şükela:  tümü | bugün
  • ruh ikizimi annesi doğuramadan düşük yapmış herhalde diye kanaat getirdiğim hadise.

    (bkz: rest in peace darling)
  • ...evet.

    artık yazmanın vakti geldi ama nereden gireyim, nasıl başlayayım bilemiyorum. deniz kızı hikayesini bilirsiniz. adamın biri her gece, "bu akşam çok güzel deniz kızları gördüm saçlarını altın taraklarla tarıyorlardı" gibi şeyler atıp tutarmış, bir akşam gerçekten saçlarını altın taraklarla tarayan, ama anlattıklarından çok çok daha büyüleyici güzellikte deniz kızları görmüş. o gece kimseyle konuşmamış adam, sormuşlar "ne oldu bugün neler gördün" diye, "hiç" demiş, hiçbir şey görmedim.. benim az sonra anlatacağım gerçek güzelliklerden önce, çoğu insan tarafından, o adamın deniz kızlarını görmeden uydurduğu şeyler misali, içi o kadar dejenere kavramlarla dolduruldu ve o kadar basitleştirildi ki bu kavram, onun için bana ne gördün diye soran olunca "hiç" diyorum, hiçbir şey görmedim.. ama benim bir borcum var onu ödemek zorundayım. ben ruh ikizimi bulduktan bir süre sonra, isminin önüne bir sıfat koymak için buhran girdaplarının içinde kıvranırken, bir gecede beni tutup çıkardı o girdaptan, güneş gibi doğdu üzerime bu başlıktaki bir kaç entry. (gerçi öteki kulağımdan çıkıp gitmesi fazla uzun sürmedi o ayrı) her insanın, az da olsa ruh ikiziyle karşılaşma şansı vardır, -kaldı ki iletişim çağındayız, artık daha fazla insan ruh ikiziyle karşılaşıyor- ve benim borcum da, benden sonrakileri aydınlatmak, ilkyardım niteliğindeki bir kaç bilgiyi onlara aktarmak. yanınızda yarabandı bulundurursunuz bir yerim kesilirse sarayım diye, kapalı havalarda şemsiye alırız ıslanmayalım diye, ilk yardım öğreniriz olası bir durumda yaralı bir insana yardım edebilmek için. bu konu hakkında bilgilenmek de, kalbinizin, ruhunuzun, hatta aklınızın sağlığı için o kadar önemli. çünkü ruh ikizinizle yakalanacağınız fırtınalar hiçbir şeye benzemez. onca yıl doğruluğuna inandığınız, uğrunda çaba harcadığınız her şey yıkılır, dünyaya bakışınız değişir, aynada başka bir insan görmeye başlarsınız. nehirde bir dal parçası gibi savrulursunuz, mutluluğu da hüznü de böyledir. şu dünyada yaşayabileceğiniz hiçbir duyguyla kıyaslanamaz.

    öncelikle şunu söyleyeyim ki, bir kişi hakkında "bu insan benim ruh ikizim mi acaba" diye düşünebiliyorsanız emin olun ki değildir. ruh ikizinizi gördüğünüzde, o kişiyi yıllardır tanıyormuş ve uzun süre ayrı kalmış çok özlemiş ve sonra tekrar karşılaşmış gibi hissedersiniz. yüz hatlarındaki, mimiklerindeki, duruşundaki, bakışlarındaki hiçbir şey size yabancı gelmez. bir saniye sonra elini nereye koyacağını, elindeki kaşığı nasıl tutacağını, ne yöne bakacağını hatta oturduğu yerden ne zaman kalkacağını bilirsiniz. aynaya bakıyormuş gibi hissetmenize tek engel, karşı cinsten olmasıdır. (araştırmalarıma göre, ruh ikizlerinin cinsiyetleri nedense aynı olmuyor) buraya değin anladığınız kadarıyla ben ruh ikiziyle karşılaşmış bir insanım, bundan sonrasını ikinci çoğul şahıs değil de birinci tekil ve birinci çoğul şahıs kipinde anlatayım.

