şükela:  tümü | bugün soru sor
  • spiral formu izleyen ritm trafigiyle en sert tool parcalarindan biri.. adam jones un ortadaki solosu olur olmaz $ey degil bilhakis tool mukemmeligini yansitan enerjiler..
  • (bkz: rosetta tasi)
  • rosetta taşının hiyeroglifleri çözmede kullanılan ilk anahtar olması göz onunde bulundurulursa stoned olma halinin getirdiği maymuncukluğu anlatan tool parçası ismi*
  • (bkz: tamam abi)
  • rosetta stone malumunuz champollion hazretlerinin bulup hiyeroglifleri çözdüğü malum taşın adı. bu taş bulunduğu zaman napolyon ordularıyla mısırda bulunuyordu. taşın üzerinde hiyerogliflerle beraber yunanca, halkın o zaman kullandığı dil ve hiyeroglifler yer alıyordu. arasan bulunamayacak olan bu tablet tam manasıyla hiyerogliflerin yunanca çevirisiydi. artık hiyeroglifleri okuyabilmek için yunanca bilmek yeterliydi.

    şarkıya bakıyorsunuz; tipik bir uzaylı kaçırma öyküsü gibi duruyor ama hayır...bu kadar basit değil..altından neler neler çıkıcak şimdi göreceksiniz..bir uzaylı kaçırılma öyküsüyle rosetta taşının ne alakası olabilir ki?...yada rosetta taşına dönmüş birinin hikayesi midir bu?

    rosetta stoned öncesinde çalan şarkı lost keys dir. bu şarkıda hemşire doktor watson adındaki kişiye tüm hayati fonksiyonları normal olan bir hastanın geldiğini bildiriyor. bu kişiyi hasta kılan şeyse hikayesi..ve doktor gelip ‘’tamam evlat..herşeyi anlat’’ diyor...orada duran hasta ise anlatmaya başlıyor...

    pekala,
    becerebiliyorsanız kafanızda canlandırın bakalım

    saat 2 gibi başladı tüm bunlar
    ve aslında ben bir kutu krispy krepes yiyordum
    ihtiyaç molamın ortasındaydım
    dışarda area 51 hakkında düşünüp duruyordum
    şu ‘’seçilmiş insanlar’’ olayını düşünüyordum
    işıklar saçarak hareket eden muza benzeyen bir şey gökte belirdi
    böyle bir yerde böyle bir şeyi göreceğimi asla ummazdım
    sanıyorum o anda enfes bir meyveli dondurmayı
    güzelim birkenstock ayakkabılarımın dibine düşürdüm yada öyle birşey
    sonra o bana bağırdı

    hassiktir!
    hassiktir!
    hassiktir!
    hassiktir!

    sonra yeşil-mavi jackie chan kılıklı gizli dosyalar yaratıkları
    isabella rosselini dudaklarıyla ve duman şeklinde nefesleriyle
    oraya korkunç bir sıçrama yaptılar
    bu sırada da a-banana-a-banana gibi bir ses çıkarıyorlardı
    gözlerimi yuvalarından fırlamış bir halde açtığımda.
    ağzım açık kalmıştı
    terlemiş ron hubbard üst dudağım
    ve o anda tek düşünebildiğim
    ‘’martin amca umarım beni bu halde altıma işemiş bir halde görmez’’ idi

    içeride çok hayat dolu(yum)
    bir hayalet gibi,
    beni bağırttı deli gibi;
    ‘’sik beni
    bu içi boş bir kimya olmalı’’
    taban tavana döndü (nevrim döndü)
    ve karşımda siktiğimin uzaylısını buldum

    sonra biraz portakal dilimi
    ve cenin pozisyonunda yattıktan sonra
    sakinleştim
    uzaylı o tek amacını ortaya döktü
    bana dedi ki; ‘’sen seçilmiş olansın’’
    mesajı iletecek olansın
    duymayı isteyeceklere umut
    ve duymak istemeyenlere bir uyarı mesajı götüreceksin
    ben??..seçilmiş olan?
    ben seçilmiş olanım ve ben liseden bile mezun olamadım

    iyi olur..,
    iyi olur
    iyi olur
    dinlesen iyi olur..

    daha sonra ta içime baktı
    o uyuşturucu badem gözleriyle
    bunun ne anlama geldiğini bile bilmiyorum
    hatırlamak için bir yerlere yazmalıyım
    bu gerçek dışı
    tıpkı havada uçtuklarını görmem gibi
    bak kalbim nasıl da atıyor
    çünkü bu halt başıma daha önce gelmemişti

    şu an nefes alamıyorum!

