şükela:  tümü | bugün
  • kitap içinde adı geçen müzik eserleri için:

    01- güzin-baha * gençlik başımda duman
    02- sergey rahmaninov * op.3 no.4
    03- nikolai rimsky korsakov * the tale of tsar saltan
    04- piyotr ilyiç çaykovski* kuğu gölü
    05- fryderyk chopin * cenaze marşı
    06- wolfgang amadeus mozart * requiem
    07- wolfgang amadeus mozart * molto allegro
    08- joseph haydn * veda senfonisi
    09- hector berlioz * fantastik senfoni
    10- robert schumann * arabesk
    11- gabriel faure * pavane
    12- the cardigans * my favorite game
    13- nancy sinatra and lee hazlewood * summer wine
    14- zager and evans * in the year 2525
    15- dolly parton * jolene
    16- camille saint saens * le carnaval des animaux
    17- therion * the rise of sodom and gomorra
    18- don fardon * indian reservation
    19- tülay özer * öldürecekler beni
    20- nagat el saghira * ana baacha al bahr
    21- nancy sinatra and lee hazlewood * summer wine
    22- neşe karaböcek * ayrılık günü
    23- sergey prokofyev * allegro, ma non troppo
    24- orhan gencebay * kaderimin oyunu
    25- black rebel motorcycle club * beat the devil's tattoo
    26- ghazal shakeri * song of the red dervish
    27- müslüm gürses * hangimiz sevmedik
    28- felix mendelssohn * düğün marşı
  • --- spoiler ---
    başını omzuma yasladı. ve evrendeki tüm taşlar yerine oturdu.
    --- spoiler ---
  • - ruhi mücerret geldi mi?
    - yarın gelecek.
    - geçen hafta da öyle demiştiniz, bi' kontrol etseniz?
    - ah utandırdınız beni.
    - estağfurullah, siz de umutlandırdınız beni.

    diyaloğunu yaşatan kitaptır, fışkırır ruhi mücerret gibi merakım!
  • ilk sayfasında ilk diyoloğuyla sol kroşe indirip sersemleten kitaptır..
    "-hayat nasıl gidiyor?
    - yaşayan birine sor.."
  • --- ruhi mücerret'in mezar taşı ---

    ve mezar taşıma ‘sizi ayakta karşılayamadığım için özür dilerim’ yazdıracağım. (syf 25).
    aklımdan, mezar taşıma ‘tıbba inanmıyorum’ yazdırmak geçiyor. zülfikar ağabey’in başucunda imam kuran okuyor. ölüm döşeğinde okunabilecek kaç kitap var ki? (syf 34).
    mezar taşıma ‘2005’te öldüm. bu durumda kaç yıldır sigara içmiyorum?’ yazdıracağım. (syf 51).
    mezar taşıma ‘kurtuluşu için savaştığım ülkeye yeni adapte oluyorum’ yazdırmayı planlıyorum. (syf 55).
    mezar taşıma, yaldızlı harflerle ‘nutella’nın tadı hala damağımda’ yazdıracağım. (syf 64).
    mezar taşıma belki şöyle yazdırmalıyım: ‘benim için de dua et barbie.’ (syf: 72).
    mezar taşıma ‘barbaros hayrettin paşa’nın ne hissettiğini şimdi daha iyi anlıyorum’ yazdırmak belki en iyisi. (syf. 75)
    nazlı hilal’le tokalaşırken, mezar taşıma ne yazdıracağımı buldum: ‘yaşamak ölülerin de hakkı.’ (syf.82)
    mezar taşıma ‘ölü canlar bir olalım.’ yazdırabilirim. (syf. 97).
    mezar taşıma ‘uykum eskisinden de ağır’ yazdırsam iyi olacak. (syf.109)
    mezar taşıma ‘bu taş başka mezara ait, fakat elden ne gelir?’ yazdırabilirim. (syf.120)
    mezar taşıma ‘kız olsaydım, avni vav’la yatardım’ yazdırabilirdim. (syf.123)
    mezar taşıma ‘yalnızca geceleri dışarı çıkmama müsaade var.’ yazılsın isterdim. (syf.131)
    kararım kesin, mezar taşıma şu cümle kazınsın. ‘yaşamak bir ayrıcalıktı.’ (syf.133)
    mezar taşıma ‘hayat devam ediyor’ yazdıracağım. (syf.239)