    evet ben ruh ikizimi buldum. çok acı çektim, çok mutlu oldum, çok şey öğrendim. şimdi düşününce bu olay hakkında kurabileceğim en içten cümle şu olur; "iyi ki buldum".

    rüzgarlı bir öğleden sonra, ilk buluşmamızda karşılıklı saatlerce sustuğumuzda anladım karşımdakinin herhangi bir insan olmadığını. işte orada bütün hayatım gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçti, defalarca çocukluğuma gittim geldim, daha sesini bile doğru düzgün duyamadığım bir insanın yanında içimdeki o huzurla günlerce oturabilirdim, nereden estiğini anlamadığım bir rüzgar gibi üflüyordu kalbime ve çok daha içimde bir yerlerde, bana ait, benden olduğuna ama hayatım boyunca özlemini duyduğuma yemin edebileceğim esintileri. ve o günden sonra da hiçbir şey eskisi gibi olmadı. olamazdı da.

    uzun bir sessizlikten sonra aynı anda aynı şeyi söylediğiniz,
    uzun bir hareketsizlikten sonra aynı anda aynı şeye bakıp aynı yorumu aynı kelimelerle seslendirmeye çalışırken birbirinizle zaten konuşmadan anlaştığınızı farkedip gülümseyerek sustuğunuz,
    vedalaştıktan sonra aynı anda dönüp birbirinize bakıp bir süre yürüdükten sonra tekrar aynı anda dönüp birbirinize baktığınız ve ardından birbirinize aynı anda aynı mesajı yolladığınız,
    kaderlerinizin, birbirinizi tanımadan önce yaşadığınız hayatlarınızın açıklanamaz bir şekilde simetrik olduğu,
    ne zaman aklınızdan bir soru geçecek olsa daha sormadan cevabını aldığınız,
    yanındayken, hayatınız boyunca özlem duyduğunuz eksik bir parçanız yerine konmuşçasına tastamam hissettiğiniz,
    hayatınız boyunca bir başka insana anlatmayı aklınızın ucundan bile geçiremeyeceğiniz şeyleri anlatıp da eksiksiz bir şekilde anladığını gördüğünüz,
    birbirinizin hayatlarını, başına gelecekleri rüyalarınızda gördüğünüz,
    (ve benim için) sadece kutsallığına olan saygımdan dolayı kimseyle paylaşamayacağım bir çok inanılmazlığın kahramanı olan kişidir ruh ikizi.

    ruh ikizinizle karşılaştığınız an onun şimdiye kadar tanıdığınız ve tanıyacağınız bütün insanlardan farklı olduğunu, sizden bir parça falan değil, sizin bütününüzü içinde taşıdığını hissedersiniz, aklınızla, kalbinizle değil, tüm benliğinizle hissedersiniz bunu. ve bunu bu kadar derinden hissetmenizin en büyük nedeni de, karşınızdakinin de sizinle aynı şeyleri hissediyor olması ve o an farkına varmıyor olsanız bile sizin de onun hissettiklerinin yansımasını içinizde hissediyor olmanızdır.

    adeta kendinize ait bir diliniz olur. kurduğunuz cümlelerde kullandığınız kelimelerin, öğelerin, yerleri, sıklıkları bile aynıdır. sevdiğiniz şeyler aynıdır. onunla gezmek, çocukken dışarıda oyun oynamak gibidir. oradan oraya dolaşırken günün bittiğini farkettikten sonra bugün ne yaptık diye düşününce hiçbir şey yapmamış olduğunuzu görürsünüz. gün içinde apayrı şeyler yaşamış olsanız bile sabah aynı psikolojiyle güne uyanırsınız. mutlu bir günün ardından sabah üzgün uyanınca bilirsiniz ki onun da morali bozuktur. onunla birlikteyken çok eğlenirsiniz, fazla gülersiniz, çünkü espri anlayışlarınız, güldüğünüz şeyler aynıdır. ikiniz de çok komik insanlar olmayabilirsiniz ama birbirinizi güldürmekte üstünüze yoktur. ve "anlamak"... o, size karşı öyle anlayışlıdır ki, bırakın bir konu hakkında karşıt fikirlere sahip olmayı, söylediğiniz hiçbir şeyi ikinci kez anlatmak, açıklamak zorunda kalmazsınız bile. ve hiçbir zaman hiçbir konu hakkında birbirinizden farklı şeyler düşünmezsiniz.

