şükela:  tümü | bugün
  • kişinin kendini tanrı'dan uzak hissetmesi, tanrı'yı aradığı halde içinde bulamaması nedeniyle yoğun ruhani acılar çekme deneyimi için kullanılan terim.
    buna göre kişi günah halinde olmamasına karşın şiddetli sınanma ve acılar yaşar ve bu sayede, farkında olmaksızın arınır ve tanrı'yla daha derin bir birlikteliğe hazırlanırmış.
  • "aydınlanma kulağa hoş gelen, maneviyat yolcularını kendisine ateş misali çeken bir sözcük; fakat her şey gibi onun da bir bedeli var: kendiniz bir aleve dönüşene dek bu ateşte diri diri yanmak. işte kundalini tam da bunu yapar; ruhunuzda birikmiş tozu ve kiri ateşe vererek küllerinizden yeniden doğmanızı sağlar. bu çok acı verici deneyim, bazılarımız için bir ameliyat kadar gerekli olabilir.
    kundalini uyanışı gerçekten de zorlu bir süreçtir ve ruhu, ışığa ulaştırmak için oldukça karanlık bir yoldan geçirir. bu güçlü enerjinin yarattığı sıkıntılar, “ruhun karanlık gecesi” olarak da bilinir ve sıklıkla depresyonla karıştırılır. bu soyut mistik ve psikolojik terimler, durumun ne kadar korkutucu olabileceği konusunda yeterince fikir vermez. bu deneyimin içerdiği “karanlığı”, anlamak için işsiz, eşsiz, hayatta bağlanabileceğiniz tek bir şey bile olmadan kaldığınızı, delirecekmiş gibi hissettiğinizi bir de üstüne saldırıya uğradığınızı, içinde para olmayan cüzdanınızın dahi çalındığını ve ölümle yüz yüze geldiğinizi düşünmeniz yeterlidir (kundalini deneyimi süresince bunların hepsi gerçekten de olabilir ya da bunların ardından bir kundalini uyanışı yaşanabilir, fakat bu travmaların hepsi aydınlanma yolculuğunuzla bir şekilde ilgilidir). hem maddi hem de manevi dünyada yoklukla terbiye edilirsiniz. işte ruhun karanlık gecesi budur; hiçbir şeysiz, tek başına, ateşten denizleri mumdan bir kayık bile olmadan geçmek. işin tuhafı, aradığınız fakat aradığınızı bile bilmediğiniz şey, tam da bu hiçbir şeysizliğin ortasındaki teslimiyette yatar. dibin dibine indiğinizde her şey, bütün bu hayat mücadelesi anlamsızlaşır; artık savaşmaktan yorgun düşüp bir anda kendinizi hayat denilen bu anlamsız boşluğa bırakırsınız. işte mücadeleyi bıraktığınız o an, daha önce hiç hissetmediğiniz bir rahatlama duyarsınız. o başınızın etini sürekli yiyen ses, ilk kez yok olmuştur; çünkü egonuz da ilk defa gitmiştir. mücadelenin bitmesi ve egonun gitmesiyle birlikte en derininizde bir ışık sezersiniz, içinizde olduğunu dahi bilmediğiniz bir ışık. bütün bu belirsizliğin, kaosun ortasında size güvende olduğunuzu hissettiren su gibi rahatlatıcı bir ışık.
    bu ilk kıvılcım, sadece bir başlangıçtır. ruhun karanlık gecesi asıl bundan sonra başlar. dış koşullardan dolayı zayıf düşmüş ego, geçici olarak kontrolü bırakmıştır; ama ilk fırsatta kontrolü tekrar eline almaya çalışır. bundan sonra içinizde bir savaş başlar. egonuz, ruhunuz üzerindeki egemenliğini tekrar ele geçirmek için zihinle işbirliği içinde akla hayale gelmedik kurnazlıklar yapar, hatta manevi bir kılığa bile bürünür. yaşam enerjinizin artmasını engellemek için elinden geleni ardına koymaz. fakat kundalini ateşi, içinize düşmüştür bir kere. o sizi yakıp iyileştirdikçe egonun direnci ve tutunma mücadelesi de artar. egonuz, kontrolü yeni doğmakta olan ruhsal enerjinize bırakmamak için kıyasıya bir savaş verirken siz de parçalanıp yorgun düşersiniz.
