şükela:  tümü | bugün
  • shakespeare karakteri romeo'ya balkon seranatında;

    "gözler gökte, yıldızlar olsa gözlerinde. yıldızı söndürür yanağının üzerinde ürperen şu parıltı. güneşin kandili söndürüşü gibi tıpkı" gibi bir cümle kurdurmuştur ki, vay efendim vay.
    böyle bir cümle kurabilen birisi ya kaçıktır ya da aşkından kafayı sıyırmıştır.
  • --- spoiler ---

    juliet: bu da ne? canım sevgilimin avucunda bi sise! demek ki, zehirden sevgilimin bu vakitsiz ölümü. cimri! hepsini icmis. bir damla bile bırakmadın demek kavusabilmem icin sana? öyleyse dudaklarından öperim orada belki bir parca zehir kalmistir. bir zamanlar hayat veren dudakların bu kez son versin hayatima. sıcacıkmış dudakların hala...

    --- spoiler ---
  • “aynı zamanda bilim adamı olmayan bütün büyük rönesans sanatçılarında görüldüğü gibi, shakespeare’in son derece insancıl sahneleri, mekanik bir perspektife odaklanmaz, ama bunun yerine şiirsel bir yok olma noktasında, tıpkı göz erimindeki uzak dağların bulutlardan ayırt edilemeyişleri gibi “şeyleri” ufak ve seçilemez duruma getirir.”
    -özdemir nutku’nun çevirdiği “romeo and juliet”in önsözünden-

    kitapta tek sevdiğim şey bu cümle oldu. bahsettiği şeyi sabahattin eyüboğlu’nun çevirisi ile okuduğum julius caesar’da hissetmiştim, ama anlat deseler anlatamazdım.

    kitabın geri kalanı iki kelime ile özetlenebilir “kötü çeviri”

    kendisine bir tiyatro profesörü olarak saygımız sonsuz, shakespeare’i anladığı da kesin ama anlatamadığı su götürmez.

    örnekleyim;

    sampson
    “haklısın, kadınlar güçsüz yaratıklar olduğundan hep duvara itilirler. ama ben montaque’lerin erkeklerini duvardan itip, kızlarını dayarım oraya”

    kadınlar duvara itildi anladım. erkekleri duvardan nasıl itiyorsun, duvardan çekiyor olman gerekmez mi, “erkekleri duvardan çekip kızları dayarım oraya” mı demek istiyor, yoksa duvar yüksekçe bir yer erkekleri itti aşağı düşürdü, kızları aşağıda duvara mı dayadı nedir ?
    duvara itmek, duvardan itmek, duvara dayamak hepsi çorba…

    mercutio
    “demek istiyorum ki,
    boş yere harcıyoruz ışıklarımızı
    gündüz yanan kandiller gibi
    iyi niyetimiz yeter; aklımız
    beş kez önündedir beş duyumuzun çünkü.”

    neden cümlelerin buralarından bölündüğünü anlamak mümkün değil, sondaki cümleyi kaç yerinden devirmiş “çünkü aklımız beş kez önündedir beş duyumuzun” diyecek “çünkü” sonda, “aklımız” üst satırda. üstelik yukarıda kalması hiçbir şiirsel etki yada söz müziği oluşturmuyor, cümleyi devirmesi de öyle.

    üçüncü uşak
    “aynı anda hem burada hem orada olamayız ki! hadi çocuklar çabuk olun! dünya var imiş ya da yok imiş ne umurun”

    “çabuk olun” ile “umurun” kafiye olmuş ya, (ihtimal orijinal metinde de kafiyeli) okur olarak bizim başımız göğe erdi, artık daha ne isteriz dimi. siz hiç “umurun” diye biten bir başka cümle duydunuz mu ömrünüzde.
    ayrıca bu uşak çoğul olarak “çocuklar”a seslenmiyor muydu, kafiye uğruna çoğulu tekile indirilmiş, “dünya umurunda değil” anlam kalıbı parçalanmış, deveye hendek atlatılmış.

    buna benzer tonlarca örnek verebilirim. manasız, söylenmesi, okunması sıkıntı veren cümleler hep. demem o ki tiyatro profesörleri kendi işini yapsın. çevirme işine girişmesinler.