    aranızda, "benzemek"ten çok öte bir şey vardır. hayatınız boyunca dinlediğiniz müzik türleri farklı olabilir, ama onun hoşuna giden bir şarkıyı sizin sevmeme ihtimaliniz yoktur. ve bunun içindir ki çok şey öğrenirsiniz ruh ikizinizden, kendinizi öğrenirsiniz, neden "böyle" olduğunuzu öğrenirsiniz, hangi özelliklerinizin sizin kendi özellikleriniz olduğunu, hangilerini zamanla kazandığınızı.. aslınızda nasıl bir insan olduğunuzu öğrenirsiniz. ruh ikizinizle karşılaştıktan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmaz..

    bir sokakta on dakika boyunca birlikte yürüseniz, gözlerinizde birer kamera olsa, gördüklerinizi kaydetse, on dakikanın sonunda o iki kayıt birbirinin aynısı olur çünkü dikkatinizi çeken şeyler, baktığınız şeyler aynıdır. ve hepsinden önemlisi de, o şeye bakarken hissettikleriniz, düşündükleriniz aynıdır.

    ve şimdi... asıl meseleye gelelim. iyice aklınızda yer etmesi için üç kez yazıyorum;

    onunla, mutlu bir aşk yaşamak için karşılaşmadınız!
    onunla, mutlu bir aşk yaşamak için karşılaşmadınız!
    onunla, mutlu bir aşk yaşamak için karşılaşmadınız!

    ruh ikiziniz, beyaz atlı prensiniz, pamuk prensesiniz değildir. olsa olsa iyilik meleğiniz olur, koruyucu meleğiniz olur.

    neden "aşk" olamaz sorusunun cevabına gelelim şimdi de. "seni seviyorum" cümlesini hiçbir zaman ona söylediğinizdeki kadar içten söylememiş, hiçbir şeyi onun yanında olmak kadar çok istememiş, hiçbir şeyi onun kadar özlememiş olabilirsiniz. ama bunların nedeni, ona karşı hissettiğiniz şeyin aşk olduğu anlamına gelmez. aslında ben de bilmiyorum. belki de aşktır. belki de aşk olmayan diğerleridir. bunca inanılmazlık tecrübe ettim, hala anlamadım, ama bildiğim bir şey var ki; ruh ikiziniz, görünce çarpılıp aşık olacağınız, aşkım bi tanem moduna gireceğiniz, bir ortam içerisinde sevgili ilişkisi yürütebileceğiniz, evlenip çoluk çocuğa karışacağınız kişi değildir. aslında aynı ev içinde en uyumlu bir şekilde yaşabileceğiniz, size karşı en anlayışlı yaklaşımı sergileyebilecek, sizi en kötü anlarınızda bile gülümsetebilecek kişidir. ama... işte bu ama'dan sonrası önemli.

    ruh ikizleri arasındaki bağ da doğadaki her şey gibi salınım halindedir, hiçbir şey stabil değildir, sonsuz mutluluk diye bir şey yoktur. nasıl güneş doğar ve batar, yapraklar dökülür ve açar, nasıl mevsimler değişirse aranızdaki bağ da bu şekilde devamlı değişir. yani, ruh ikizinizi bulduğunuz andan sonra yıllarca yapışık ikizler gibi mutlu mesut, bütün gün gülümseyerek, hayattaki her şeyi bi kenara sallayarak yaşayacağınız anlamına gelmez. güneş hiç batmasaydı aydınlığın değerini bilebilir miydik? benim, ruh ikizimi bulduğumdan beri ona dair en sevdiğim benzetmem şu şekildeydi, "en sevdiğin, en bi güzel yiyeceği hiç doymadan yemek gibi" diye düşünürdüm. ama acıkmadan insan bilemez o güzel şeyin değerini. işte bunu bilmeyen, hatta ruh ikizi olduklarını bile bilmeyen bir çift ruh ikizi böyle bir durumla karşılaşınca inanılmaz acılar çekebilirler, inandıkları her şey yıkılır, aşk acısı gibi şeylerden öte abartısız bu bir insanın başına gelebilecek en büyük duygusal yıkımdır.

