şükela:  tümü | bugün
  • filmekimi kapsamında force majeure filmini izleme şansı bulduğumuz isveçli yönetmen.
  • filmi force majeure akademi tarafından oscar adaylığına seçilemediği için yapımcısı erik hemmendorff ile new york'ta bir otel odasında çıldırmış.

    bi de meryl streep aday olduğunda kafayı yana eğip "meh" moduna girmesi ve yabancı film kategorisi adaylıklarından önce makyaj, kostüm gibi kategorilerin açıklanmasıyla dalga geçiyorlar sljşfl

    bu adamları üzen akademinin üzerine meteor yağmasına izin vermeyen jüpiter'e lafım: yatacak yerin yok!

    https://www.youtube.com/watch?v=hytwqlmnjt0
  • 70. cannes film festivalinde altın palmiye ödülünü kazanmış isveç'li yönetmen.
    (bkz: the square)
  • altın palmiye'yi aldığını görünce elimde isveç bayrağıyla beni sokaklara döken yönetmen. zaten beşiktaş da şampiyon olmuş arada kaynarız artık.
    the square'i daha izleyemedik tabi. ama force majeure ile bizi büyülemişti*.
    cannes'da ödülü kaldırdığı video, oscar'a aday olamadığını görünce ağladığı o meşhur videoyu izlenme olarak geçer umarım. artık iki görüntüde çok sevdiği o youtube videolarından biri.
  • gökhan tiryaki sarışın olsa bu adam olurdu dedirten ödüllü kişi.
  • 2014 yapımı force majeure filmini epey beğendiğim isveçli yönetmendi. 2017 cannes altın palmiye ödüllü the square filmi için de meraklanmıyor değilim.
  • (bkz: jürgen klopp)

    "karakterlerimi ikilemde bırakmayı seviyorum. genelde seçmek zorunda kaldıkları durumlar da birbirinden beter durumlar oluyor."

    "uzun ve garip sahnelere bayılıyorum."

    gibi demeçlerle tuğla kadar senaryo kitaplarının veremeyeceği ilhamı veren hiperaktif yönetmen.
  • seyirciyi gözlemci olarak konumlamayı seven, hikayenin içine almaktan hoşlanmayan yönetmen...
    http://www.bakiniz.com/…sal-normlar-ve-gozlemcilik/
  • dehşet hastası yönetmen, dehşet hastasıyım.
    force majeure'ünü bilen bilir, play'i de az sağlam değildir.
    kendine gelecek adamın gözünden, daha gelmeden, gelmesi için bir neden yokken, o nedeni bu yolla, gelecek olanın gözünü tahmin ederek, o göz bebeğinin çok boyutlu esnemelerini kontrol ederek yaratan, o gözün bir göz olduğuna gözün sahibini kendi meşrebince ikna etmeyi eğlenceli ve dramatik bir görev bilen sanat anlayışında dehşete düşürücü bir şeyler var. 'tuhaf olan'ı gerçeğin içinde aramaktan vazgeçmeyeceğine bahse girerim çünkü tattırmak istediği zevkin röntgencilikle akrabalığının farkında ve doyurulmayan arzudan kaynaklı gerilimin sadece 'gerçek'te kopmadan asılı kalabileceğini biliyor.
    travmalarını ve the square'ını merak ettiğim.