    çok gerçekti
    sanki harikalar ülkesinde uyandım
    ayrıca biraz korkutucuydu
    yapayalnız olmak istemiyorum
    bu hikayeyi anlattığım zaman
    biri bana söyleyebilir mi
    bu neden tekrar eden bir deneyimdi?
    tekrar aşağıda olabilecek miyim?
    bu çok gerçek
    son olarak, bu benim şanslı günüm
    kalbime bak koşuyor
    çünkü bu halt daha önce başıma gelmemişti!

    şu anda nefes alamıyorum!

    bana inanıyorsun değil mi?
    sadece söylediğime inan nolur
    çocuklara anlatırken gördüm (onları)
    ve tüm bunlar benim kafamda değildi
    bak, beni elden aldılar
    ve beni içeri davet ettiler
    sonra bana birşey gösterdiler
    nerden başlayacağımı bile bilmiyorum

    yatağa bağlandım
    ayaklarım buz gibi, gözlerim kırmızı
    kafamın dışındayım
    yaşıyor muyum?..öldüm mü?
    ne söylediklerini anımsamıyorum bile
    kahretsin yatağı pisledim

    yükseğe....

    olabilecek en sıkıntılı yerdeyim, konumuma yerleştim
    o tek olan olmak büyük bir yük aslında
    katlanmak için doğduk ve sonumuzun tüm detaylarını okuduk
    sonra da tüm dünyanın görebileceği şekilde bunları yazdık

    ama ben kalemimi unuttum
    yatağı pisledim
    her zamanki gibi

    yatağa bağlandım
    ayaklarım buz gibi, gözlerim kırmızı
    kafamın dışındayım
    yaşıyor muyum?..öldüm mü?
    sunkist ve sudafed
    denge çarkı ve nikotinli sakız
    yardım etmeyecek bana, beyin ölümü
    ne dediklerini anımsamıyorum
    kahretsin yatağımı pisledim

    bana ne dediklerini anımsamıyorum
    bir kahraman olmam için bana ne dediklerini anımsamıyorum
    ne dediler anımsamıyorum
    oh yardım et!
    ne dediler anımsamıyorum!

    bilmiyorum, bilmeyeceğim

    kahretsin!. yatağı pisledim...

    lost keys in diğer adı olan hoffman’ı suçla ise asla boşuna değil. bir ipucu. burada bahsedilen hoffman malum uyuşturucu olan lsd yi bulan albert hoffman. lsd eşittir albert hoffman diyebiliriz..ancak şarkının ilerleyen bölümlerinde bir ‘’seçilmiş insanlar’’ (bkz: chosen people) olayından bahsettiğini görebilirsiniz. seçilmiş insanlar muhabbetine girdiğiniz vakit karşınıza dinsel öğeler çıkıyor. matrixi izleyeli daha kaç sene oldu ve bu ‘’seçilmiş olan’’ masalının çok daha derinlere gittiği aşikar. ancak burada kastedilen seçilmiş olana dikkatlice baktığınızda kendini seçilmiş kabul eden yada kendini buna adayan iki dinsel topluluk olduğunu görüyorsunuz. biri yahudiler, malumunuz torah da yazanlardan dolayı, diğeri ise; mormonlar...mormonların adetlerine göre ise seçilmiş olanlara latter day saints deniyor ve latter day saints e ait ayrı bir kilisesi var mormonların. bu kiliseye üye olanlara ahir zaman azizleri deniyor. yani kısaca lds...ve sonra bir de bakıyoruz ki bu latter day saints in başında mark hoffman adında biri var..mark hoffmanın tarihteki en büyük sahtekarlardan birisi olduğunu söylüyor vikipedia..elimizde hem lsd yi bulan albert hoffman var hem de lds nin başında duran sahtekar mark hoffman var...lost keys bize göstere göstere lsd yi işaret ediyor...ama aynı zamanda lds yi de işaret ediyor. yani rosetta taşı burada ortaya çıkyor. mark hoffmana ve albert hoffman..sadece bir soyadı benzerliği yok aralarında. bir anlam geçişi de var.. tıpkı hiyerogliflerin yunanca çevirisi sayesinde çevrilmesi gibi lsd de lds e dönüşüyor...