    egonuz yerine kundalini’ye teslim olabilirseniz süreç nispeten rahattır; fakat her halükarda ruhsal yükselişlerin ardından en az onun kadar şiddetli düşüşler yaşanır. henüz kanatları çıkmadan uçmaya çalışan ruh, öğrenme sürecinde sık sık yere çakılır. bu iniş ve çıkışlar, hem ruhsal hem de bedensel olarak yorucudur. özellikle de iniş dönemleri depresyonla karıştırılır. hissedilen karanlık düzeyi ve hayatın anlamsızlığına ilişkin düşünceler bakımından depresyona benzese de bu süreçte hissetmeye izin verilen her acının ardından bir rahatlama, iyileşme ve yükselme gelir. acı bir ilaç gibidir, kundalini. bilinçdışınızın derinliklerindeki en ufak travmaları bile gün yüzüne çıkarır. tam biri bitti artık rahatladım derken ardından bir tane daha gelir. bu korku tüneli, insana, özellikle de geçmişte travması çok olanlara, hiç bitmeyecek gibi gelir. zamanla bunlar seyrekleşir ve siz kundalini’nin bunları acıtmak için değil, iyileştirmek için yaptığını anlarsınız. bu süreçte acıya ne kadar izin verebilirseniz o kadar iyileşirsiniz. depresyonda sadece yutucu bir karanlık varken kundalini’de bu karanlığın ortasında iyileştirici bir ateş yanmaktadır.
    dışarıdan bakanlar kundalini uyanışını anlamayabilirler, ortaya çıkarttığı sendromlar ve yaydığı dumandan dolayı kişiye depresif ya da manik depresif gibi tanılar koyabilirler. fakat farkı hissedebilecek olan sizsiniz; anlamsızlık ve acıyla birlikte bir iyileşme ve rahatlama da geliyorsa bu depresyon değil, ruhsal yaşam enerjinizin bahar temizliğidir.
    kundalini enerjisi titizlikle ruhunuzda kaldırılmadık eşya bırakmazken bu ruhsal temizlik sırasında bodrumda ya da tavan arasından unutulmuş tuhaf şeyleri de ortaya çıkarabilir. halüsinasyonlar görebilir, içinizde sesler duyabilirsiniz. tanrıyla, ruhlarla ya da meleklerle konuştuğunuzu ya da onların size mesajlar verdiğini düşünebilirsiniz. ciddi bir rahatsızlık duymadığınız ya da bir şeyden şüphelenmediğiniz sürece bu tip deneyimlerinizi başkalarıyla paylaşmanızı önermem, zira işleri daha da karıştırabilir. bu, tek başına gidilmesi gereken bir yoldur. zaten çoğu zaman içinizdeki savaştan bitkin düştüğünüz için insanlarla iletişimi minimumda tutarsınız. bu noktada neyi ne kadar paylaşacağınızla ilgili sezgilerinizi ve bedeninizi dinlemenizde fayda var.
    bedeniyle barışık olmayanlar için kundalini uyanışı, ruhsal sıkıntıların yanı sıra fiziksel rahatsızlıklar da getirebilir. nereden geldiği anlaşılmayan doğum sancısı gibi sancılar hissedebilirsiniz. bu acıları kabullenebilirseniz sizin için her şey daha kolay olur. bunlar çoğu zaman kundali’nin iyileştirici gücünün işaretidir. gerekli durumlarda en azından bir doktora gidilebilir, ama bir şey çıkmazsa da endişelenecek bir şey yok. bedeni aşağılayan, ona ikinci sınıf muamele yapanlar da bedeni üzerine aşırı titizlenenler de fazladan fiziksel sıkıntılar yaşayabilirler. onların dersi, kontrolü bedene bırakmaktır. benzer şekilde cinselliğini bastıranlar da bu süreçte aşırı cinsel duygulanımlar hissedebilirler. hepsi için de en etkili çözüm yolu, izin verme meditasyonu’dur.