    ruh ikizleri yan yana iki ayna gibidir, iç içe sonsuz silüetleri vardır birbirlerinin içinde. birinin mutluluğunun yansımasını öteki kendi içinde hisseder ve sonra diğeri onun yansımasının yansımasını... eğer az çok iyimser insanlarsa ve birbirlerini henüz itmeye başlamadıkları zamanlarsa bir aradayken onları üzecek hiçbir şey olamaz. ruh ikizleri aynı güçte ve aynı şekle sahip iki mıknatıs gibidirler. hayat onları bazen yan yan yaklaştırır birbirlerine, bazen uç uca, bazen birbirlerine çevirir açık yüzlerini, sıkı sıkı sarılıp her şeyi boşverirler, bazen ters çevirir onları hayat, alabildiğine iterler birbirlerini. tek kelimesiyle size dünyaları anlatan insan cümlelerce konuşur ama anlamazsınız, "bitecek bu soğukluk, güzel şeyler söyleyeceğim bitireceğim, anlar ki beni zaten" diye düşündükçe o güzel şeyler söylesin istediğiniz dilinizden inanılmaz sitemler dökülür, sanki ona karşı hissettiğiniz uzaklığın nedeni oymuş gibi... bu soğukluğu anlamamaya, inkar etmeye, ona her zamanki gibi yakın olmaya çalıştıkça hem kendinizi hem onu daha da uzağa ittiğinizi farkedemezsiniz. işte bu noktada birinin devreye girip şunu söylemesi gerekir: "durun, siz kardeşsiniz!"

    içinizden geleni yapın. yani, birbirinizi görmeyin, iletişim kurmayın, tek kişilik yalnızlığınıza geri dönün, hayatın akışına bırakın kendinizi biraz, ister uzaktan seyredin, ister içine girip yaşayın. ama ruhlarınızı biraz rahat bırakın. inanın o kadar iyi, o kadar hafif hissedeceksiniz ki.. yemek sonrası uyuşukluğu gibi. ne kadar diye sormayın, aynı ruhun sahiplerisiniz siz, eğer çok anormal şeyler yaşamadıysanız onu görmek istediğiniz zaman o da sizi görmek istiyor olacaktır, başka bir deyişle, o sizi görmek istediği zaman siz de onu görmek istiyor olacaksınızdır, buna inanın. bu arada en anlayamadığım mevzulardan biri de bu aslında, birbirlerinin hislerinden mi etkileniyorlar yoksa hislerini aynı anda etkileyen başka bir şey mi var, neyse, ne diyorduk.. ruh ikiziniz, onu görmeden bir gün bile geçiremediğiniz zamanlarda da, onu görmeye bir dakika bile katlanamadığınız zamanlarda da sizi mutlu eden kişidir esasında, bu cümledeki ilk olgu, bilgisi olan olmayan herkes için geçerli ama ikincisini anlamaktır önemli olan.

    şimdi diyeceksiniz ki eğer bu aşk değilse; bunca şeyi paylaştığım, böylesine içten sevdiğim, bana bu kadar yakın bir insan varken ben aşkı ne olarak tanımlayayım? işte orasını ben de bilmiyorum. aşkı kim tanımlayabilmiş ki zaten. bırak hayat aksın. ruh ikizinle paylaştığın kader, "iyi bir insan" olduğun sürece seni kötü yerlere götürmez. zamanla anlarsın nice büyük acıların tarifsiz mutluluklara gebe olduğunu. ben bunun kutsallığına inanıyorum. herkes özünde iyi bir insandır. eğer siz ruhdaşınızla karşılacak kadar özel bir insansanız birlikte yürüyeceğiniz yol da çok önceden çizilmiştir ve siz kendiniz olmaktan vazgeçmedikçe üzüntüye yer vermeyin hiç, o yolda gözleriniz kapalı bile yürüyebilirsiniz.

    ruh ikizi diye bir şey yoktur diyen insanları anlarım. hatta aksine, ruh ikiziyle karşılaşmadan ruh ikizliğine inanan insanın düşünceleri ters gelir bana.