    shakespeare okuyacak kadar ingilizce bilmiyoruz diye bu zulüm bize reva mı ?
  • istanbul devlet tiyatrolarının sergilediği oyun için yorumum, oyuncu seçimleri cidden kötü, romeo, ikinci bir juliet'ten farksızdı, sahnede iki juliet varmış gibi, ses cılız ve ince, oyuncu dramatik yoğunluğu yansıtamıyordu, belli ki yeni ve acemiydi, bazı genç oyuncuların diyalogları duyulmuyordu, duyulsa bile diksiyondan kaynaklanan bir problemden dolayı anlaşılmıyordu. mesela oyunun sonuna doğru birinin söylediği şarkının tek kelimesini anlayanı tebrik etmek gerekir, belki rejinin özensizliği, mikrofondan kaynaklanıyor, belki oyuncuların eksikliği.
    oyun için emek harcandığının farkındayım ancak oyuna ve oyuncu arkadaşlarına toz kondurmayan düpedüz dandik yorumlara da itibar etmesek iyi olur. oyunun iyi yanları da var elbette, mesela sahneye suyun ve elektronik müziğin taşınması müthiş olmuş. özellikle bir shakespeare oyununda elektronik müzik görmek hem şaşırttı hem de harekete geçirdi seyirciyi, hafif kıpırtılarla biz de dans edebiliyorduk. bu müziği sahneye taşıyanlara ne kadar teşekkür etsek yetmez herhalde. müzikler iyi olmasına rağmen çoğu müzik gereken sahne müziksiz geçti, oralar değerlendirilseydi güzel olurdu. izlenebilirliği var oyunun.
  • istanbul şehir tiyatroları tarafından sahnelenen oyunun yönetmenliğini kemal başar üstleniyor. oyunun kahramanları romeo ve juliet ilk görüşte aşkın hikayesini sunuyor bizlere. düşman iki ailenin çocuklarının aşkı kendileriyle birlikte bizi de çıkmaza sürüklüyor. aileleri düşmanlıklarının bedelini fazlasıyla ağır ödüyor.

    sahneyi iki parçaya ayrılmış olarak görüyoruz. sağ ve sol tarafta beyaz iki duvar ve birbirlerine sık duran ve yukarıdan aşağıya doğru sarkan halatlar kullanılmış. sahnenin orta kısmı kullanım alanı olarak düşünüldüğü için boş bırakılmış. renk kullanımı beyaz ağırlıkta. sahnenin tabanı ve duvarlar siyah renkte. sade, göz yormayan bir kullanım tercih edilmiş. işlevselliği tartışılabilir ama gerektiğinde mekan değişimi bir perde kaldırılarak ve farklı renk perde kullanımı ile sağlanabiliyor.

    ilk sahnede capulet ve montegue ailelerinin yakınlarını görüyoruz birbileriyle iki ayrı bölümdeki halatları tutarak dövüşüyorlar. kim kimden anlamak pek mümkün olmuyor çünkü aynı renk kostüm tercih edilmiş. bu durumunun artı yönü ise balo sahnesinde maske kullanımı da katılarak kostümler tamamlanmış ve beyazlar içinde oyuncuları gece için sahnede hazır görebiliyoruz. düşman iki aileyi netleştirici öğeler de kullanılabilirmiş.

    oyunun temposunu romeo rolünü canlandıran mert turak ile juilet'i canlandıran ece özdikici ayakta tutmayı başarıyor. onların yanı sıra benvolio rolüyle kubilay penbeklioğlu ve baba capulet rolüyle selçuk soğukçay oyunculukları ile öne çıkan iki isim.

    yönetmen kemal başar ve dramaturg özge ökten metne bağlı kalmayı tercih ederek oyunun süresinde ya da birimlerinde daraltmaya gitmemeyi uygun görmüş olacak ki seyirci açısından üç saat bir oyuna konsantre olup izleyebilmek biraz sıkıntı yaratabiliyor ama shakespeare oyunlarındaki bir monolog bile oyunun seyrine değiştirebileceğinden üç saati dolu dolu hiçbir ayrıntıyı atlamadan yaşayabiliyorsunuz. farklı bir anlatım dili kullanmayı tercih etmişler. tekno tarzı bir müzikte tango yapmak gibi.

    sahneleme anlamında bir kaç ayrıntı oldukça hoşuma gitti. juliet'in dadısından gelen haberi beklerken kendisine halatları birbirine bağlayarak salıncak yapıp sallanışı, capulet ve montegue ailelerinden birer kişini ölümü üzerine herkesin kendi ailesinden olan kişiyi omuzlayarak sahneden çıkışları ve son sahnede her oyuncunun bir halatı tutarak hep birlikte bir daire oluşturduğu ve aslında hepimiz görünmez bağlarla birbirmizin kaderine bağlıyız'ı ifade edişleri - en azından benim anladığım bu- çok etkileyiciydi. müzik kullanımı da oyuna eşlik edici nitelikte.