    anlayacağınız konumuz bu kez mormonlar..yada burada başlamalıyız bakmaya. daha şarkı başlamadan tool bize birşeyler anlatıyor aslında. lipan conjuringden başlayarak lost keys ve rosetta stoned aslında bir bütün diyebiliriz. lipan conjuringde yerlilerin çağırdığı tanrılar yeryüzüne geliyor, sonrasında buna şahit olduğu düşünülen kafayı yemiş bir adam dr watson ile konuşuyor ve kafayı yemiş adamımızın anlattıklarına baktığınız anda olan biteni görebiliyorsunuz. ancak sözlere çok dikkatli baktığınızda 3 ayrı bölümün olduğunu görebilirsiniz. bunlar uzaylıların dışarıdan görülme sahnesi, gemi içinde olanlar ve büyük sırrın anlatılması sonrası kurbanımızın anlattıkları...3 ayrı anlam da rosetta taşının üzerinde yazılıydı anımsarsanız...

    nöbet tutan yada yaptığı işin molasında olan bir adam var burada. birkenstock çorapları giyecek kadar hali vakti yerinde, aynı zamanda bill hicks’in stealth banana esprisini bilecek kadar da aklı başında birisi bu. tüm bu ayrıntılardan üçüncü türden yakınlaşmaya giren kişinin aslında grup elemanlarından birisi olduğu düşünülebilir ancak bu kişi kanımca sıradan birisi değildir. ve burada andığı martin amca da 1960 lı yıllarda yayınlanan ‘’my favourite martian’’ adlı televizyon şovunu bilecek kadar iyi bir koleksiyoncudur...yani uzaylılara meraklıdır aslında ancak sözlerde de dediği gibi böyle bir olayı ‘’böyle bir yerde’’ görmeyi ummamaktadır. bu yer bir konser alanı olabilir miydi acaba?...yada bu kişiler grup elemanları olabilir mi?..çok uçmamak lazım pekala.. ancak ilk bölümde bizlere tarif edilen kişi son derece aklı yerinde bir kişidir. dünya nimetlerini tüketmektedir – krispy krepes- yemeyi seven biridir. ama sonra anasının örekesini görecektir...

    sonrasında malum dördüncü türden yakınlaşma hikayesi. uzaylı kurbanımızı içeriye alıyor ve olan bitene inanamayan kurbanımız cenin pozisyonunda olan biteni bekliyor. burada yine ying yang göndermesi var. çünkü cenin pozisyonu bir virgüldür ve iki virgül birleştiğinde bütünlük gerçekleşir..henüz yarım olan adamımız bir virgül şeklinde olacakları beklemektedir.

    ve uzaylılar kendisinin ‘’seçilmiş olan’’ olduğunu söylerler...bu nasıl olabilir ki?...liseyi anca bitirmiş biri nasıl seçilmiş olan olur????...aslında hep aynı hikaye. matrixte de vardı bundan..the one olmasına imkan olmayan birisi seçilmiş olan oluyordu. burada da aynı durum söz konusu. yani denmek isteniyor ki evren kendi dengesini bulabilmek için düşük enerji seviyelerini köprü olarak seçer. yüksek bir enerjinin aktarılması için evren yüksek enerjili hatları kullanmaz...ve seçilmiş olan adamımız artık bunu öğrendikten sonra olup bitenleri tam manasıyla anlayabilmek ve anlatabilmek için mesajı alıyor. ama bu mesajı asla anımsayamıyor...çünkü böyle bir mesaj aslında yok. yani burada sembolik olarak anlatılmak istenen tablo biz insanoğluna gelen binlerce binlerce peygamberin o seçilmiş olanların, tüm bu insanlığa gelen dinlerin hepsinin artık birer yanılsama olduğu..bu mesaj kendilerine iletilmiş olsa bile bu mesajın artık çoktan unutulduğu...çoktan insanların kalemlerini unuttukları gibi yazılanları da unuttukları..ve saptıkları..artık ortada bir mesaj bile yok. belki de bu mesajı getirebilecekler bile yoktu. ama tanrı bize umut edebilmeyi sağlayacak ve bazılarının asla inanmayacakları o kutsal uyarıyı yapmıştı. ama biz dinlemedik.

    kesinlikle burada uzaylılardan kastedilen tanrıdır demiyor..belki bir mesaj ileteci olabilir. ancak kendini tamamlayamamış olan virgül biçiminde yarım biçimde bekleyen insan artık mesajı altıktan sonra the one oluyor ve bu dünyada kendini tamamlıyor...yani aslolan bu mesajı alabilen kurtuluyor. ama bu mesajı şarkının sonunda da söylendiği gibi kimse bilmiyor. bilmeyecek de...