    --- ruhi mücerret'in mezar taşı ---
  • --- spoiler ---

    aşk, birine seni mahvetme yetkisi vermek ve bunu kullanmayacağına güvenmektir.
    --- spoiler ---

    çok zekice
  • --- işte altını çizdiklerim ---

    kimileri kaderce mimlenmiştir, ruhi mücerret onlardan biriydi. (syf:18)

    tamam, ölenle ölünmüyor. lakin yaşayanla da yaşanılmıyor. (syf.29)

    ölüm karşısında herkes acemidir; ben de öyleyim. hala hayattasınız sevgili okur, şansınız var: acemi şansı.(syf 29)

    tesadüf, talih ve bahtsızlık ..hepsi kaderin şubeleridir. (syf, 31)

    mazideki kederleri hatırlamanın sağlayacağı koruma, unutmanın getireceği huzurun yanında bir hiçtir. lakin aklın forsu hafızaya sökmez. (syf, 31)

    mazide kalan herşey kısa sürmüş demektir. (syf.32)

    105 yaşındaki bir adam ile doktorun birbirine söyleyebileceği fazla bir şey yoktur. aklımdan mezar taşıma ‘tıbba inanmıyorum’ yazdırmak geçiyor. zülfikar ağabey’in başucunda imam kuran okuyor. ölüm döşeğinde okunabilecek kaç kitap var ki? (syf.34)

    velhasıl bendeniz sıcak çatışmadan ziyade soğumayan acının gazisiyim.
    diyeceksiniz ki ne çabuk, kalbin kararları bir, bilemedin iki saniyede alınır. buna mukabil, yaşlandıkça ihtiyat, tedbir, önlem, sakınma gibi, hayatla çelişen tutumlara dört elle sarılmayı öğreniriz. (syf.40)

    bendeniz, son tahlilde, hayvanseverlikte karar kılmış bir insan sarrafıyım. (syf.40)

    senden bekleneni, sana emredileni, ya da seni kurtaracak olanı değil; kalbinin derinliklerinde tasdikleneni yap. iyiliği içselleştir. (syf.41)

    evlilik dediğin kadına dırdır etme yetkisi, erkeğe de somurtma imtiyazı veren kutsal bağdır. (syf.41)

    ..hususi bir icadı yok. fakat o olmasaydı kuskusa hala sıçsıç diyorduk. (syf.43)

    zevk sahibi olmak, nelerin hoşumuza gittiğiyle alakalı değildir. zevklerimizi araştırarak edinir, tarzımızı düşünerek oluştururuz. insanın sesi gibi işitme duyusu da terbiyeye muhtaçtır. kulağı tavlayan melodilerden keyif almak, zevksizlerin de becerebileceği bir sathiliktir. elverir ki müziğin hakikatlisini, sanat eserinin güzidesini keşfedersin. müzik sanatların en ilahisi. faniliği hazmetmemiz için en münasip vasıtadır. bize bir başka dünyadan haber verir. ve böylece öte dünyanın varlığını duyumsamamızı temin eder. (syf.43)

    dünya kuşların tuvaletidir. [mülazım ishak bey, 1888-1920] (syf.46)

    aşk gençlerin oynadığı fakat ihtiyarların bildiği bir oyundur. (syf.47)

    tutarsızlıklarımın aynı kalmasında kendini gösteren tutarlılığın lanetinden yakayı sıyıramadım. (syf 53)

    savaşın amacı vatan için ölmek değil; karşı cephedeki piç kurusunun, vatanı için ölmesini sağlamaktır. [general george smith patton, 1885-1945], (syf.70)

    umut gerçeklerle, umutsuzluk ise hayatla bağlarını gevşetiyor insanın. (syf.87)

    allah niyetlerimiz ile akıbetimiz arasındaki bağı rahmetiyle kursun. (syf.94)

