ülkeleri olduğunu anladılar...ne avrupalı idiler (çünkü hep bir sığınmacı olarak yaşacaklardı) ne de ülkeye dönebilirlerdi...yaşanan açmazlar yurt dışına kaçan bir çok kişinin

    ikinci nesil ise tamamen farklı bir ekol oldu...onlar üç yandan sıkıştırılmışlardı; hala türkiye'deki gibi yaşamaya çalışan aileleri (tabi hala dağılmadı iseler), uyum sağlayamadıkları türkiye kökenli çevre ve doğdukları ama bir türlü ait olamadıkları yeni ülkeleri...

    bugün bu ikinci neslin üzerine üçüncü bir nesil gelmek üzere...onlar kendilerine miras kalan bu "sürgünlük"ten ne kadar nasiplenirler bilinmez; ama şu bir gerçek ki ikinci vatan diye bir şey yok...

    politik sürgünlerin yanı sıra kendi istekleri ile yurt dışına giden kişiler de durum nasıldır acep?
  • hedef olarak sanki devrimi degil de devrime giden yolu ve mücadeleyi gozune kestirmiş ve bu yaşam tarzini romantik bir bicimde hisseden ve sürdüren tarihsel kahramanları anlatır bu kitap.

    ozellikle necayev'in anlatıldigi bolumde, nechayev'in aslında devrim hedefi olmadıgının, orgutlu yasamı ve bu yasamdaki romantizmi sevdgiinin tanıgı oluruz

    (bkz: devrimci romantizm)