    ruh ikizi yorgan gibidir. soğuk kış gecelerinde sarılıp ısındığınız, uykunuzda, en masum anınızda sizi mutlu etmek için yanınızda olan, gece televizyon izlerken üşüdüğünüzde sarılabileceğiniz, en mutsuz anlarınızda altına saklanıp ağlayabileceğiniz, yalnızlığınızın sahibi olan kişidir. ama yorganı giyecek gibi sarınıp dışarı çıkamazsınız, bir yere giderken, soğuk olacak örtünürüm diye yanınıza alamazsınız, her yere götüremezsiniz. ve yazın sıcakta yorganla uyumaya çalışırsanız bunalırsınız, dayanamazsınız, üşümediğiniz zamanlarda ihtiyacınız olmaz yorgana, güzelce katlayıp temiz kokusunu içinize çekip bir kenara koyarsınız minnetle. yazın sıcak günlerinde ne kadar itici gelse de üşüdüğünüz zaman kimse ısıtamaz sizi ondan başka.

    yukarıdaki satırları yazıp bir kaç gün ara verdikten sonra internette yaptığım bir araştırmada ingilizce bir kaynakta şöyle bir bilgiye rastladım; bir astrolog 25 binden fazla kişiyle çalışmış ve içlerinden sadece onunun (10) ruh ikiziyle karşılaştığını saptamış. bu kişilerin hepsi doğal olarak ruh ikizleriyle duygusal ilişkiler yaşamışlar ve sadece bir tanesinin ilişkisi sağlıklı devam edebilmiş. (anladığım kadarıyla kimse ruh ikizini kardeş olarak görememiş, aşktan kaçamamış. o ilişkisini sürdürmeyi başaran tek kişi de zaten ya ilişkinin başındadır ya da ruh ikiziyle birlikte fazla zaman geçirme şansı olmamıştır uzaktan uzağa sevgili modundadırlar)

    düşünsenize, dünya tarihi boyunca milyarlarca insan yaşadı, belki trilyona yakını daha yaşayacak. bunların hepsi aynı anda yaşamadılar ama ruhlar bakidir, binlerce yıl önce yaşamış olan birinin ruhuyla binlerce yıl sonra yaşayacak birinin ruhu da şu an aynı boyutta ikamet etmekteler. ben şahsen herkesin ruh ikizinin olduğuna inanıyorum, ama, ruh ikiziniz sizinle aynı zaman diliminde, aynı gezegende yaşayacak da, siz onunla karşılaşacaksınız da... ruh ikiziyle bu dünyada karşılaşmak mucizevi bir şey.

    bir şeyi daha söylemeden geçemeyeceğim, "ruh ikizimi yanlış seçmişim, ruh ikizim olacak bir insan arıyorum" gibi şeyler duyunca gülüyorum mütemadiyen. ruh ikizi dediğin şey aranan, yetiştirilen, seçilen bir şey değil ki. onunla eğer olur da karşılaşırsan anlayacaksın nasıl bir şey olduğunu zaten. gerçi ben de soğudum zaten artık bu isimden. "ruh ikizi".. o kadar basit iki kelime gibi geliyor ki bana da.. ama ne yapabilirim ki, ismi ne olursa olsun, var sonuçta böyle bir şey.

    beni okuyan çoğul şahıslara yönelik bir anlatımı olmasına rağmen aslında içimdeki ses(sizliğ)e yazdığım bir entry idi bu da.