    aşk, sizde olmayan bir şeyi, bunu sizden istemeyen birine vermeye çalışmaktır. [jacques lacan, 1901-1981] (syf.100)

    nazlı hilal’le aynı şiirin kelimeleriyiz… fakat ben sayfanın yakılmış kısmındayım. (syf.100)

    ah, çiçekçiden aldığın gülleri götürüp kırlara yapıştıramazsın. (syf.100)

    hayatın hazırlık aşaması ömür boyu sürer. tam yaşamaya başlayacağın sırada sahadan şutlanırsın. (syf.101)

    insanların çoğu güç yetiremediği, beceremediği ve elde edemediği şeylere değer verir. (syf.111)

    can dostlarım… günahkarlar hoşgörülü ve özgürlükçüdür, çünkü empati kurmalarına bir engel yoktur. pişmanlık bir aydınlanma anıdır ve tövbe hem bir psikolojik analiz, hem de ‘kendini bilme’nin ideal görünümüdür. şükür, güzellikleri keşfetmeye yönelik dikkatin gelişkinliğidir. ayrıca, zamanla tatlanan acı hatıralar ile unutulan mutluluklar arasındaki farka denk gelen saçmalığı telafi eder. şükreden kişi kendisiyle barışarak yücelme imkanlarını genişletir. dua, yoğun bir konsantrasyon ve dahiyane bir titizlikle tanzim edilmelidir. ebeveyninden oyuncak isteyen şuursuz katır tohumunun münasebetsiz figanına benzer yakarışlar, içtenlikli olsa bile, dua mıdır? benliğinin rotasını çizmek üzere ilahi yardım talep eden kulun telaffuz ettiği her hece dünyayı değiştirir. dolayısıyla, egoist talepler, allah’a hitabı parazitlendirir. velhasıl dua, mevcudiyetimizin; evrensel ve ilahi olanla bağını, ilmi usullerle tespit ve şiirsel ifadelerle tasdiktir. tövbe, şükür ve duanın kesişim alanları vardır. eylemindeki hatayı saptayarak tövbeye yöneldiğin için şükredebilir ve şükrünün niteliğinin zenginleşmesi için dua edebilirsin. zikir ise… hatırlamak ve hatırlanana münasip duygu, ifade ve davranışlara yönelmektir. günaha, gaflete, teşevvüşe, hataya, nankörlüğe, tereddüde, şehvete, unutuşa, tembelliğe, boşboğazlığa, yanlışa, kazaya, aldanışa, açgözlülüğe, skandala, pespayeliğe, korkuya… kapılmadan allah yolunda ilerleyemezsin. bu sözlerimin manasını kavramada; göğsünüz ile kafanızdan müteşekkil dublekste ikamet eden şeytanın danışmanlığı fayda verir mi bilmem. (syf. 119)

    leonard bernstein, ‘hakiki müziksever, banyoda şarkı söyleyen kızı işitince, anahtar deliğine gözünü değil, kulağını dayayandır.’ diyen muhterem. (syf.121)

    bazen kötüler, nadiren de iyiler kazanır. çoğunlukla herkes kaybeder. (syf.100), avni vav.

    ah… mücizeler kaderi değiştirmez. ve aşk, insana ıstırabını gizleme gücü verir. bu öpücükle, kişisel kıyametimin en büyük alameti de belirmişti. (syf.133)

    ‘nuh tufan, geçen pazar günü piyangodan 100 milyon lira kazanmış, doğru mu?
    evet doğru. yalnız pazar değil pazartesiydi. piyango değil tavlaydı. ayrıca nuh tufan değil ibrahim kurban’dı. ve 100 milyon değil 100 liraydı. bir de kazanmamış, kaybetmişti.’ [üçüz üçkağıtçılar], (syf.135)

    dost henüz saldırmamış düşman demektir. (syf.141)

    kendini tanımaktan hoşnutluk duymamış birinin beğenisini kazanmak zordur. konuşurken, beş para etmez fikirlerini, anlaşılmaz kılmayı başarıyor, böylece prestijini perçinliyordu. (syf.141)