    bedeniyle barışık insanlarda kundalini’nin fiziksel etkisi daha yumuşak olacak, fakat kesinlikle hissedilecektir. eğer bedeninizin çeşitli yerlerinde hareket eden bir enerji duyumsamıyorsanız yaşadığınız bir kundalini uyanışı değildir. kundalini, rahatsız edici olmasa bile varlığını mutlaka belli eder. hatta benim gibi birçok insan, ancak bedenindeki bu tuhaf duyumlarla karşılaştıktan sonra kundalini diye bir şeyin varlığından haberdar olmuştur. kuyruk sokumunda kalp gibi atan bir enerji, omurgada titreşimler, kalbin etrafında ve boyunda bir enerji dalgası, üçüncü göze karşılık gelen yerde ve kafatasında karıncalanma ve kaşıntılar, erojen bölgelerde kendiliğinden orgazmik kasılmalar gibi fiziksel belirtileri olabilir. ruhsal yaşam enerjisi, duyularınızı da keskinleştirir. bu bazen keyifli bazen de rahatsız edicidir (mis gibi kokularıyla başınızı döndüren sümbüller birkaç gün sonra çürüyünce kusmanıza neden olabilirler). prenses ve bezelye masalındaki prenses gibi en ufacık şeylerden etkilenebilirsiniz. sesler, kokular, renkler ve tatlar belirginleşir; algılarınız uyuşturucu almışsınız gibi açılır.
    kundalini enerjisi genelde kuyruk sokumunda başlayıp yukarı doğru hareket etmekle birlikte, herkeste farklı yerlerde başlayabilir. baş bölgesine çıktığında ise enerji dalgalanmaları genelde biter. bu aşamada kundalini durdu gibi hissedilebilse de yukarı çıktığında kafaya bir ağırlık olarak yerleşir (bazen baş ağrısı olur). artan ve genişleyen bilinç, baş bölgesinde fiziksel bir ağırlık gibi duyumsanır. kişinin ihtiyaçlarına ve durumuna göre bu belirtiler farklılık gösterebilir, ama kundalini mutlaka alışılmadık bir bedensel his yaratacaktır. kilosu bu süreçte aynı kalsa bile kişi, genelde bedenini daha hafif hissedecektir. bu hafifleme ve rahatlama, yapılan ruhsal temizlik işleminden kaynaklanır.
    bedeninizde ve benliğinizde bu kadar çok dönüşüm ve savaş yaşanırken yapabileceğiniz en iyi şey, iyi veya kötü demeden olup biten her şeye izin vermektir. bu evrede, mutsuzluğu yaratanın ne olduğunu çok net görürsünüz ve onu yok etmek istersiniz, fakat en doğrusu onu da kabullenmektir. mutsuzluğu yaratan, hiçbir zaman tatmin olmayan “negatif ego”dur . arzusu bir gerçekleşse mutlu olacağı vaadiyle sizi kandıran ama hangi arzusunu yerine getirseniz hiçbir zaman memnun olmayan ego. araba alsanız ev isteyen, ev alsanız eş isteyen, evlenseniz çocuk isteyen, çocuk yapsanız ona okul isteyen, sürekli bir şey isteyen ama hiçbir zaman hiçbir şeyle tatmin olmayan ego. bu ego şimdiye kadar sizi istediği gibi yönetmiştir; fakat ruhunuzda özgürlük ateşi artık yanmaya başlamış, onu köşeye sıkıştırmıştır. köşeye sıkıştıkça deliren ego daha da fazla sorun yarattığı için ruhun karanlık gecesi’nde bütün sorunlarınızın kaynağını net bir biçimde görürsünüz. fakat öldürmeye çalışmak bile “manevi bir ego” yaratarak onu daha da kuvvetlendirir. ayrıca birçoğunun düşündüğünün aksine ego ölmez (bu yüzden “egonun ölümü”nü salık veren birçok guru’nun çok şişkin “manevi ego”ları vardır), ancak son testi geçtikten sonra ego aşılabilir.