    \o/
  • aranmaksizin karsilasilan, cumlelerinizi tamamlayip konusmadan iletesebilen, ne istediginizi soylemeksizin anlayip kendi isteklerini dogru mesajlayabilen, beklentilerinizi istemeden sunan ve sunulmayi cokca hakeden kardes, dost aile arkadas sevgili.. hepsinden bi parca tasiyan ama asla ne kardesiniz ne sevgiliniz ne de ailenizden herhangi biri olmasini istemeyeceginiz , her ihtiyaciniz oldugunda yaninizda olan ve ihtiyac duydugunda kosacaginiz, asla oturup bos ya da huzursuz konusmalar yapamayacaginiz, minumum konusmalarla sinirlanmis maksimum paylasimlar yasadiginiz ara sira hayatina dokundugunuz ve hayatiniza dokunan, hep var oldugunu bildiginiz ve bilmek istediginiz, gelmesini asla beklemediginiz cunku dusundugunuzde cikip geliveren her zaman hissedebildiginiz ve hissedildiginizi bildiginiz guzel, ince, duyarli, zarif ve sizin de boyle olma hevesinizi yukselterek sizi guzellestiren sizi baskisiz degistiren,olgunlastiran ve ayni yonde degisime acik olan ,hayatinizin biryerlerinde hep kesiseceginiz guzel insan...
  • var böyle bir şey. ben buldum.
    şimdi size tanışma hikayemizi anlatıyorum. 2007 yılında yemen'in sanaa kentinde karşılaştık. kendisinin 20 gün boyunca ilk gördüğümüz peştemal giymeyen erkek olmasının, onun ruh eşim olduğunu düşünmemde etken olduğunu düşünmeyin sakın. her neyse otel resepsiyonunda kayıt yaptırırken karşılaştık o ve yanında arjantinli arkadaşı ile (kendisi de irlandalı bu arada). bize nerelisiniz diye sordular ve türkiye cevabını alınca çantalarından bir türk bayrağı çıkarıp sallamaya başladılar ve eklediler biz de az önce istanbul'dan geldik buraya! neyse arjantinli eleman (ki o da inanılmaz yakışıklı bir abimizdi; boşanmış ve 14 yaşında bir oğlu vardı) dior'un makyözüymüş, 2 saat sonra çatıda buluşalım katalog çekiminde kullanmak için makyaj yapmak istiyorum dedi arkadaşıma. neticede iki saat sonra buluştuk, onlar makyaj yaparken biz de steve ile sohbete başladık. geçtiğimiz yıllar boyunca hep aynı yıllarda aynı ükelere gitmişiz (bunu özel kılan şey ise bu ülkelerin hepsinin normal şartlarda gidilmeyecek yerler olması) ve en sonunda yemen'de tanışma fırsatı yakalamışız. kendisi 5 kez türkiye'ye de gelmiş, biraz türkçe biliyor, ve bunun dışında arapça ve hintçesi var ayrıa çince ve japoncası da sular seller gibi. ve ben de zamanında arapça ve hintçe öğrenmiş biri olarak cümlelere ingilizce girip türkçe devam edip arapça çıkmaya başladık. üstelik müthiş eğlenceli ve esprili bir çocuktu. o günden sonraki 3 günümüz hiç ayrılmadan geçti. yemek zevkimizden alış veriş konusundaki tutumumuza dek her şey aynıydı. geceleri kahkahalarımız yüzünden otelin avlusu inliyordu resmen. hayatımda ilk kez kadere inandım ve evet dedim; kesinlikle tanrı var! aksi halde bunca ortak noktamın olduğu ve bunca iyi vakit geçirebildiğim bir adama neden allahın s.tir ettiği bir ülkede rastlayayım?!
    bu üç gün rüya gibi geçerken bir sürprizle daha karşılaştık, onlar da bizimle aynı gün aynı uçakta istanbul'a dönüyorlardı. bu gerçekten ilahi bir tesadüften başka bir şey olamazdı...
    hasılı kelam nihayetinde herkes evine yuvasına döndü, biz istanbul'a ve onlar da londra'ya. tabi ki birbirimizi o zamanların olmazsa olmazı msn'e ekledik. eve dönüşten iki gün sonra gece saat 1 sularında bizim arjantinli elemanı online gördüm. selam verdi, konuşmaya başladık. "üzgünüm" dedi... "hayırdır?" dedim...
    "steve beni terketti!" dedi...
    ...... (bu sessizlik benim cephemde yaşanıyor haliyle)
    yutkunup ağlamaya başlamam biraz zaman aldı tabi *
    bir yandan ağlayıp diğer yandan yaklaşık yarım saaat kadar arjantinli elemanı "sen daha iyilerine layıksın" minvalinde cümlelerle (ne dediğimin tam da bilincinde olmadan tabi) teselli ettim. "keşke ayrılmasaydınız", biz ikinizi de çok sevmiştik" falan dedim. bak yine ağlıycam şimdi, zor tutuyorum (smileyler hala burada)..
    adamla gerçekten de her anlamda ruh ikiziymişiz, o kadar ki ikimiz de erkeklerle ilgileniyoruz (böhühühüh)!!
    bir müddet bana yapılan bu ilahi şakanın şokuyla yaşadıktan sonra ruh ikizini bulmanın ille de mutlu sonla bitecek bir aşk hikayesi olmayabileceğini kafama vurularak da olsa anlamış oldum. bundan sonra bulacağım her hangi ruh ikizine de yan gözle bakanın gözünü oysunlar (nerde smileyler)
    ha bu arada hikaye burada sonlandı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. steve 3 kez daha türkiye'ye geldi ve her defasında görüştük. neticede de çok yakın bir gay arkadaşımla tanıştılar. şimdi gay arkadaşım aradan seneler geçmesine rağmen hala steve'e olan aşkından ve günün birinden onunla evleneceğinden falan bahsediyor.
    hayat ne tuhaf vapurlar filan..
  • ruh ikizleri ile ilgili bir teori var. hamile bir kadinin ikizlerinin olup olmayacagi 5. haftadan sonra belli olur, kesinlik kazanmasi daha uzun surermis. bazi hamilelikler ise ikiz olarak basladigi halde bir sure sonra bebeklerden birisi "eriyip" placenta'ya karistigi icin tek bebek olarak sonuclanirmis. bu sekilde ikiz olarak basladiklari hayat yolculuguna tek cocuk olarak devam edenler ise hayatlari boyunca o yokolan ikizlerinin yoklugunu hissederlermis. ya da varligini hissedip eksikligini duyarlarmis diyeyim.