    bir insan acıdan delirdiğinde diğer insanlar onun acısını değil, deliliğini görürler. (syf.144)

    hayat satrancın aksine, şah-mattan sonra da devam eder. [ısaac asimov], (syf.145)

    arzulamak, elde etmekten; hasret, kavuşmaktan; hatırlamak, unutmaktan bin kat şiddetliydi. (syf.145)

    rüyalarımın kadınıyla karşılaşmıştım. tek fark…rüyalarımın kadını giyinik değildi. (syf.151)

    felek tesadüflerle sağ gösterir ve gerçeklerle sol vurur. mutluluk bu ikisi arasında geçen sürede yaşanır. (syf.151)

    hasretin faturası öpücükle ödeniyor muymuş? ıstırabın haracı seks kredisiyle mi kapatılıyormuş? galiba ben..pavlov’un freud’a hediye ettiği köpeğiyim. (syf.151)

    seksi kadın yalan, tuzak ve imtihandan mürekkeptir. (syf.151)

    bu kadın, parçalarının toplamından fazlaydı. mahcup ve sempatik bir havaya bürünmüştü. gözlerinde renkli mineraller uçuşuyordu. erkeğin kalbine giden yolda ışık hızıyla ilerliyordu. herkes bilir: kadının kalbine varan kestirme bir yol yoktur. beni avlarken ‘kırılgan eşya’ muamelesi yapıyordu. güzel kadınlar, kurnazlıklarını gizleyecek kadar kurnazdırlar. kimin umurunda. burada asimetrik bir aşkın kurdelesini kesiyoruz saygıdeğer okur. (syf.152)

    hem oltanın hem de namlunun ucundaydım. (syf.158)

    sistem ve kurumların öncelikli fonksiyonu kendini korumaktır, insanı değil. aksi taktirde yozlaşamazlar… bize katılmak isterseniz yerimizi biliyorsunuz. (syf.160)

    takım ruhu kisvesinde, sürü psikolojisini körüklüyordum. (syf.166)

    yeğenimi yaşatmak için şerefimi piyasaya sürmüştüm. anlıyordum ki iyi niyetle masumiyetin alakası yok. vicdan ile bilincin birbirinden kopmayacağı kavrayınca, dananın kuyruğu kopuyordu. (syf.166)

    meme şeklinde sabunlar yapılsaydı, dünya daha temiz bir yer olurdu. [gaius plinius secundus, 23-79 naturalis historia], (syf.168)

    en korkunç kabuslar konusunu gerçek hayattan alır. (syf.168)

    onun beni anlama kudreti, benim hislerimi dile getirme yeteneğimden üstündü. (syf.169)

    değiştiremediği şeylerin onu değiştirmesini istemiyordu. (syf.169)

    olgun, dürüst, onurlu, cesur, akıllı, zevk sahibi, cömert, müşfik, iffetli ve espritüel olduğunu sanırdı. cahil, riyakar, aşağılık, korkak, budala, terbiyesiz, cimri, gaddar, namussuz ve hoyrattı halbuki. aptallar, kötüleri zeki zanneder. onun kötülükleri hepimizi aptallaştırmıştı. ve aptallık, ileri yaşlarda deliliğe dönüşür. (syf.169)

    kapris, adi kimselerde hayranlık uyandırır. (syf.170)

    aile büyüğü ile aranızda kapanmayan bir duygusal hesap varsa, geberip gittiğinde, onu affetme umudunu ilelebet karartır. yola, kalbinizde zehirli bir hançerle devam etmek zorunda kalırsınız. (syf.170)

    bir insan hakkındaki gerçek duygularımız, onu uyandırırken açığa çıkar.
    medikal berdel. (syf.175)

    bir serserinin kendini aştığı anlar vardır. (syf.175)

    alınyazının altına imzanı atamazsın. (syf.178)

    mucizeler kaderi değiştirmez. (syf.181)

    dedikodular vız gelir bana, yârin kucağında hız gelir bana. [macar halk türküsü], (syf.190).