    peki tüm bunlarla mormonların ne ilgisi var?...mormonlar da o seçilmiş olanı arıyor sevgili toolseverler. ama mormonlar mark hoffman gibi riyakarın allahı bir adamın elinde duran bir tarikat. ve denmek isteniyor ki the one’ı bulacak diye bu adamların düştüğü duruma düşmeyin...lsd gibi hayaller görmeyi sağlayan gerçeği hayalden ayırt etmenize engel olan bir ilaca benzetiliyor lds yani latter day saints...yani mormonlar..yani mormonlar burada kafayı yemiş halde mesajı unutmuş olan bana yardım edin! diye çığıran adamımızdan başkası değil..ve maynard mormonlara asla anlayamayacakları bir çift yüzlü mesaj veriyor rosetta stoned’da..ve mormonlar sadece bir örnek. onlar gibi sapmış, yolundan kopmuş, gideceği yol ve niyet ne kadr iyi olursa olsun vardığı yer anlamsız olanlardan sadece birisi onlar.

    sonrasında ise adamımız ölmeye başlıyor. aslında yaşarken ölüyor...ama bu manevi bir ölüm değil. yani ölmeden ölmek gibi birşey değil. yaşam kendisini öyle bir aldatıyor ve lsd yada lds ile öyle bir hale getiriyor ki neyi bildiği ve neyi bilmediği muallak...adamın öldüğünü ise şuradan anlıyoruz. shit the bed. bilirsiniz ölüler ölüm anından bir kaç saat sonra midelerinde kalan sindirilmemiş besinleri vücuttan atarlar ve bu tipik bir reflekstir. tıpkı şarkıda da söylediği gibi...typical. yani adamımız ölüyor. ve deniyor ki şarkının sonunda. herşeye katlanmak için bu dünyaya geldik ve sadece sonumuzu biliyoruz. yani öleceğimizi ve sona dek olup bitenleri yazmaktan başka bir hal yapamıyoruz...ölüm kaçınılmaz ve biz çırpınıyoruz..

    adam başına gelenlere rağmen yaşadıklarına inanılmasını istiyor. biz de hep yaşadığımız şeyler diğerleri inansın istedik. onlar da bizim hissettiğimizi hissetsin gördüklerimizi ne kadar inanılmaz olsa da görsün istedik ama kimse inanmadı. adam ise ölürken sadece bunu sayıklıyor...sadece insanların kendisine inanmasını diliyor. ama bu asla olmayacak. her yaşadığımız sıradışı eylem bize hep çok şaşırtıcı geldi. ohannesburg kasabasında yaşayan zavallılardan biri olduğumuz halde o kasabaya bok atarak kendimizi yüceltecek kadar da alçak gönüllüyüz. söylediklerize, inandıklarımıza inanılsın istedik sadece. ama olmadı olmayacak. şaşırdık afalladık hep. hayatın bize ilk kez verdiği her şeyde şaşırdık. şaşmayan da zaten hissetmeyi beceremiyordu ruhundaki kötürümlerinden kurtulamayıp. acılarından sıyrılamayıp. ama bu bile bize çok görüldü. işte insan bu yüzden yapayalnız ölecek. çünkü kimse kendisine inanmayacak.

    hayat bizi bir uzaylı gibi kaçırmış bize mesajını daha biz doğmadan meleklerce kulağımıza fısıldamış ama biz çoktan unutmuşuz o mesajı..ne olduğunu...mal gibi yaşıyoruz ve mal gibi de öleceğiz..sadece yapıp ettiklerimiz var hepsi birer hiç...
  • içeriğiyle ilgili olarak;
    şarkının -genel itibariyle- anlattıkları red dragon'daki francis dolarhyde'nin öyküsüyle benzerlikler taşımaktadır. (bkz: aşağılık duygusu) (bkz: kendini aramak)

    niteliksel olarak;
    şarkının sözlerinin bir destan olduğu da rahatlıkla söylenebilir.
  • "overwhelmed as one would be, placed in my position" ile baslayan dortlukte, maynard'in sesiyle insanin tuylerini diken diken ettigi sarki.
  • (bkz: lost keys)
  • tanrıyla sohbet etmiş üç beş manyağın beyninden tazyikle fışkırmış gibi duran sözlere sahip acaip bir şarkı. tipik` : typical` tool demek saçma. az zamanı kalmış birinin nefessiz kalırcasına her şeyi anlatma isteği birebir. şarkı başlayınca afallatan bir hızla kulağınızdan beyninize giden sözler sersemletiyor. maynard "shit the bed" dedikçe kendi götünüzü kontrol ediyorsunuz kafanızda "oha altıma sıçırtacak" düşüncesiyle. şarkı bitiyor. "dur dur son dediğini anlamadım" bakışı atılıyor boşluğa, şarkı baştan açılıyor ve "tane tane anlat maynard" tavsiyesinden sonra "alright then" sesi duyuluyor boğuk boğuk.