    ailesinde gereginden fazla ikiz olan biri olarak bu teoriyi ilk defa okudugumda etkilenmistim. cunku hep birseylerin eksikligini hissetmisimdir hayatim boyunca. ruh ikizi ve ruh esi* ayirimina katiliyorum, benim eksikligini hissettigim bir mate degildi; beni tamamlayacak biri degil, benim yansimamdi, bendi. yeterince sizofrenik olsam ya da hayal gucum yeterince genis olsa, kucuklukten bir hayali arkadas uretir, onunla hayal dunyamda yasardim. denemedim degil ama kolay bir is degilmis!

    derken bugun birini gordum. ben yayilmis milk shakeimi hopurdetir, onumdeki masadaki ciftin kavgalarina kulak kabartirken geldi, onlarin yanindaki masaya oturdu. garipsedim once, ama bu kiz bana cok benziyordu. benzemek ne kelime, tipki bendi. saclari, saclarini toplayisi, yuzu, kollari, elleri ve o ellerin catali tutusu, boyu posu, giyimi... tipki benim gibiydi. tamam ben vejetaryenim ve o kofte yiyordu, tamam benim yuzugum isaret parmagimda onunki yuzuk parmagindaydi, ben saati sag koluma takarim, o sola takmisti, ben cantami capraz takarken soldan saga takiyorum, o sagdan sola takmisti, tamam ben lense ragbet etmisken o gozluk takmisti. ama yine de o benim etobur, yuzugunu yuzuk parmagina, saatini sol koluna takmis, cantasini sagdan sola takmis bir versiyonumdu, kopyamdi...eee, sey... ikizimdi.

    kafami uzatip kavga etmeyi surduren ciftin arasindan uzun uzun dikizledim ikizimi. ilk goruste ask da boyle bir sey olsa gerek! gozlerimi alamadim, heyecanlandim. insanin kendisini disaridan izlemesi ne ilginc bir duyguymus meger. hani olur ya filmlerde, olmek uzere olan insanin ruhu bedenden cikar, olmekte olan bedenini disardan izler, city of angels'de var boyle sahneler hatirliyorum. benimki de oyle bir seydi. aynaya bakmaktan cok cok farkli ve cok daha fazla etkileyiciydi. kendini ekranda izlemekten de farkli birsey, simultane cunku. o anda olup bitiyor hersey. o anda ona bakip "ben de tikinirken boyle gorunuyorum disaridan demek ki, benim yuruyusum de boyle gorunuyor demek ki" dedim. ona -hayatinda ilk defa gordugum bu insana- sevgi ve sevkat karisimi bir seyler hissettim. bir de o sevgi-sevkat karisimi seyi aslinda kendime hissettigimin farkina varip kendimi harika hissettim. kaotikti biraz, ikizimi karsimda bulunca "vay anasini sayin seyirciler!" bile diyemedim, "honk!?" deyip kaliverdim...