    erkeksen, pişmanlık içinde uyanmak kaderindir. geceyi yalnız geçirsen de geçirmesen de. (syf.192)

    mezar taşlarındaki ölüm tarihleri, ölülerin bizi kaç yıldır beklediğini gösterir. (syf.206)

    vicdanını korursan, aklını kaçırmazsın. (syf.209)

    insan yapamayacağı kötülüğü başkasından ummaz. (syf.211)

    “eşi bulunmaz biri, içimizden biri değildir.
    tembellik, duyguları harekete geçirir.
    budalalar seni, çoktan terkettiğin hatalarınla suçlar. zekiler ise tutarsızlıkla.
    böcek senin dilini yemeden sen böceği ye.
    bencillik, aptalların kendine zarar verme yöntemlerinin en yaygınıdır.
    ‘s.ktir git’ yerine, ‘teşekkür ederim’ diyeceksin. efendilik budur. (ruhi mücerret.)” (syf.213)

    facebook, ilişkilerimizdeki tsunamilerin etkisini yatıştran bir kızılay çadırı. (syf.215)

    aşk, birine seni mahvetme yetkisi vermek ve bunu kullanmayacağına güvenmektir. [antuan quentin 1888-1977, katliamı önleyen katliam], (syf.217)

    seni öldürmeyen şey, seni şişmanlatır. (syf.237)

    espri hakikate yaklaşmanın, şaka ise gerçeklerden kaçmanın yoludur. (syf.239)

    ‘çay alır mıydınız?’ bu cümleye dikkat edin sevgili okur. bir düşüncenizi söylediğiniz anda çay teklif eden kimse, size katılmıyor demektir. (syf.242)

    ‘oğuz atay’ın tutunamayanlar romanı, 99. sayfa: ‘kişisel değer saydığımız şeylerin, toplumun baskısıyla edinilmiş sahte nitelikler olabileceğini, hiçbir zaman aklımızdan çıkarmamalıyız.’’ (syf.263)

    baudrillard’a göre çağımızda herhangi bir mesajın iletkenlik kazanması, içerdiği terör enerjisiyle doğru orantılıdır. (syf.266)

    psikopatlar iyi hatiptir, sadistler tatlı dilli, caniler mültefit, masum’un yaptıklarından nefret etsem de zekasına hayranlık duyuyordum. (syf.266)

    acı gerçekler bazen dandiktir. (syf.272)

    iki kişinin birbirini aynı yoğunlukta sevmesi imkansız. dolayısıyla aşkta acılar ve sevinçler hakkaniyetli paylaşılmaz. aşk adil değildi. demokratiklik ve özgürlükçülüğün kıyısından bile geçmiyordu. dahası istikrar ve kalıcılıktan da nasipsizdi. sana en şiddetli tokadı patlatacak eli okşamaktan ibaretti! (syf.273)
    mutsuz kimselerin şerrinden sakın. (syf.276)

    duaların kabul olsun istiyorsan, başkaları için dua et. [okello oculi] (syf.276)

    ‘hayatında başrolde olamıyorsan..ne diyebilirim, figüranlar s.ksin seni.’ (syf.294)

    kontol edilebiliyorsa, öfke değildir. (syf.296)

    asırlardır yücelten akıl, düşüncenin en inatçı düşmanıdır. ancak bunu farkettiğin andan itibaren düşünmeye başlarsın. [martin heidegger, 1889-1976], (syf.298)

    kıskançlık, nedenini arayan ıstıraptır. (syf.300)

    eğer beni vaktiyle neden sevdiğini anlamaya çalışıyorsan, gerekçeleri bulduğunda sevgini kaybedebilirsin.
    niye?
    çünkü duygular, izahlarla paketlenip etiketlendiklerinde ölürler. (syf.301)

    kalbin ya paramparça kırılmak ya da taş gibi katılaşmak zorunda kaldığı bu dünyayı terk ediyorum. [nicholas chamfort’un intihar notu, 1741-1794], eğer beni vaktiyle neden sevdiğini anlamaya çalışıyorsan, gerekçeleri bulduğunda sevgini kaybedebilirsin.
    niye?
    çünkü duygular, izahlarla paketlenip etiketlendiklerinde ölürler. (syf.307)

    hakikat, ölümü aydınlatırken hayatı karartır. [alper canıgüz], eğer beni vaktiyle neden sevdiğini anlamaya çalışıyorsan, gerekçeleri bulduğunda sevgini kaybedebilirsin.
    niye?
    çünkü duygular, izahlarla paketlenip etiketlendiklerinde ölürler. (syf.309)

