şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: dementor)
  • nam-ı değer soulsucker.. frp'de bir artifact kılıç..
  • (bkz: soul reaver)
  • (bkz: sin eater)
  • çok alakalı olaraktan baginiz ve hatta..

    (bkz: tornado of souls)
  • ben ruh emici gördüm. yanıbaşımdaydı. sürekli. kaçmak imkansızdı. çok çirkindi. böö. sevmedim. aslında bunu ona da söylemek istedim. yazık ki ben o kadar çirkin değildim, en azından bunu sesli söyleyecek kadar... çünkü o kadar da çirkin olmayan biri, çirkin birine çirkin olduğunu söylerse, o kadar da çok olmayan güzelliğini yitirir. diye düşündüm. ve sustum. çünkü ben ruh emici gördüm. dostum bir ruh emici gördünse ondan kurtulman artık imkansızdır ama ben yine de onu sana tanıtayım:

    çirkindi. küçük şeylerden mutsuz olmayı öğrenmişti. sürekli şikâyet ediyordu. her şeyden. "nasılsın?" diye sorduğumda "bilmiyorum." diyordu. iyi değildi. ama sorun iyi olmaması değildi. sorun bunu ifade ediş biçimiydi. "kötü müsün, anlatmak ister misin?" diyordum. "hayır." diyordu. o zaman iyi gibi olsundu! onu da yapmıyordu. yanımdayken berbat görünüyordu ve bana hiçbişi anlatmadığı için elimden bişi gelmiyordu. hâline üzülmeme izin vermediği gibi, benim hayatımdan memnun olmam onu feci biçimde rahatsız ediyordu. sorunun ne olduğunu anlatabildim mi? benim mutsuzluğumdan besleniyordu. etrafında kendisi gibi mutsuz insanların çoğalmasını istiyordu. çünkü o zaman yalnızlığından kurtulacağını zannediyordu. ben mutluydum. hayatımda olumsuz giden birçok şey olmasına rağmen mutluydum. çünkü kendimi tedavi etmeyi öğrenmiştim. izin verseydi bunu ona da öğretmek isterdim. ama o öyle yapmadı. tüm somurtkanlığıyla yanımda oturdu ve hiç gitmedi. o bu hâldeyken mutlu olduğum için kendimden utanmaya başladım. beni kendimden utandırmayı başardı ve mutsuz oldum. mecburen.

    bence onun yeri benim yanım değil, metruk evlerden birisi ya da cehennemin berisiydi! gitsin ve duvarların karşısında istediği kadar bilmiyorumculuk oynasındı! bana duvar muamelesi yapmasındı! benim hislerim vardı! ve yanımda sebebini bilmediğim bir kederin pençesinde kıvrılan birini görmeye dayanamazdım! onu iyi etmek isterdim! acıyan yerlerini öpmek isterdim! yaşadıklarını saklamak istiyorsa pekâlâ mutsuzluğunu da saklayabilirdi! çünkü ben hep öyle yapardım! beni üzen bir şey varsa ve bundan kurtulmak için birine ihtiyaç duyuyorsam, yüzüme çok hüzünlü bir ifade yerleştirir ve hissettiklerimi anlatırdım! eğer bunu kendi başıma hâlledebileceğime inanıyorsam, o vakit o çok hüzünlü ifadeyi sadece tek başımayken yüzüme yerleştirir ve aynanın karşısında kendimi seyrederdim! kendimle konuşurdum! kendimle ağlardım! ikisinden birini yapardım ve sebepsiz yere kimsenin ruhunu tüketmezdim! kimsenin enerjisini sömürmezdim! kimseyi mutsuzluğumdan ötürü suçlamazdım! kimsenin mutluluğundan rahatsız olmazdım! kimseyi mutlu olduğuna pişman etmezdim!

    ama işte o öyle yapmıyordu. çirkindi. çok çirkindi. üstüne bir de bencildi. bütün dünyanın onu mutsuz etmek için canla başla çalıştığına inanıyordu. beni işbirlikçi olmakla suçluyordu. sırf hayatımdan memnunum diye. evet bunu sırf bu nedenle yapıyordu ve ondan asla kurtulamıyordum. çünkü ben harry potter değildim ve expecto patronum dediğimde ruh emiciler ortadan kaybolmuyordu. işte hepsi buydu.

    dostum bir ruh emici gördünse ondan kurtulman artık imkansızdır ve seninle tanışsak iyi olur. belki birer hamburger yeriz beraber...
  • vernon dursley in 5. harry potter kitabında bir türlü adını doğru telaffuz edemediği yaratıklardır. vernon dursley bu yaratıklar için ruh eğiciler, ruh eziciler fln demiştir...
  • bir nevi karabasan gibi musallat olan, ama sadece geceye değil tüm güne ve günlere. kendi mutsuzlukları, sorunları içinde kıvranırken çevresindeki huzurlu ve mutlu insanlara musallat olan bir emici türü. eğer birin yanındayken boğulduğunu hissediyorsan o kişi senin ruhunu emiyordur. mümkün mertebe uzak durulması gereken tam zamanlı karabasan.
  • kelimenin tam manasıyla; "ne emmeye ne gömmeye" gelmeyen.