    sonra o koftelerini, ben milk shake'imi bitirdik. masalarimizdan kalktik. kavga eden cifti bir baslarina birakip kendi yollarimiza gittik. "insan ikizini bulunca boyle gitmesine izin verir mi?" diyenlere cevap: eger o gercekten ben gibiyse, tanimadigi birinin gelip de "ee, sey, biliyor musunuz, siz bana cok benziyorsunuz!" demesinden hic hoslasmazdi. sonra yururken dusundum de, eger bu ikizler teorisi dogruysa ve eger benim ikizim annemin karnindayken eriyip yokolduysa... keske yokolmasaymis be! onunla oturup karsilikli milk shake hopurdetmek eglenceli olurmus...
  • birlikte olmak istediginiz kisiye kendiniz hakkinda acikladiginiz seylere bu kisinin inanmasi halinde birbirinizin ruh ikizi olursunuz. ama ikiniz de sonunda birbirinizin bes para etmez insanlar oldugunu farkedersiniz ki bunu genelde ayni anda farketmeniz de sizin ruh ikizi oldugunuzu gosterir.
  • kırk yıla yaklaşmak üzere olan hayatım boyunca karşılaşmak için asla aramayıp sadece beklediğim, ekseriyetle bir deniz kenarında gelişimi beklediğini ve kavuşulan o an sulu gözlerle "işte sen o'sun!" diyerek birbirimize sarılacağımızı düşlediğim, birbirimizi hunharca anladığımız saatler süren sohbetler yapacağımız, her nerede değilsem orada bulunan, gerçek olamayacak kadar metaforik kişi.

    kimsenin anlamadığını düşündüğüm anlarda bile onun beni anlayacağını düşünürdüm hep. o, ne bir arkadaşlık uygulamasındaki profillerde, ne eş dost ayarlamalarında, ne işte, ne güçteydi.

    birlikte sevecektik en özel şeyleri, birlikte nefret edecektik en klişe şeylerden. sadece bir bakış yetecekti diğerini anlamaya. bazen saatlerce susarak bakacaktık birbirimize. gitme vakti diye bir şey olmayacaktı. birlikte ölecektik; ya hep ya hiç olacaktı her şey.

    olmadı... ne o geldi, ne ben onu arayacak enerjiye ve inanca sahip oldum. biliyordum ki kimi bulsam sadece "o zannettiklerim" olacaktı. öylesine özel, öylesine ulaşılamazdı o. her yerdeydi ama hiçbir yerdeydi.

    biliyorum, hiç görmediğim ve belki de göremeyeceğim sahillerde; hiç bilmediğim dillerle beni bekliyor ve ben biliyorum ki bir gün iki yaşlı olarak buluşsak bile sırf o an için "ama değdi" diyeceğiz.

    sadece o an için bile kalan ömrümde de bekleyeceğim onu, hiç gelmeyeceğini bile bile...
  • benim ikiz arjantin'de, hindistan'da, kutuplarda filan yaşıyor olsa gerek. üstelik de ya çok meşgul, ya çok zengin, ya da öyle fakir ki bir türkiye tatili düşünmüyor. dolayısıyla yolu bu taraflara düşmüyor. dolayısıyla bir türlü rastlaşamıyoruz.
    canımız sağ olsun.
  • sözlük sayesinde varlıklarını hissettiğim şeyler
  • iki dizeyle açıklamak gerekirse;

    "sen orda dalından koparılmış bir zerdali gibi dur.
    ben burda zerdalisiz bir dal gibi durayım.."