    --- işte altını çizdiklerim ---
  • --- civan kazanova'nın icatları ---

    ‘saatte 300 km hızla motosiklet kullanırken kaskın içinde hapşırmak’ diye bir şey olmasaydı ben icat ederdim. (syf 140)
    ‘yangından korunma broşürüyle şömineyi tutuşturmak’ diye bir şey olmasaydı, ben icat ederdim. (syf.148)
    eğer, ‘ayağına gelen fırsatı tepmek’ diye bir şey olmasaydı ben icat ederdim. (syf. 153).
    ‘boks ringinde kazanıp, dans pistinde kaybetmek’ diye bir şey olmasaydı ben icat ederdim. (syf.157)
    ‘kendi os.ruğunu başkasının g.tüne tıkmak’ diye bir şey olmasaydı, ben icat ederdim. (syf.174).
    ‘ilk görüşte vurulmak’ diye bir şey olmasaydı, ben icat ederdim. (syf.178)
    ‘platonik aşk’ diye bir şey olmasaydı ben icat ederdim. (syf.182)
    ‘cehennemin avlusuna molotof kokteyli atmak’ diye bir şey olmasaydı, ben icat ederdim. (syf.192)
    ‘hortlamak’ diye bir şey olmasaydı, ben icat ederdim. (syf.193)
    ‘papazı g.t altında bulmak’ diye bir şey olmasaydı, ben icat ederdim. (syf.208)
    ‘elektrikli tel örgüye işemek’ diye bir şey olmasaydı, ben icat ederdim. (syf.212)
    ‘iki buz küpünü birbirine vurarak ateş yakmak’ diye bir şey olmasaydı, ben icat ederdim. (syf.214)
    ‘titanic’e bilet alıp (filme değil, gemiye), filikada yer bulamamak’ diye bir şey olmasaydı, biz icat ederdik. (syf.225)
    ‘ruhunun selameti için çaresizce kendini kandırmak’ diye bir şey olmasaydı, ben icat ederdim. (syf.230)
    ‘elektrikli testereleri havaya atıp tutmak’ diye bir şey olmasaydı, ben icat ederdim. (syf.234)
    ‘denizin dibine fare kapanları kurmak’ diye bir şey olmasaydı, ben icat ederdim. (syf.270)
    ‘seni kahraman yapacak denli büyük, kazanabileceğin kadar kolay savaşlara katılmak’ diye bir şey olmasaydı ben icat ederdim. (syf.282)
    ‘üzüm yiyen köpeği pekmez s.çana kadar kovalamak’ diye bir şey olmasaydı ben icat ederdim. (syf.285)
    ‘yapabileceği tüm hataları yapıp hiç ders almamak’ diye bir şey olmasaydı, ben icat ederdim. (syf.246)
    ‘ahır yangınını şerbetle söndürmek’ diye bir şey olmasaydı, ben icat ederdim. (syf.257)

    --- civan kazanova'nın icatları ---
  • --- spoiler ---

    "dünyayı değiştirecek kapasiteye sahip kişiler, genellikle, hayatta kalma konusunda beceriksizdirler."

    "bazen kötüler, nadiren de iyiler kazanır. çoğunlukla herkes kaybeder."

    "bir insan acıdan delirdiğinde, diğerleri onun acısını değil, deliliğini görürler"

    --- spoiler ---
  • sayfa 144'de şöyle bir cümle geçiyor, "bir insan acıdan delirdiğinde, diğerleri onun acısını değil, deliliğini görürler." sırf bu cümledeki ruh hali uğruna okunur be sözlük.