    bu süreçte direniş ve mücadele boşunadır. içinizde süregiden bu savaşa dâhil olmadan, bir savaş “alanı” olarak kalabilirseniz daha rahat edersiniz. ateşin yakıcılığı arttıkça mutsuzluğunuz da artacaktır; fakat bu iyiye işarettir, derinleşen mutsuzluğunuz aslında can çekişen egonuzun imdat çığlığıdır. egonun bu çığlıklarını içinizde yükselen coşkun mutluluk dalgaları ve esrimeler takip edecek; her ikisi de dengede durmanızı epey zorlaştıracaktır. bir süre sonra son testinizi de atlattıktan sonra bu iç savaş bitecek, gökyüzünde güneş açacaktır.
    en son test, en zor testtir. çünkü ona bütün dünyevi bağlarınızı ateşe atmanız, egonun oyunlarına kanmamayı öğrenmeniz yetmez. ona mutsuzluklarınızı, yalnızlıklarınızı ve yaralarınızı bırakmanız da yetmez (evet, çaresiz insan bunlara bile bir can simidi gibi tutunur). hayır, denge noktasına, hiçbir derdinizin olmadığı, hiçbir şeye tutunmadığınız, o güzel ve boş sıfıra varmanız da yetmez ona (birçok ermiş ve mistik, dünyaya sırtını dönüp sıfırın bu büyüleyici boşluğunda, hiçlikte yitmiştir). bu son testi geçebilmek için en büyük korkunuzu yenmeniz ve sıfırın içini varlığın ışığıyla doldurmanız gerekir. marianne williamson’ın dediği gibi "en derin korkumuz yetersiz olmak değildir. en büyük korkumuz ölçülemeyecek kadar güçlü olmamızdır. bizi asıl korkutan karanlığımız değil, ışığımızdır”. en zor ve en son ders, varlığımızı doldurması için ışık’a izin vermektir, çünkü o hiçbir yere izinsiz girmez."
  • s*: "sevdiğim, senin için ne yapabilirim? seni tamamen terk ettim."
    b*: "o zaman niye hala ağlıyorsun? seni gözyaşları içinde görmeye dayanamadığımı biliyorsun."
    s: "kara yılan asasına sahip olduğun için senin incinemez olduğunun sanmıştım."
    b: "ben asanın etkisinden kuşkuluyum. yine de bir açıdan yardımı oluyor bana: ipe çekilmiş olmama karşın havasızlıktan boğulmuyorum. gerçekten ürkütücü bir iyilik ve yardım bu. en azından şu urganı kesmek istemez misin?
    s: "nasıl keseyim? çok yükseğe asılmışsın. yaşam ağacının tepesinde asılısın ve oraya ulaşamıyorum. kendin yapamaz mısın, yılan bilgeliğinin sahibi?
    b: "uzun süre mi asılı kalacağım böyle?"
    s: "kendini kurtarmanın bir yolunu bulana dek."
    b: "öyleyse en azından ruhumun kuşunun benim için cennet'ten alıp getirdiği taç hakkında ne düşünüyorsun, onu söyle."
    s: "ne diyorsun? taç mı? taç sende mi? ne şanslısın, bir de hala yakınıyorsun."
    b: "asılmış bir kral, köy yollarında el açmış ama asılmamış bütün dilencilerle yer değiştirmek için can atar."
    s (kendinden geçerek): "taç! taç sende!"
    b: "salome, acı bana. nedir bu tacın sırrı?"
    s (kendinden geçerek): "taç! sen taçlandırılacaksın! ne mutlu bana ve sana!"
    b: "ah, ne istersin bu taçtan? anlamıyorum ve anlatılmaz bir acı çekiyorum."
    s (acımasızca): "anlayana kadar asılı kal."

    carl gustav jung, the red book
  • ahdad'ın 3. bölümünde bahsedilir: erigitur virtus tacta
  • "her kim ki yukarılara tırmanacaksa, oraya baş aşağı çıkmak zorunda; alttaki ancak o zaman yukarıda olur." gustav meyrink, der engel vom westlichen fenster