    herkesin emeğine sağlık, kesinlikle gidip görülmeli, izlenip alkışlanmalı.
  • bu ay* üsküdar müsahipzade celal sahnesi'nde sahnelenecek oyun. çok heyecanlıyım sözlük.
  • baştan söylemeliyim ki oyunun ister profesyonel ister izleyici çekimi olsun kesinlikle fotoğraflarına aldanmamak lazım. nedense gördüğüm tüm fotolar bende oyun ve özellikle de kıyafetler çok sıradanmış gibi bir izlenim uyandırmıştı. belki beyaz ana tema olarak seçildiği için detaylar yeterince farkedilmiyordur ya da sorun ne bilmiyorum ama gerçekten fotoğraflar oyunun yanında sönük kalıyor.

    yaklaşık olarak iki saat kırk dakika süren oyunun ilk perdesi müthiş tempolu, ikinci perde hikayenin malum ilerleyişi sebebiyle daha durağan ve vurucu. böylesine kült bir klasiği bu derece modernize etmek gerçekten cesaret işi. ve ben oldukça sade olmasına karşı anlatmak istenilen herşeyi fazlasıyla verebilecek kadar fonksiyonlu kullanılan dekordan, partideki tekno dahil müziklerden, fotolarda beni çok yanıltan kıyafetlerden, sadeleştirilmiş şiirsel diline kadar tüm oyunu beğendim ve keyifle izledim.

    oyunculuklarda romeo rolünde mert turak beklediğimden çok daha dinamik bir performansla açık ara öne çıkıyor. daha önce de kısıtlı alanında dahi vücut dilini ne kadar iyi kullandığını izlediğimden şaşırmadım. aksine ibb şehir tiyatroları'nda sessiz sedasız nasıl keyifle izlenesi yetenekler olduğuna bir kez daha tanık olarak sevindim. bir diğer izlenesi yetenek hikmet körmükçü de dadı rolünde enerjisiyle kendisine hayran bıraktırıyor. bu harika ikiliyi caner çandarlı (mercutio) tamamlıyor. yani kafes ekibinin uyumu bir kez daha kendini göstererek kadroda bir adım daha öne çıkmalarını sağlamış. juliet rolünde ece özdikici oldukça iyiydi. kubilay penbeklioğlu'nu (benvolio) da fırlama katkılarından ötürü tebrik etmek gerek. dinamik bir yoruma dinamik bir ekip olmuş.

    yalnız prensin savcı gibi her kavgada anında olay yerinde bitmesi dahası biterken salonun kapısını açarak girmesi olmamış diyebilirim. sahne içinden arka taraftan bi yerlerden çıkıp gelse de olurdu ya da sahne merdiveninin yanındaki acil çıkış kapısını (sadabad sahnesi için) kullansaydı daha az dikkatimiz dağılırdı gibime geliyor. bu da nazar boncuğu olsun. fakat bu sezon göremedim sanki tekrar izlemek isterdim doğrusu.
  • o dönemlerde, kadınlar saçlarını safran, kırlangıç otu ve kimyon tohumuyla sarıya, dudaklarını da kırmızböceğinden yapılan rujla, yüzerini de içinde sirke ve civa bulunan beyaz bir boyayla boyardı. civa zehirli olduğundan saçlar zamana dökülürdü. shakespeare, zamanında yaşayanlar yoksuldu ve az yıkanırlardı. juliet gerçekte var olsaydı muhtemelen kuru, kirli ve bitli olurdu. egzama, çıban, uyuz ve diş eti hastalıklarından muzdaripti belki.
    ayrıca shakespeare zamanında, kadınların oyuncu olmasına izin verilmediğinden juliet rolü yüzü beyaza boyanmış, pek çok genç aktör tarafından sahnelenmiştir.
  • istanbul devlet tiyatrosunun yeni sezon oyunlarından olan romeo ve juliet dejan projkovski yönetmenliğinde seyirci ile buluşacak. oyuncu kadrosunda seda yıldız, nuray durmuş, ahmet dizdaroğlu, zeliha güney, atakan akarsu, damla ece dereli, murat turhan, kerim altınbaşak, muhammet çakay, bilal ercan, yunus emre terzioğlu, ozan erdönmez, deniz can erzaim, burak pamuk ve cem bayurgil'in yer aldığı oyunu 17-18-19-20-21 ve 22 ekim 2017 tarihlerinde üsküdar tekel sahnesinde izleyebilirsiniz.
  • dire straits versiyonu, buram buram 80'ler kokan klibiyle